Nazım Alpman
Tüm Yazıları
İyiliğin Kalbi Ankara
Ana Sayfa Tüm Yazılar İyiliğin Kalbi Ankara

Ankara, ülkenin tam ortasında bir başkent olmaktan ibaret değildir. Bu şehirde iyilik, yüksek sesle söylenmez; çoğu zaman yüzüne bakıp geçersiniz ama o siz yürürken omzunuza hafifçe dokunur. İç Anadolu’nun kuru rüzgârı gibi, görünmez ama hissedilir. Ankara’nın iyiliği de böyledir: “Sessiz, derin ve inatçı!” Bir şey daha vardır ki Ankara’yı Ankara yapan, yürüyüşler! Bunlar umudun peşinden […]

Ankara, ülkenin tam ortasında bir başkent olmaktan ibaret değildir. Bu şehirde iyilik, yüksek sesle söylenmez; çoğu zaman yüzüne bakıp geçersiniz ama o siz yürürken omzunuza hafifçe dokunur. İç Anadolu’nun kuru rüzgârı gibi, görünmez ama hissedilir. Ankara’nın iyiliği de böyledir:

“Sessiz, derin ve inatçı!”

Bir şey daha vardır ki Ankara’yı Ankara yapan, yürüyüşler!

Bunlar umudun peşinden adımlayarak ülkenin kalbine varan eylemlerdir:

“Ankara Yürüyüşleri!”

Her yürüyüşün kentin belleğine bırakılmış küçük bir not olduğu biliniyor. Hak arama yürüyüşlerinin uzun bir listesi var. Biz tarihteki yerleri bakımından öne çıkanlara bakalım.

Çorum Belediyesi işçileri, işten atılmalarını protesto etmek ve işlerine geri dönmek için 27 Temmuz 1966’da Çorum’dan yalınayak yola çıkmışlardı. Genel-İş Başkanı Abdullah Baştürk de işçilerle birlikte yürüyerek Ankara’ya gelmişti. İşçilerin umudu Ankara’daydı. Danıştay işçilerin işe iadesine karar verdi.     

Bir yıl sonra üniversite öğrencileri özel üniversitelerin açılmasını protesto etmeye karar verince yönlerini yine Ankara’ya döndüler. İstanbul’dan Ankara’ya yürüyüp Kurtuluş’ta miting yapmışlardı.  Özel yüksek okullar daha sonra kapatılmıştı.

1968’de başını Deniz Gezmiş’in çektiği “Tam Bağımsız Türkiye İçin Mustafa Kemal Yürüyüşü” Samsun’dan başlayıp 12 gün sürmüş ve 350 kilometre yürüyerek Anıtkabir’e varan gençler anıttaki özel deftere şu satırları yazmışlardı:

“Milli Kurtuluş yolunda gerçekten Amerikan emperyalizmine karşı  İZİNDEYİZ. Milli Kurtuluş Mücadelesi yok edilemez. Onu yok etmek için bütün Türk Milletini yok etmek gerekir.”

Eski yıllarda film senaryoları Ankara’da okunup onay alındıktan sonra filmler çekilebiliyordu. 1977’de tam 50 senaryo sansüre takılınca Yeşilçam’da hiç film çekilemedi. 5 Kasım 1977’de Yeşilçam oyuncuları, yönetmenler, set işçileri İstanbul’dan yola çıkıp üç gün süren bir eylemle “Sansürü Protesto Yürüyüşü” düzenlediler.

4 Ocak 1991’de Zonguldak’tan yola çıkan maden işçilerinin de hedefi Ankara’ya varmaktı. 

2011’de ülkenin dört bir yanından hareket eden doğa savunucuları günlerce Ankara’ya doğru yürüdüler.

Ankara’ya varılınca sessiz de olsa eylemcilerin içlerindeki umudun bir adı vardı. Ülkenin en karanlık günlerinde öyle olmamış mıydı? Kurtuluş Savaşı’nın merkezi, aynı zamanda iyiliğin kalbi değil miydi? Sözleri Mehmet Ali Ertekin’e, bestesi Halil Bedii Yönetken’e ait olan Ankara Marşı, başkentin şifasına olan güveni de perçinliyordu:

“Ankara Ankara; güzel Ankara/ Seni görmek ister her bahtı kara/ Senden yardım umar her düşen dara/ Yetersin onlara güzel Ankara.”   

Ankara ve Ankaralılar Cumhuriyet’in ilk yıllarından beri değişik dönemlerde çok zorluklar yaşadı. O günlerde Ankara sokakları sadece taleplerle değil, dayanışmayla da yürürdü.

Birbirini hiç tanımayan insanlar kol kola girerdi.

İyilik bazen sloganın içinde değil, omuz omuza durmanın sessizliğinde kendini gösterdi; ama her seferinde o gençler, bu kentin orta yerinde “biz buradayız” demeyi sürdürdü. Ülkenin yarınını arayan gençliğin adımları, iyiliğin geleceğe yürüdüğü izler bıraktı. İyilik bazen büyük kalabalıkların değil, bir avuç insanın inadıyla ayakta kalır. Eski yılların Ankara’sı bunu iyi bilir. Bu şehir karanlık günler gördü ama iyiliğin kalbi durmadı; sadece daha derine çekildi. Fakat aynı zamanda yüzünü hiç göstermeyen iyilik hâlâ bu şehrin bütün taşlarının altında dolaşır.

Dikkatli bakılırsa hemen görülecek şeyler az değildir:

Bir öğrenci, sokak hayvanlarına su koyuyordur… Kızılay’da ücretsiz kitap dağıtan gönüllüler eksik değildir. Akşam servisiyle eve dönen memur, yaşlı komşusuna ekmek bırakıyor olabilir.

İyilik Ankara’da çok gürültü yapmadan akmaya devam ediyor. Bu yüzden başkente uzun bir tarihsel birikimin sessiz sonucu olarak böyle bakabiliriz:

“İyiliğin kalbi Ankara!”

Yazarın Diğer Yazıları
İyiliğin Kalbi Ankara

Ankara, ülkenin tam ortasında bir başkent olmaktan ibaret değildir. Bu şehirde iyilik, yüksek sesle söylenmez; çoğu zaman yüzüne bakıp geçersiniz ama o siz yürürken omzunuza hafifçe dokunur. İç Anadolu’nun kuru rüzgârı gibi, görünmez ama hissedilir. Ankara’nın iyiliği de böyledir: “Sessiz, derin ve inatçı!” Bir şey daha vardır ki Ankara’yı Ankara yapan, yürüyüşler! Bunlar umudun peşinden […]

Devamını Oku
Çankaya’dan Gelen Barış Çağrısı

Atatürk’ün Çankaya Köşkü’nde dile getirdiği “Yurtta sulh, cihanda sulh.” sözünü, sadece diplomatik bir nezaket ifadesi değil; savaşların yıkıcılığını bizzat yaşamış bir liderin insanlığa bıraktığı evrensel bir çağrı olarak kabul etmek gerekiyor. Bu cümlenin arkasında, cephelerde kaybolmuş nesillerin, parçalanmış ailelerin ve yıkılmış şehirlerin acısı vardır! Bu yıkımları kısaca özetlemek zor değil. Ama listede yer alan sayıların karşılığı insan! Bunun ölüm tacirleri için hiçbir anlamı yok. Birinci […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Dostluğumuzun Başkenti

Bazı şehirler, insanın yalnızlığını büyütür, bazılarıysa onu paylaşılabilir kılar. Ankara, bu iki duygunun ince dengesinde yaşar. Daha doğrusu, bana öyle gelir. Belki de pek bilmediğim bu şehre uzaktan baktığımdan öyle görüyorumdur, az sayıdaki Ankaralı arkadaşım öyle bir izlenim yaratmıştır. O dostlar da gri gökyüzü gibi mesafeli, yüklü bulutlar gibi yakınlar zaten. Onlardan dinlediğim Ankara’nın dostlukları, […]

Devamını Oku
Ankara: Tatlının Da Başkenti

Eski Ankara pastaneleri, o günlerin tatlı anılarını günümüze taşımakla beraber, bir zamanlar Ankara’nın tatlının başkenti olduğunun da ispatı. Bugün hâlâ o tatları yapabilen mekânların olması, eskinin bizlere mirası.  Pastane deyip geçmemek lazım. Şimdilerde endüstrileşmeyle birlikte form değiştiren pastacılığın mekânları, bir zamanların en önemli buluşma noktalarıydı. Şairlerin, sanatçıların, yazarların gündelik hayat akışında başat rol alan bu […]

Devamını Oku