Tolga Aydoğan
Tüm Yazıları
Hoş Gelişler Ola Mustafa Kemal Paşa
Ana Sayfa Tüm Yazılar Hoş Gelişler Ola Mustafa Kemal Paşa

Mustafa Kemal Paşa, 30 Ekim 1918’de Mondros Ateşkes Antlaşması’nın imzalanmasının ardından Yıldırım Ordular Grubu Komutanlığı’na atanır. Bu ordunun da lağvedilmesi üzerine İstanbul’a dönmek zorunda kalır. 13 Kasım 1918 günü İstanbul Boğazı’nda demirleyen düşman gemilerini gördükten sonra yaveri Cevad Abbas (Gürer) Bey’e “Merak etme geldikleri gibi giderler.” cümlesini kurar. Ardından da arkadaşı Rasim Ferid (Talay) Bey’e […]

Mustafa Kemal Paşa, 30 Ekim 1918’de Mondros Ateşkes Antlaşması’nın imzalanmasının ardından Yıldırım Ordular Grubu Komutanlığı’na atanır. Bu ordunun da lağvedilmesi üzerine İstanbul’a dönmek zorunda kalır. 13 Kasım 1918 günü İstanbul Boğazı’nda demirleyen düşman gemilerini gördükten sonra yaveri Cevad Abbas (Gürer) Bey’e “Merak etme geldikleri gibi giderler.” cümlesini kurar. Ardından da arkadaşı Rasim Ferid (Talay) Bey’e “Hata ettim, İstanbul’a gelmemeliydim. Ne yapıp edip Anadolu’ya dönmenin çaresine bakmalı.” diyecektir. Mustafa Kemal, İstanbul’da kaldığı bu altı ay boyunca hazırlıklar yapar ve 16 Mayıs 1919’da Bandırma Vapuru’yla Anadolu’ya geçer.

“27 Aralık 1919 Kızılca Gün…”

Mustafa Kemal Paşa, Erzurum ve Sivas kongrelerinin ardından 27 Aralık 1919’da Milli Mücadele’nin kalbi Ankara’ya ulaşır. Ankara ise Mustafa Kemal’i heyecanla beklemektedir. Eylül 1919’da Sivas’ta bulunduğu sırada Ankara Müftüsü ve aynı zamanda Anadolu Müdafaa-i Hukuk-u Milliye Cemiyeti’nin Başkanı Börekçizade Mehmet Rifat Efendi kendisini Ankara’da karşılayacaklarını bildiren bir telgraf göndererek memnuniyetlerini ifade etmiştir. Öte yandan Ali Fuat (Cebesoy) Paşa da emrindeki 20. Kolordu’yu Ankara’ya taşımış ve bu özel günü beklemektedir. 27 Aralık günü Ankara Vali Vekili Yahya Galip (Kargı) Bey başta olmak üzere binlerce Ankaralı yollara dökülerek karşılama hazırlıkları yapar. Mustafa Kemal Paşa’nın emir çavuşu Ali Metin, o unutulmaz günü şöyle anlatır: 

“Kafilemiz 14 kişiydi. 27 Aralık 1919 Cumartesi günü öğleden sonra, oldukça güneşli bir havada kafile Gölbaşı’na geldiği zaman Ali Fuat Paşa, Ankara Vali Vekili Yahya Galip Bey ve maiyetleri karşıladılar. Atatürk, Ali Fuat Paşa ile Yahya Galip Bey’i arabalarına aldılar. Dikmen Bağları’nda Keklik Pınarı denilen yerden itibaren yaya ve atlı Ankara Seymenleri yollara dökülmüş tezahürat yapıyordu. Atatürk ara sıra arabalarından inip halkla konuşuyorlardı. Şimdiki Genelkurmay binasının altına o zaman ‘Kızıl Yokuş’ denirdi. Seymenler buraya iki sancak dikmişlerdi. Ankara’ya girişin ilk kurbanları kesildi. Daha sonra kafile kalabalık arasından şimdiki Yenişehir’e doğru ilerledi. Seymenlerin çoğu da buraya toplanmışlardı. Palalı Ankara Seymenleri otomobili durdurup Atatürk’e ikinci kurbanı kestiler. Hükûmet ileri gelenleri ile Ankara’nın karşılama heyeti burada Atatürk’e Ankara namına ‘hoş geldin’ dediler.” 

Öte yandan bu anlamlı güne ‘Kızılca Gün’ adı verilir. Eski bir Türk – Oğuz geleneği olan bu özel günde Seymenler bir araya gelir. Buna “Seymen düzülme” adı verilir. Tarihçi Enver Behnan Şapolyo Seymen düzülmesini milli felaket günlerinden bir beyliğin ve bir milletin yıkılışı sırasında, halkın yeni bir devlet kurmak ve başlarına yeni bir reis seçmek için yaptığını ifade eder. Ali Metin Çavuş, 27 Aralık günü İngiliz ve Fransız işgal güçlerine Seymenlerin ve Ankaralıların adeta gövde gösterisi yaptığını belirtirken şu anekdotu da paylaşır: 

“Ankara Müftüsünün bir işareti ile Ankara ayağa kalkmış Seymen alayları düzülerek Mustafa Kemal’e bayrağını açmıştı. Seymenler istasyon yolunun iki tarafında teke bıçaklarını çatmışlar Atatürk’ü bu çatın arasından geçiriyorlar ve bir yandan da ‘doh doh!’ diye palalarını sallayarak bağırıyorlardı. Hepimizin gözleri bu kükremiş aslanlar karşısında dolmuş ve Ankara’yı çok sevmiştik.”

“Ankaralılar Mustafa Kemal’i Bağrına Basıyor”

Mustafa Kemal coşkuyla karşılanırken kalabalık arasında yaklaşık 3.000 atlı ve 700 yaya Seymen bulunur. Davullarla zurnalarla karşılanan Mustafa Kemali Hükümet Konağı’nda soluklandıktan sonra yaklaşık dört ay boyunca kalacağı Keçiören’deki Ziraat Mektebi’ne yerleşir. 

Heyet-i Temsilliye’nin masrafları ilk bir hafta Ankara Belediyesi tarafından karşılanır. Ardından maddi sıkıntılar yine baş gösterir. Mazhar Müfit (Kansu) Bey anılarında zorda kaldıkları bu dönemde Ankara Müftüsü Börekçizade Mehmet Rifat Efendi’nin kefen parasını getirdiğini kaleme alır. Aynı günlerde Ankara eşrafından Kınacızade Şakir Bey’in beş bin lira verdiğini ise oğlu Bahri Bey paylaşır. Gerek Meclis’in tadilatında gerekse savaş sırasında Ankaralılar Mustafa Kemal’e ve Milli Mücadele’ye desteğini hiç esirgemez. 

“Meclis Umut Oluyor”

16 Mart 1920’de İstanbul’un resmen işgal edilmesinin ardından 11 Nisan’da Meclis kapatılır. Ardından 23 Nisan 1920 Cuma günü inşaatı yarım kalan eski İttihat ve Terakki Kulüp Binası’nda Büyük Millet Meclisi açılır. Gücünü Türk milletinden alan Mustafa Kemal “Ya İstiklal Ya Ölüm!” diyerek çıktığı bu yolda düşmanı vatan toprağından atmaya kararlıdır. Kütahya – Eskişehir muharebelerinin ardından ağır darbe alan Türk ordusu, Sakarya’nın doğusuna çekilir. Meclis’in Kayseri’ye taşınması konusunda hararetli tartışmalar yaşanırken ‘Başkumandanlık’ yetkisini alan Mustafa Kemal Paşa önce Sakarya Muharebesi ve sonra Büyük Taarruz ile Kurtuluş Savaşı’nı zaferle neticelendirir. 

“2 Ekim 1922 Mustafa Kemal Paşa Ankara’da”

Büyük Zafer’in ardından 2 Ekim 1922’de Mustafa Kemal Paşa, Ankara’ya döner. Ankaralılar 27 Aralık 1919’daki gibi aynı coşku ile onu bağrına basar. Aynı gün Belediye Meclisi kendisine Ankara hemşehriliği mazbatasını takdim eder. Kemal Paşa, 5 Ekim’de Belediye Meclisi’ne gönderdiği mektupta Ankaralılara şöyle teşekkür eder: 

“…Sevgili ulusumuzun tüm bir dünyanın düşmanlığına karşı zaferle taçlandırdığı Kurtuluş Mücadelesi tarihinde Ankara adı en aziz bir yeri koruyacaktır. Bu mücadeleye ilk başladığımız sıralarda bizi kapsayan güçlüğün derecesi hepinizce bilinmektedir. Bazılarınca karşı konulması hemen hemen olanaksız sanılan bu güçlük karşısında sizler bir dakika duraksamadınız. Ve üç yıl önce Sivas’tan Ankara’ya ayak bastığım zaman bir örneğini geçen gün de göstermiş olduğunuz içten ve yürekten gösteri ile beni kollarınız arasına aldınız. (…) Bundan ötürü Ankara hemşehrilerimin bu vatan kurtuluşu mücadelesinde ayrı bir şeref payı vardır.”

Milli Mücadele’nin kalbi Ankara 13 Ekim 1923’te Başkent ilan edilirken 29 Ekim’de de Cumhuriyet’in ilanına da tanıklık eder. Ankara nasıl ki 27 Aralık 1919’da Mustafa Kemal’i bağrına bastıysa 10 Kasım 1938’de de ebediyete kadar onu bağrına basmıştır. Ankara onun için özeldir, biz Ankaralılar için de Ulu Önder özeldir. Ankara’yla kopmaz bir bağ ile bağlı olan Ulu Önder’imizi tam 105 yıl sonra yine aynı coşku ve sevgiyle kucaklıyor; hasretle, özlemle ve minnetle anıyoruz.

Yazarın Diğer Yazıları
AYŞE KULİN VE SOYSAL APARTMANI

Cumhuriyet’le birlikte Ankara gazeteci, yazar, ressam kısaca birçok entelektüele ev sahipliği yapar. Ayşe Kulin de henüz çocuk yaşlarda aynı zamanda bir kültür başkenti olan Ankara’da Soysal Apartmanı’nda yaşar. Şimdi gelin bu apartmana ve Kulin’in Ankara günlerine bakalım. “Soysal Apartmanı” Muhittin Bey’in Sular İdaresi Başkanı olarak görevlendirilmesi üzerine Kulin Ailesi, İstanbul’dan Ankara’ya, Soysal Apartmanı 2/1 numaralı […]

Devamını Oku
Nazım Hikmet Ankara’da

15 Mayıs 1919’da İzmir’in işgalinin ardından sesini yükseltmek isteyen Türk milleti, İstanbul Sultanahmet başta olmak üzere birçok yerde protesto mitingi düzenler. 13 Ocak 1920’deki Sultanahmet Mitingi’nde Hamdullah Suphi (Tanrıöver) Bey coşkulu bir konuşma yaparken Nâzım Hikmet kalabalığın arasında yaşananları büyük bir heyecanla takip eder ve “İşgale karşı ne yapabilirim?” diye kendine sorar. Ardından da Anadolu’ya […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Dostluğumuzun Başkenti

Bazı şehirler, insanın yalnızlığını büyütür, bazılarıysa onu paylaşılabilir kılar. Ankara, bu iki duygunun ince dengesinde yaşar. Daha doğrusu, bana öyle gelir. Belki de pek bilmediğim bu şehre uzaktan baktığımdan öyle görüyorumdur, az sayıdaki Ankaralı arkadaşım öyle bir izlenim yaratmıştır. O dostlar da gri gökyüzü gibi mesafeli, yüklü bulutlar gibi yakınlar zaten. Onlardan dinlediğim Ankara’nın dostlukları, […]

Devamını Oku
Ankara: Tatlının Da Başkenti

Eski Ankara pastaneleri, o günlerin tatlı anılarını günümüze taşımakla beraber, bir zamanlar Ankara’nın tatlının başkenti olduğunun da ispatı. Bugün hâlâ o tatları yapabilen mekânların olması, eskinin bizlere mirası.  Pastane deyip geçmemek lazım. Şimdilerde endüstrileşmeyle birlikte form değiştiren pastacılığın mekânları, bir zamanların en önemli buluşma noktalarıydı. Şairlerin, sanatçıların, yazarların gündelik hayat akışında başat rol alan bu […]

Devamını Oku