Serdar Koç
Tüm Yazıları
Hıdırlıktepe ve İmru’u’l-kays
Ana Sayfa Tüm Yazılar Hıdırlıktepe ve İmru’u’l-kays

“Gülmedim dünyaya geldim geleli Benim ucu dönmez harmanım mı var Neyleyim dünyanın dolusu malı Sualin vermeye dermanım mı var Eğer âşık isen feryadım yetir Eğer âşık isen Ferhad’a yitir Bana derler gam yükünü sen götür Benim katar maya kervanım mı var” (Rıfat Balaban/ Nida Tüfekçi, Ankara/TRT THM 879) Anadolu’da pek çok yerde Hıdırlık adı verilen […]

“Gülmedim dünyaya geldim geleli

Benim ucu dönmez harmanım mı var

Neyleyim dünyanın dolusu malı

Sualin vermeye dermanım mı var

Eğer âşık isen feryadım yetir

Eğer âşık isen Ferhad’a yitir

Bana derler gam yükünü sen götür

Benim katar maya kervanım mı var”

(Rıfat Balaban/ Nida Tüfekçi, Ankara/TRT THM 879)

Anadolu’da pek çok yerde Hıdırlık adı verilen tepe mevcuttur. Hızır’ın huzur bulduğu, uğrak yerleri olduğuna inanılan, kutsallık atfedilen, şehirlerin seyirlik teraslarıdır buralar.

Ankara’nın da iki Hıdırlık tepesi var. Bunlardan biri Beypazarı’ndadır ve turistlerin ilgisini celp eder. Diğeri ise Ankara Altındağ’da, Ankara Kalesi’nin hemen karşısındaki Hıdırlıktepe’dir. Hem bir prenses hem de bir prens mezarı olan başka bir Hıdırlık tepesi olmasa gerek. Evet, İmru’u’l-Kays yazımızın konusu. Arap Prensi. Yazgının garip bir cilvesi, yolu bir Bizans prensesinin mezarıyla kesişiyor.

Arap şiirinin İslamiyet öncesi “Yedi Askı” şairlerinden İmru’u’l-Kays (Zorlukların Adamı) 497 veya 501 yılı civarında Necid’de doğmuş. Gerçek adı Hunduc. Hadramut ve Yemame’de hüküm süren Kinde’nin son hükümdarı Hucr b. Haris’in oğludur.

Meşhur bir Muallâka Şairi’dir. Kâbe’nin duvarlarına asılan Muallâka Şairleri arasındadır. Yedi Askı şairlerinin en ünlüsüdür. O dönem Arap şiiri, dünya şiirinin zirvesiydi.

Arap şiirini belli kurallara bağlayan ve kafiye düzeni için esaslar koyan şair olarak kabul edilmektedir.

İmru’u’l-Kays babasının sarayında binicilik ve ok atmayı, kılıç kullanmayı ve savaş tekniklerini öğrenmiş, annesinin mensup olduğu Tağliboğulları kabilesine sık sık gidip gelmiş, Arap edebiyatında kahramanlığıyla ünlü şair dayısı Mühelhil b. Rebîa’dan almış olduğu derslerle de şiir yolunda hayli ilerlemiştir.

Kabilesinin kadınlarına şiirle sataşmaya başlaması sonucu babası ilkin bu davranışlarından dolayı ikaz etmiştir. Fakat İmru’u’l-Kays bu ikazlara kulak asmamıştır. Kaynaklara göre, babası İmru’u’l-Kays’ın bir cariye üzerine söylediği bir şiire çok sinirlenmiş bunun üzerine ise azatlısı Rebîa’dan oğlunu öldürmesini ve gözlerini kendisine getirmesini istemiştir. Fakat Rebîa, İmru’u’l-Kays’ı öldürmeye kıyamayıp bir ceylanı öldürmüş ve Hucr’a İmru’u’l-Kays’ın gözleri olarak sunmuştur. Hucr’un oğlunu öldürttüğünü sanması ve bu durum için hüzün duyması sonucu Rebîa, İmru’u’l-Kays’ı öldürmediğini itiraf etmiştir. İmru’u’l-Kays, bütün uyarılara kulak asmayıp aynı hareketlere devam etmesi sonucu babası tarafından kabileden kovulmuştur. Eğlenceye ve ava düşkünlüğüyle bilinir.

Daha ileride babasının öldürülmesini takiben, kabileler arası çatışmalarda Bizans İmparatoru Justinianos’un desteğini almak için İstanbul’a gider ama o sıralar Bizans Devleti, Berberi isyanlarıyla uğraştığından onunla ilgilenmezler ve eli boş dönerken yolda çiçek hastalığına yakalanır ve 542 veya 544 yılında o dönem Bizans kenti olan Ankara’da vefat eder.

İmru’u’l-Kays’ı ölüm, Ankara’da yakalamıştır. Arabistan çöllerinin bu bohem ve uçarı şairi; “Kaç dilberin, kimsenin ulaşamadığı çadırlarına ulaştım/ Yumurta gibi pürüzsüz tenlerinden usulca haz aldım” dediği kadınlara ve yaşama genç yaşta veda eder. Hıdırlıktepe taraflarında bir yerde, ölümünden bir gün önceki vasiyeti üzerine, bir Bizans Prensesi’nin mezarı yanına defnedildiği rivayet edilir. Ki ölürken bile aklı kadınlardadır. Ölmeden önce prensese, yanına geliyorum diye şiir yazmıştır. Ölümünden hemen önce yakınındaki mezarın kime ait olduğunu sormuş, bir kralın kızına ait bir mezar olduğu söylenince kendisi gibi yabancı ellerde ölüme mahkûm olduğunu ifade ettiği beyitler söylemiştir. Ölümünden önce Ankara’da beş şiir yazdığı bilgisi var.

Bizans Kralı büyük şairin ölümüne çok üzülmüş ve şairin mezarına heykel diktirmiş fakat Ankara’nın daha sonraları Müslümanların eline geçmesiyle birlikte heykel kaldırılmış ve yerine türbeye benzer bir yapı inşa edilmiştir. Buna sebep, burası bir ara “Cebel-i Arab” (Arab Dağı)olarak da anılmıştır.

“Hızır Türbesi” adı ile de anılan Kays’ın türbesinin harap yapısı 1930’lu yıllara kadar Ankara fotoğraflarında görülmektedir. Hıdırlıktepe ıssız artık. Ipıssız.

Arap şiirinde, atlâl (harabeler, kalıntılar) şiiri geleneğini başlatan Kays’ın, kim bilir Hıdırlıktepe toprağının neresindedir kalıntıları şimdi.

Ek:

İMRU’L KAYS/ Hüseyin Ferhad

Atların lisanını bilirim

kadınların gizli tarifesini

itin hergelenin biriyim

muhabbet tellâllarına göre

Kalmadı yatmadığım hane

üryan girmediğim bahçe

İmru’l Kays’ı öldüren zehir

bana da sunuldu kaç kere

(…)

Boynundan sarkan gümüş zincir

sol kulağındaki pagan küpe

yine Kays’ı ele verir

dünyaya tekrar geri gelse

Her aşk bir şehir

gibi şiirin gri tipisine gizlenir

bir gün benim de kalbim

Ankara’da idam edilir

Yazarın Diğer Yazıları
Hıdırlıktepe ve İmru’u’l-kays

“Gülmedim dünyaya geldim geleli Benim ucu dönmez harmanım mı var Neyleyim dünyanın dolusu malı Sualin vermeye dermanım mı var Eğer âşık isen feryadım yetir Eğer âşık isen Ferhad’a yitir Bana derler gam yükünü sen götür Benim katar maya kervanım mı var” (Rıfat Balaban/ Nida Tüfekçi, Ankara/TRT THM 879) Anadolu’da pek çok yerde Hıdırlık adı verilen […]

Devamını Oku
Ankara Kedisi

Tık dedi gapı görümcesi geldi Halin nedir gelin hanım dedi Vah goca ciğeri kediler yedi Halin nedir gelin hanım dedi Ah şu kediyi dutu dutuvirsem Ganadını budunu didi didivirsem Tık dedi gapı kaynanası geldi Halin nedir gelin hanım dedi Vah goca ciğeri kediler yedi Sağlık olsun gelin hanım dedi Ah şu kediyi dutu dutuvirsem Ganadını […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Eylül gelince Ankara gençleşir

Kızılay, Cebeci, Beşevler, Bahçelievler, Emek, Balgat, 100. Yıl, oradan Eskişehir yolu ve oradan da Hacettepe, ODTÜ, Bilkent hattının bir temmuz-ağustosta, bir de eylülün sonlarına doğru tepeden fotoğrafını çekmek mümkün olsa keşke. Benim gözümde, tepeden değil belki ama yerden çekilmiş çok fazla görüntüsü var bu hattın. Biraz anlatmam gerekirse, temmuz-ağustosta her yer bomboş, trafik hep rahat, […]

Devamını Oku
Ankara’da güz, edebiyat ve zaman

UYANAN ŞEHİR “Son kuşlar da geçiyor / Biten bir sevda gibi / Uyanıyor Ankara…” Murat Yetkin’in şiirinden Eftal Küçük’ün bestelediği ve Çağdaş Türkü’nün seslendirdiği bu şarkı, şehre yabancı olanlarda bile bir “Ankara” duygusu yaratıyor. Hele mevsim sonbaharsa, tanıdık bir şehrin bildik bir havası etrafınızı sarıyor. Şarkının dizelerindeki gibi “Uyanıyor Ankara”: Günün ilk ışıklarıyla insanlar sokaklara […]

Devamını Oku