Murat Meriç
Tüm Yazıları
Hepimizin Yanındaydı ve Bizi Hiçbir Zaman Hayal Kırıklığına Uğratmadı
Ana Sayfa Tüm Yazılar Hepimizin Yanındaydı ve Bizi Hiçbir Zaman Hayal Kırıklığına Uğratmadı

Çocukluğum Çanakkale’de geçti. Türkiye’nin karanlık günlerinde, 12 Eylül Darbesi’nin hemen sonrasında… Geceleri erkenden eve kapanırdık çünkü sokağa çıkma yasağı başlardı: Misafirlik olmazdı, birkaç sokak ötedeki akrabalara gidilemezdi. O dönem tek eğlencemiz televizyondu; çizgi filmler dışında müzik programları da ilgimi çekiyordu.  Bir gün bir programda o güne dek hiç duymadığım bir isme denk geldim: Edip Akbayram. […]

Çocukluğum Çanakkale’de geçti. Türkiye’nin karanlık günlerinde, 12 Eylül Darbesi’nin hemen sonrasında… Geceleri erkenden eve kapanırdık çünkü sokağa çıkma yasağı başlardı: Misafirlik olmazdı, birkaç sokak ötedeki akrabalara gidilemezdi. O dönem tek eğlencemiz televizyondu; çizgi filmler dışında müzik programları da ilgimi çekiyordu. 

Bir gün bir programda o güne dek hiç duymadığım bir isme denk geldim: Edip Akbayram. Şarkısı dün gibi aklımda: “Aman Kerem”. Evdekiler şaşırmıştı çünkü Akbayram solcuydu o yıllarda televizyona çıkması imkânsızdı. Annem heyecanla dinledi, biter bitmez onun yanık sesini çok sevdiğini söyledi, biraz anlattı ve sözlerini “Bir de ‘Aldırma Gönül’ü vardı ama yasaklandı o şarkı” diyerek bitirdi. Ertesi gün, dedeme gittiğimde ona sordum, plakları çıkardı ve “Aldırma Gönül”ü pikaba yerleştirdi. O gün kaç kere dinlediğimi bilmiyorum ama henüz onlu yaşlarımın başında keşfettiğim bu yeni şarkı ve şarkıcının beni heyecanlandırdığını çok net hatırlıyorum.

Yeni şarkıyı sevince onun kasetini de almak istedik. Çanakkale’nin unutulmaz kasetçisi MSB’ye gittik, “Aldırma Gönül”ü sorduk, yoktu ama “Aman Kerem”li kaset raftaydı. Aldık ve dinlemeye başladık. Dinlerken “Kibar Gelin” radarıma girdi ve sevdiğim ikinci Edip Akbayram şarkısı olarak kişisel tarihimde yerini aldı. Sonrasında merakla peşinden gittim, bulduğum kasetlerini aldım, plaklarını dinledim. Yıllar sonra üniversite okumak için Ankara’ya geldiğimde sıkı bir Edip Akbayram hayranıydım. O arada ailece gittiğimiz İzmir Fuarı’nda bir gazinoda onu izledim, hayran kaldım ama elbette doyamadım. Lise yıllarımı geçirdiğim İzmit’te yolunu çok gözledim ama gelmedi. Vuslat Ankara’da hasıl oldu ve Gençlik Parkı içindeki Sanat Kurumu’nun bahçesinde onu dinleme şansına sahip oldum. Bu kez şarkılarını çok iyi biliyordum, hepsine yürekten eşlik ettim ve sahne performansına bir kere daha hayran kaldım. 

Edip Akbayram sahnede devleşirdi. Onunla bütünleşen grubu Dostlar önce çıkardı, çalmaya başlardı, bir noktada sisler sahneyi kaplardı ve dağıldığında Edip Akbayram’ı mikrofonun ardında görürdük. Halkı selamlamasının ardından şarkıya başlardı: “Eşkiya Dünyaya Hükümdar Olmaz.” Yıllarca konserlerini bu şarkıyla açtı ve ben bu seremoniyi hep çok sevdim. Denk geldiğim bütün Edip Akbayram konserlerine koşarak gitmem bu yüzden. Zülfü Livaneli gibi, Ahmet Kaya gibi, şarkılarına ağız dolusu eşlik ettiğimiz isimlerdendi. Düşündükçe farkına varıyorum: Bunu yaparken aslında bize “bir” olmayı öğretirmiş. 

Şarkılarıyla büyüdüm, şarkılarıyla çoğaldım, şarkıları sayesinde Ataol Behramoğlu gibi şairlerin farkına vardım. Sadece isimler değil, bir kısım gerçeklere de şarkılarıyla ulaştım: “Şahdamar”daki “Karadeniz”de geçen “dört karanfil”in izini sürdüm mesela, bilmediğim bir hikâyeyi öğrendim. Bildiğim şeyleri, sevgiyi, barışı, dostluğu ve kardeşliği onunla pekiştirdim. Üniversite yıllarımda bana yol gösteren isimlerden biriydi. 

90’lı yılların ortalarında kuruluşuna katıldığım Radyo Arkadaş’ın birinci yılını büyük bir şenlikle kutlamak istediğimizde aklımıza gelen isimlerden biri Edip Akbayram’dı. Hemen kabul etti, geldi ve Yükseliş Koleji’nin spor salonunda nasıl devleştiğine bir kere de sahne arkasından tanık oldum. O gün onunla bir söyleşi yaptım ve bunu radyoda yayımladık. İlk yüz yüze gelişimdi, son olmadı. Kimi zaman cahilce sorularıma içtenlikle cevap verirken sayesinde mütevazı olmanın da ne olduğunu gördüm, bildim. 

Edip Akbayram, kişisel tarihimdeki önemli figürlerden biri. Sadece beni değil, herkesi etkileyen bir isim. Solcuydu, evet. İlericiydi, sosyalistti ama söylediği şarkılar ve türküler tüm toplumu etkileyecek güçteydi. Bu yüzden kasetleri neredeyse her eve girdi. Hiçbir zaman slogana yönelmedi ama doğru bildiğini dümdüz söyledi. Bunu yaparken hayatının her aşamasında dik durdu. Yalansız olmayı, doğru bildiğimizi yapmayı da ondan öğrendik. Hayallerimizin peşinden giderken düştüğümüz kara çukurlardan onun şarkılarını mırıldanarak çıktık. 

Hepimizin yanındaydı ve bizi hiçbir zaman hayal kırıklığına uğratmadı. Onun için kurulabilecek en doğru cümle galiba bu. Aynı zamanda hayatının özeti. Kızılay’da direnen Tekel işçilerinin çadırını ziyaret ettiğinde, Galatasaray Meydanı’nda Cumartesi Anneleri’yle birlikte nöbete durduğunda, yargılanan Grup Yorum üyelerine destek vermek için Çağlayan Adliyesi’ne gittiğinde bizden biriydi. Şarkılarını onunla birlikte söylerken hep bunları düşündük. Cenazesinde de aklımda bu vardı. Yalnız kaldık, evet ama şarkıları bize miras ve onları gelecek kuşaklara aktarmak boynumuzun borcu. Hep onunla söylediğimiz şarkıları onsuz söylemek nasıl olacak, bilmiyorum ama kolay olmayacağı muhakkak. Boğazımızdaki yumru hayatımız boyunca orada kalacak, sesini her duyuşumuzda canımız yanacak. Sonra bu duygu hızla geçecek çünkü yine şarkılarıyla iyileşeceğiz. 

“Aman Kerem”, “Kibar Gelin” ve “Aldırma Gönül”, sevdiğim ilk şarkıları ama sonrasında yanına o kadar çok şarkı koydum ki… “Hasretinle Yandı Gönlüm”den “Güzel Günler Göreceğiz”e, “Türküler Yanmaz”dan “Darmadağın”a, “Büyü”den “Hava Nasıl Oralarda”ya onlarca şarkı hayatımın farklı dönemlerinde yoldaşım oldu. Eksilmediler, çoğaldılar. Kimi zaman yeni albümlerden bir şarkı ilişti yanlarına, kimi zaman eskilerden fark etmediğim bir şarkı. Hepsi bir yana, “Anadolu’nun Mozart’ı” dediği Âşık Mahzuni Şerif türkülerini bize yeniden sevdirdi. Ankara’da Âşık Mahzuni Şerif’le söyleşi yaptığımda onu yorumlayan isimler hakkında ne düşündüğünü sormuş, aldığım cevaba şaşırmamıştım: “Türkülerimin özünü bozmadan yorumlayan, onlara yeniden can veren kardeşim Edip Akbayram’ı ayrı tutuyorum.”

Biraz kişisel bir yazı oldu bu, farkındayım ama bilmeden hayatıma etki etmiş bir isimdi Edip Akbayram. Bir başka arkadaşımla yaptığı sohbette bir yazımdan dem vurmuş, adımı anmış, arkadaşım bunu heyecanla bana anlatmıştı. Hayatımda aldığım en büyük hediyelerdendir. Moda’da, evinin az ilerisinde yıllarca oturdum ama onu gördüğüm zamanlarda rahatsız etmemek için yanına hiç gitmedim. Artık onu gördüğüm belli noktalar da boş ve bu da can acıtan bir şey. Yokluğu ilerleyen yıllarda giderek büyüyecek ve biz, sıkıntılı anlarımızda yine onun şarkılarına koşacağız. “Yanımızdaymış gibi söyleyeceğiz” demeyeceğim çünkü yanımızda olacağından eminim. 

Yazıyı kasvetle bitirmeyeyim, başa döneyim ve bahsi geçen televizyon programıyla ilgili yıllar sonra ulaştığım şu bilgiyi vereyim: “Aman Kerem”i, İzzet Öz’ün hazırladığı efsane program Teleskop’un 23 Mayıs 1982 tarihli bölümünde dinlemişim. Bu hesapla, on yaşımdan beri Edip Akbayram hayranı olduğumu söyleyebilirim. Hayatımın büyük bölümüne eşlik ettiği için ona minnettarım. Burada bitmedi elbette: Hayatım boyunca hep bana eşlik edecek. Ne güzel. 

Yazarın Diğer Yazıları
Teoman’a Nazire:

Karanfil’in bir önceki sayısında yayımlanan “Ankarasız Yaz Şarkıları” başlıklı yazıma Gündoğdu Duran’ın “Ankara Rüzgârı” adlı bestesini anarak başlamıştım. Doğrudan Ankara yazını anlatan şarkı olmadığı için başka illere uzanmış, memleketin dört bir yanını anlatan yaz şarkılarından söz etmiştim. Sonbaharı anarken yine aynı şeyi yapmak durumundayım çünkü Ankara, mevsimler bahsinde biraz şanssız. Cem Karaca, “Mor Perşembe”de İstanbul’a […]

Devamını Oku
Ankarasız Yaz Şarkıları

“Gözleri Aşka Gülen”le tanıdığımız besteci Gündoğdu Duran’ın en şahane eserlerinden biri “Ankara Rüzgârı”. Bu muhayyer-kürdî beste, kızlarının vefasızlığından söz etse de Ankara için yazılmış en güzel şarkılardan. Derya Bengi, ’60’lı yılları anlattığı kitabında (Dünya Durmadan Dönüyor / ’60’lı Yıllarda Türkiye: Sazlı Cazlı Sözlük, Yapı Kredi Yayınları, 2022) şarkıyı şöyle tanımlıyor: “Yazarının hayat öyküsüyle birlikte düşünüldüğünde, […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Eylül gelince Ankara gençleşir

Kızılay, Cebeci, Beşevler, Bahçelievler, Emek, Balgat, 100. Yıl, oradan Eskişehir yolu ve oradan da Hacettepe, ODTÜ, Bilkent hattının bir temmuz-ağustosta, bir de eylülün sonlarına doğru tepeden fotoğrafını çekmek mümkün olsa keşke. Benim gözümde, tepeden değil belki ama yerden çekilmiş çok fazla görüntüsü var bu hattın. Biraz anlatmam gerekirse, temmuz-ağustosta her yer bomboş, trafik hep rahat, […]

Devamını Oku
Ankara’da güz, edebiyat ve zaman

UYANAN ŞEHİR “Son kuşlar da geçiyor / Biten bir sevda gibi / Uyanıyor Ankara…” Murat Yetkin’in şiirinden Eftal Küçük’ün bestelediği ve Çağdaş Türkü’nün seslendirdiği bu şarkı, şehre yabancı olanlarda bile bir “Ankara” duygusu yaratıyor. Hele mevsim sonbaharsa, tanıdık bir şehrin bildik bir havası etrafınızı sarıyor. Şarkının dizelerindeki gibi “Uyanıyor Ankara”: Günün ilk ışıklarıyla insanlar sokaklara […]

Devamını Oku