Nebil Özgentürk
Tüm Yazıları
Hem Şakir Paşa Hem Cevat Şakir Hem de Aileye Dair…
Ana Sayfa Tüm Yazılar Hem Şakir Paşa Hem Cevat Şakir Hem de Aileye Dair…

Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan bir ailenin ve o ailenin çok efsane bir isminin hatıra defterini açalım bu ay. Tam da tartışmalı ŞAKİR PAŞA dizisi ekranları kaplarken, aile üyeleri pürdikkat kesilmişken! Fotoğraflar, minik öykü ve hatıralarla… Zaten bir ya da iki fotoğraf her şeyi anlatıyor. 20. yüzyıl Osmanlı’sının münevver ve tarihçi paşalarındandı Şakir Paşa. Sarayla ilişkisi son […]

Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan bir ailenin ve o ailenin çok efsane bir isminin hatıra defterini açalım bu ay. Tam da tartışmalı ŞAKİR PAŞA dizisi ekranları kaplarken, aile üyeleri pürdikkat kesilmişken!

Fotoğraflar, minik öykü ve hatıralarla… Zaten bir ya da iki fotoğraf her şeyi anlatıyor.

20. yüzyıl Osmanlı’sının münevver ve tarihçi paşalarındandı Şakir Paşa. Sarayla ilişkisi son derece güçlüydü. Ağabeyi sadrazamdı. Şakir Paşa’nın büyük kararlarda sözü geçerdi.

Ve çocuklarının iyi eğitimi, hatta sanatçı olmaları için her türlü çabayı sarf etti. Tabii ki köşkler, yalılar, devlet katları mekânı oldu. Sadrazamlık görevi yapan Ahmet Cevat Paşa’nın kardeşi, Halikarnas Balıkçısı olarak tanınan roman ve hikâye yazarı Cevat Şakir Kabaağaçlı’nın babası!

ACIDAN GEÇMEYEN ŞARKILAR BİRAZ EKSİKTİR 

Sanat ve kültür hayatına, birbirinden ilginç hayatlara damga vuran bir aileydi ŞAKİR PAŞA AİLESİ. Resim, gravür, edebiyat, seramik ve tiyatro sanatlarının da tutkunuydu her biri. 

Ve çocukluklarından itibaren piyano çalıp şarkı da söylüyorlar…

Hadi sıralayalım, Cevat Şakir’i ise sona bırakalım!

Fahrelnisa Zeid… Sanayi-i Nease’nin ilk kız öğrencisi… Antika ve çağdaş resim müzayedelerinin en gözde imzalarından biri. Resimleri taklit edilecek kadar dünya ressamlarının izini sürdüğü bir dünyalı. Dünyanın pek çok ülkesinde, saraylarda, şatolarda, rezidanslarda bir yaşam; büyülü bir hayatın kahramanı! Hanedan üyesi. Prenses!

Aliye Berger… Yeryüzünün en etkin sanat tarihçileri, resimlerinin gücü konusunda hemfikir! “Şaşırtıcı, kışkırtıcı resimler”, “büyük yetenek” diye özetliyorlar! Meslektaşı Orhan Peker, “Çağımızın en gerçek, en sevgili kadınıydı.” diye söz ediyor. Ahmet Hamdi Tanpınar, “Masal adeta gözlerinde, çok az insan etrafını bu kadar güzel görebilir.” diye kayıt düşüyor. Ödüller, sergiler, uluslararası başarılar…

Füreyya Koral… Seramik sanatında ilk kadın, ilk uluslararası başarı. Onlarca seramikçinin hocası. Uluslararası seramik ödüllerinin sahibi. Kraliyet mekânlarının, saray duvarlarının seramikçisi. Yaşamı roman ve romansı hayat!

Nejat Devrim… Cumhuriyet’in ilk harika çocuğu, ergen yaşlarda sanat eğitimi, Fransa’da büyük ressam atölyelerinde resim dersleri. Ve dünyanın onlarca ülkesinde sergiler, pek çok müzede resimler. Paha biçilmez tablolar. Annesi Fahrelnisa Zeid’den mülhem Prens!

Şirin Devrim… Türkiye’nin ilk kadın tiyatro yönetmeni. New York’ta bir İstanbullu. Jack Nicholson’la rol arkadaşlığı, Muhsin Ertuğrul’la sahne arkadaşlığı, Cary Grant’la Atlantik’te yol arkadaşlığı. Protest öğrenci, Amerika’da tiyatro profesörü. Aktör Mücap Ofluoğlu’nun zevcesi, muhalif Amerikalı sahne adamı Bob Trainer’ın karısı, Sedef Adası’nın sahibi Şehsuvar Menemencioğlu’nun eşi!

*

Şakir Paşa, Osmanlı’nın hasta zamanlarında gözden düşüyor, Sultan Abdülhamit’in sürgünlerinden olup Büyükada’ya inzivaya çekiliyor, eğitimini tamamlayarak kolunda İtalyan hayat arkadaşıyla, Roma’dan dönen oğlu Cevat Şakir’le bir mesele oluyor, hesaplaşıyor. Bir masadaki silah patlıyor! Baba ölüyor! Cevat Şakir, baba katili oluyor, mahkeme kayıtlarına göre! Olay savaş koşullarında unutuluyor, birkaç yıl geçiyor, bu kez Cevat Şakir, bir yazısındaki muhalif satırların hesabını ödemek üzere Bodrum’a sürgüne varıyor. Kalebent olarak geldiği Bodrum’a sonra yerleşiyor. Yalnız, bedbaht ve gönüllü bir sürgün olarak imar ettiği Bodrum’da yaşamını kaybediyor, içinde katlanmış olan acıyla… Ömür tükettiği ev, yarattığı Bodrum’da köfteci dükkânı oluveriyor!

HALİKARNAS BALIKÇIMIZ 

Ayrıntılara dalarsak… 

Adı Bodrum’a kazılıydı Cevat Şakir’in… Bodrum’u bodrum yapan bir gönüllüydü… Osmanlı ve Cumhuriyet’in bir aydınlanmacısıydı. Çağdaşlığı ararken muhalif, büyük mavi yolcu, Anadolu âşığı… 

Satırlarında uygarlık eksik olmadı hiç! Dünya dillerine Ege’yi anlattı. Hikâyeler, piyasalar, milyonlarca kelimeler… Büyük edebiyat adamıydı…

Bodrum’un ünlü sakallı palmiyelerinin tohumlarını, Büyükada’da Troçki’nin bahçesinden ağaçların tepelerine tırmanıp taşıyacak kadar Bodrum tutkunuydu.

Taşına toprağına vurgun olduğu için de zaten adı Halikarnas Balıkçısı’ydı. 

Her dönem bu özelliklerini hatırlatmak gerek. Kış, bahar, yaz, Ege, Akdeniz, yayla, deniz olmasından da olabilir bu anma… 

Ama asıl neden Cevat Şakir’e ve onun açık denizlerine özgür ve maceracı yelkenlisine, mavi yolculuğun  ilk yolcusu oluşuna dair olmak..

1960’lı yıllardan açık deniz manzaraları… Mavi yolculuğum ilk adımları… Bodrum Yarımadası’nın henüz bozulmamış silüeti… Tek tük görülen beyaz küp şeker evleri… Sahilin günlük insan kalabalığı arasında ve sıradan keşmekeşi yarımadayı çevirmeyen Cevat Şakir’in “Periler Halkası” dediği adalar… Yavru adacıklar… Adı macera olan bir pupa yelken…

Onunla birlikte iskeleden demir alıp doğrudan Akdeniz’e, keçi yavrularının oynaştığı kıyılara, kumluklara, Bodrum’un Batı Anadolu’nun köklü tarihine pupa yelken açan dostları kimler dersiniz? 

Evet, evet…

Onlar ki İstanbullu aydınlar, Azra Erhat, Güngör Dilmen, Füreya Koral, Sabahattin Eyüboğlu ve Bodrum’un yerlileri ve tabii ki çok genç Cevat Çapan. 

Cevat Çapan’ın siyah beyaz çekim yapan makine-kamerasına Bodrumlu bir kız çocuğu da takılmış, altın renkli sahilde uyuyan bir adam da… Tarih 1962… 

İlk mavi yolculuk 1945 yılında gerçekleşmiş.

Cevat Şakir’in Sabahattin Eyüboğlu’na gönderdiği davet mektubuna bakalım isterseniz. 

Ki o yıllarda sadece at ya da eşek sırtında gidilebilen Bodrum’dan gönderiyor. Ve Bodrum’un güzelliğinin ne olduğunu çok da iyi anlatıyor.

Mavi yolculukta kurallar vardır. Gazete okunmaz, radyo dinlenmez. Peynir, su, İstanköy peksimeti alınmadan yolculuğa çıkılmaz.

Bugünün mavi yolcuları ile o günün mavi yolcularının farkını şöyle anlatmış oğul Eyüboğlu; 

“Eski yolcuların yürekleri ve kafaları doluydu. Ama cüzdanları boştu. Şimdikilerinse cüzdanları tıka basa dolu…”

Evet… Mavi yolculuktur bu.

Kocaman bir aile hikâyesini özetledim size… Coşkunun hüznü misali bir Osmanlı-Cumhuriyet öyküsü  ya da ve yanına da tebessümü içinde sararmış fotoğraflar!

Yazarın Diğer Yazıları
Haldun Dormen

Şahane uğurlandı Haldun Bey.  Kibarlığının, sahne tutkusunun, akademisyenliğinin, dostluklarının, arkadaşlığının karşılığını aldı aslında. Sanat ülkesi, tiyatro mahallesi öz evladına görkemli bir veda yaptı.  Türkiye, kararlı bir Cumhuriyetçiyi, sonsuz bir Atatürkçüyü kaybetti.   Haldun Dormen yaşamını kaybetti, evet…  Kaybeden aslında replikler oldu… Kaybeden, tiyatro koltukları oldu…  Hayalini kurduğu, hazırlıklarını yaptığı müzikallerin-oyunların seyircileri kaybetti…  Yolunu gözleyen öğrenciler […]

Devamını Oku
Ankara’nın Şairi…

Aslında hangimizin yolu Ankara’dan geçmiyor ki?  Bedenen olmasa da ruhen Ankara’dan gelip geçiyoruz; kulağımızı Ankara’dan gelecek haberlere veriyoruz. Hayat yolculuğumuza 100 küsur yıldır Ankara karar veriyor.  Yasalar, hassasiyetler Ankara merkezde, Meclis’te oluşuyor ve  tüm yurda yayılıyor.  İçinden, işinden Ankara geçmeyen meselemiz yok. Bazen derdimizin, bazen de coşkumuzun kaynağı meseleler!.. Hele ki son yıllarda Ankara’ya gitmek, […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Evvelimiz Ahirimiz Direniş

Üç bin yıl önce yaşayan insanla bugünkü insan arasında, doğduğu ilk günlerde fark yoktur. Bu kadar kısa sürede genetik bir dönüşüm oluşacak değil ya. Ama bunların yirmi beş yaşına gelmiş halleri, birbirinden oldukça farklıdır. Çünkü kendilerine aktarılan insanlığın birikimi farklıdır. Kültür gelişmeler hızlı ve çalkantılı biçimde ilerliyor.  Çağımızın hızlanan iletişim ve ulaşım koşulları, geçmişten kopuş […]

Devamını Oku
Yeni Şehir’de Hep Yeniden

Yıllardır düşünürüm. Edebiyatımızdaki yenilerin birincisinin Ankara’da, üstelik Yenişehir’de ortaya çıkmış olması sadece bir tesadüf müdür? Mekânın yeni oluşu gelenekten kopmak için teşvik etmiş olmasın gençleri? Gençler dediğim, Oktay Rifat ile Orhan Veli. Özen Pastanesi’nde oturmuşlar. Şöyle hayal edin. Bütün ömrünüz boyunca daracık sokaklarda yürümüş, kargacık burgacık konaklarda, bahçeler içinde ahşap evlerde, olmadı nohut oda bakla […]

Devamını Oku