Nebil Özgentürk
Tüm Yazıları
Hem Düşünürür Hem Gülümsetirdi: Levent Kırca
Ana Sayfa Tüm Yazılar Hem Düşünürür Hem Gülümsetirdi: Levent Kırca

Ah benim güzel abim, Levent Abi’m… Dostlarımın arasında en sevdiklerimdendi, en iyi anlaştıklarımdan biriydi… Zaman nasıl da hızla geçiyor! Ölümünün ardından 10 yıl geçmiş. Ve… Yaşasaydı şimdi, 75 yaşında olacaktı. 12 Ekim 2015’te kaybettik Levent Kırca’yı. Özlüyoruz, özlüyorum tabii ki… Çocuktum, Ankara’dan yayın yapan siyah beyaz ekrana adeta tutulmuştuk; karşısına geçmek için can atıyorduk. 1973, […]

Ah benim güzel abim, Levent Abi’m… Dostlarımın arasında en sevdiklerimdendi, en iyi anlaştıklarımdan biriydi…

Zaman nasıl da hızla geçiyor! Ölümünün ardından 10 yıl geçmiş. Ve… Yaşasaydı şimdi, 75 yaşında olacaktı.

12 Ekim 2015’te kaybettik Levent Kırca’yı. Özlüyoruz, özlüyorum tabii ki…

Çocuktum, Ankara’dan yayın yapan siyah beyaz ekrana adeta tutulmuştuk; karşısına geçmek için can atıyorduk. 1973, 1974 yıllarıydı. 

Okulumuz, sokak serseriliğimiz ve siyah beyaz filmlerimiz vardı; eğlenecek, oynayacak…

Bir de televizyonumuz! Eve kapandığımızda ders dışındaki tek meşguliyetimiz televizyon izlemekti!

Haber öncesi saatte, Oyun Treni’ni izlerdi bizim yaşımızdakiler, çocuk saatinin tek programıydı!

Dönemine, amatör ekran zamanlarına göre iyi ve seyirlik sayılırdı!

O günlerden bugünlere hâlâ aklımdan çıkmaz pos bıyıklı genç oyuncunun sempatikliği… Sembolik maket vagonların etrafında dönüp durur, ya da lokomotifin önünde şarkılar söylerdi.

Levent Kırca’ydı o, evet…

Sonra, “Oyun Treni” gerilerde kaldı. Büyüdük, üniversite yılları başladı. Levent Kırca da yine tek kanalın yıldızına dönüştü, tanınırlığını artırdı. Bu kez haber programlarının ortasında ya da sonunda, skeçleriyle görünüyordu. Bir de tek bölümlük televizyon filmlerinde, 4 bölümlük dizilerde, oyunculuğuyla…

Erken şöhretinden Yeşilçam da faydalanacaktı. 70’li yılların sonlarıyla, 80’lerin başında, başrol oynadığı filmlerini izleyecektik bu defa…

**

Çocukluğunu, ilk gençliğini Ankara’da geçirmişti Levent Kırca. İlk, orta, lise eğitimini de Ankara’da tamamlamıştı. Tiyatroya, plastik sanatlara vurulmuştu lisedeyken, ailesinin desteğiyle!

Her Ankaralı tiyatro tutkunu ve oyuncunun ilk durağı olan ve daha çok politik oyunlar sahneleyen Ankara Sanat Tiyatrosu’nun kadrosuna girecekti 20’sinde…

Ülke sorunlarına kafa yoran oyuncular, oyunlar, tiyatrocular dönemiydi zaten.

AST’ın yanı sıra, Ankara Birlik ve Ankara Halk Oyuncuları’yla da çalışacaktı. Müzmin muhalifliğinin tohumları, o dönemde ekilmişti belli ki…

Evet… “Her dönemin muhalifi skeçler”le öne çıktı, çıkacaktı Levent Kırca hep… Binlerce maskla da hatırlanacaktı elbette. Hem taklidini yapacaktı ülkenin bin bir kişisinin hem de plastik makyajla o kişilerin yüzü olacaktı!!!

**

Dostluğumuz bir yana, belgesel programlarımız için de buluşmuştuk Levent Kırca’yla… Hem de üç kez kesiştik…

BİR YUDUM İNSAN belgesel serimizin 100’üncü bölümünü, özel formatla yayımlamıştık. Atilla Dorsay metni yazmış, Yılmaz Erdoğan seslendirmiş, Levent Kırca da sunmuştu! Hem de “Nebil Özgentürk taklidi ve plastik makyajı”yla. (Bakınız foto…)

Üç yıl sonra, Levent Kırca-Olacak O Kadar belgeseli yaptık. Kendi yaşamını anlattığımız bölümde Aziz Nesin oluvermişti, sadece bizde yayımlanan!

Ve bu kez ben Levent Kırca’ya sürpriz yapıverdim. Kenan Işık’la birlikte yaptığımız DÜNYA BİR OYUN SAHNESİ sanat-sohbet programımıza konuk ettik. Çekim günü Derya Ergün’ün makyaj masasında 6 saat geçirdim ve Levent Kırca oluverdim! Programın orta yerine daldım. Levent Abi dahi şaşırdı benzerliğe… O gün çok güldük, çok…

Eeee olacak o kadar!

**

“Oyun Treni”yle başlayıp “Olacak O Kadar”la zirve yapan ustamıza şirin bir oyun oynadık yani. Oldu bitti!

Sahi… Olacaktı o kadar, şahaneydi… Bir daha benzeri gelmedi, unutulmadı değil mi?
Yıllar boyu yüzlerce kez makyaj masasına oturan, her kesimden her nesilden ünlü ya da ünsüzün benzeri haline gelen Levent Kırca çok sevildi çok alkış aldı, reyting rekorları kırdı.

**

Levent Usta, 25 yıl boyunca dur durak bilmedi. Türkiye’nin gündemi de!

Öyle ya, siyasetten günlük yaşama, sanat dünyasından televizyon alemine, spordan iş dünyasına kadar hayatın pek çok alanında mizahın sınırları zorlanıyordu ülkede… Kürsüye her çıktığında gaf üstüne gaf yapan siyasetçiler… Şova yönelik magazin ve tartışma programlarıyla, ekranların şaşırtıcı yüzleri… “Bir gün herkes 15 dakikalığına şöhret olacak!” sözünü doğrularcasına bir gecede ünlü olup kendine koruma ordusu kuran sahne ve magazin figürleri… En mahrem öykülerini kamera önünde milyonlarla paylaşabilecek kadar fütursuzlaşan yıldızcıklar… Cumhuriyet tarihinin en büyük yolsuzluklarına imza attıktan sonra yaşadığı kaçamak aşkla yakayı ele veren beceriksiz bürokratlar… Rüşvetin belgesini soran bankacılar ve bu soruyu; “Ulan!” diye cevaplayan müflis iş adamları… Ve daha neler neler…

**

Evet. İşte ekrandaki adam, böylesine bir mizah cenneti olan Türkiye’de tabii ki şanslıydı. Malzeme o kadar boldu ki, her on yılda bir tank sesiyle uyanılan ve bir anda radyo ve televizyon enflasyonuna uğranılan bir ülkede, o adam ve arkadaşları tabii ki darbeyi de hicvedecekti…

Canlı yayında seyirciden gelen her şarkı talebini anında karşılayan ve hafızasında yüzlerce şarkı barındıran bir sahne-ekran sunucusu da (Mustafa Keser) kendini o ekranda bulacaktı, Kırca sayesinde…

Umudu topyekûn medyumlara, falcılara, cinci hocalara bağladığımız bir dönemde tabii ki onlar da televizyonda anlatılacaktı…

Haberleri şova çeviren sunucular, çiçek sulayan milletvekilleri, “Emret sultanım!” diyen bakanlar, vergi kaçıranların resmi geçidi de o malum haftalık televizyon programının konusu olacaktı elbet…

Bu arada aklına eseni söyleyen mezarcı türü dokunulmazlar… Hele hele Kalkan’cılar, Müslüm hocalar gündemi işgal ettiğinde tabii ki olacaktı o kadar…

Evet. Levent Kırca ve arkadaşları yıllarca hayatın ve ülkenin absürt durumlarını anlattı bizlere… Bir ifade cambazı olarak nitelenen Levent Kırca ki, tam 30 yıl ekranlarda, belki de ekranların en kıdemli ve kalıcı yüzlerinden biri oldu, her programında birilerinin ayağına bastı! Mesaj kaygısı yoğun espriler yaptığı söylense de, zaman zaman tekrara düştüğü ifade edilse de, kimileri tarafından küçümsense de o bundan hiç gocunmadı. Çünkü izleyicinin önemli bir bölümü, bir türlü dile getiremedikleri yaralarını kendileri adına televizyona taşıyan Levent Kırca ve Oya Başar ekibini, başlarının tacı yapıyordu. İzlenme rekorları kırması bunun karşılığı olarak değerlendiriliyordu. Kimler mi onlar? Memurlar, işçiler, emekliler, öğretmenler, işsizler, öğrenciler, trafik polisleri, kiracılar, şoförler, ev sahipleri, gençler, yaşlılar, kadınlar, erkekler… Kısacası sade yurttaş!

Levent Kırca, uzun zaman en sıkı sahne ve ekran arkadaşı (sonradan boşansalar da) eşi Oya Başar’la “Olacak O Kadar” programında o insanları dillendiriyordu. Çünkü Olacak O Kadar ekibi, mizahın, ezilenlerin en önemli silahı olduğuna inanıyordu. Kırca, kendisini Nasreddin Hoca’ya benzetiyordu. Durmaksızın göle maya çalıyor; çukurlarla dolu bir yolda yürünmesin, banka önlerinde kuyruğa girilmesin, vatandaş enflasyon altında ezilmesin diye, bir kısım siyasetçinin, bir kısım magazin şarlatanının ipliği pazara çıksın diye…
 
Aslında Levent Kırca’nın çok özel bir durumu daha vardı. O ekranların en sık yüz değiştiren adamıydı! Belki de dünyada eşine az rastlanır bir makyaj ve taklit ustasıydı! Bin bir surat… Kurduğu Olacak O Kadar televizyonunda, adeta bir kimlikler galerisi oluşturarak, bize, bizi ve ülkeyi anlattı yıllar yılı… Bazen de dünyayı… Onun galerisinden kimler gelip geçmedi ki! İnternette dolaşmanız yeter!

**

Çok kanallı ekranda transfer rekoru da kırdı ekip… Yoksullukla başlamıştı sanat hayatı, zenginlikle sürdü… İlk ve değişmez göz ağrısı tiyatroya vefa da gösterdi ve birbirinden pahalı prodüksiyonlar yaptı…

Olacak O Kadar’da hicvedilen bir siyasetçinin kulisi sonucu kararan ekran sonrası haklı çıkış, çıkışsızlık, açlık grevi, kararsızlık, ısrar, çelişkiler… Kısacası tatsız günler de yaşandı…

Tabii ki Yeşilçam’a selam niyetine yönettiği ilk filmi “Son”la bir başlangıç ve ardından gelen gişe başarısı…

**

Son yıllarında çok üzüldü, çok sansür yedi, çok kırıldı Levent Abi… Kahroldu olan biten ülke durumlarına…

Cesurdu, sözünü esirgemiyordu. Bu yüzden çok baskı gördü. İşsiz ve ekransız kaldı…

Kansere yakalandı bir gün… Hastanelerde aylar gelip geçti…

Ve 12 Ekim 2015’te kaybettik Kırca’yı…

Hasta yatağında Cumhuriyet ve çağdaşlık düşmanlarına inatla, Gazi’ye hakaret edenlere öfkeyle konuşuyordu yine…

Son sözleri…

“Atatürk’le kalın… Cumhuriyet’i savunun” olmuştu.

**

40 yıl boyunca ekranda biriktirdiği sevenlerince uğurlandı…

Bu dünyadan Levent Kırca geçti; en yeteneğinden, en sempatiğinden… En komedyeninden… En muhalifinden…

Özlüyoruz… Hem de çok… 

Yazarın Diğer Yazıları
Ankara’nın Şairi…

Aslında hangimizin yolu Ankara’dan geçmiyor ki?  Bedenen olmasa da ruhen Ankara’dan gelip geçiyoruz; kulağımızı Ankara’dan gelecek haberlere veriyoruz. Hayat yolculuğumuza 100 küsur yıldır Ankara karar veriyor.  Yasalar, hassasiyetler Ankara merkezde, Meclis’te oluşuyor ve  tüm yurda yayılıyor.  İçinden, işinden Ankara geçmeyen meselemiz yok. Bazen derdimizin, bazen de coşkumuzun kaynağı meseleler!.. Hele ki son yıllarda Ankara’ya gitmek, […]

Devamını Oku
Hem Düşünürür Hem Gülümsetirdi: Levent Kırca

Ah benim güzel abim, Levent Abi’m… Dostlarımın arasında en sevdiklerimdendi, en iyi anlaştıklarımdan biriydi… Zaman nasıl da hızla geçiyor! Ölümünün ardından 10 yıl geçmiş. Ve… Yaşasaydı şimdi, 75 yaşında olacaktı. 12 Ekim 2015’te kaybettik Levent Kırca’yı. Özlüyoruz, özlüyorum tabii ki… Çocuktum, Ankara’dan yayın yapan siyah beyaz ekrana adeta tutulmuştuk; karşısına geçmek için can atıyorduk. 1973, […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Dostluğumuzun Başkenti

Bazı şehirler, insanın yalnızlığını büyütür, bazılarıysa onu paylaşılabilir kılar. Ankara, bu iki duygunun ince dengesinde yaşar. Daha doğrusu, bana öyle gelir. Belki de pek bilmediğim bu şehre uzaktan baktığımdan öyle görüyorumdur, az sayıdaki Ankaralı arkadaşım öyle bir izlenim yaratmıştır. O dostlar da gri gökyüzü gibi mesafeli, yüklü bulutlar gibi yakınlar zaten. Onlardan dinlediğim Ankara’nın dostlukları, […]

Devamını Oku
Ankara: Tatlının Da Başkenti

Eski Ankara pastaneleri, o günlerin tatlı anılarını günümüze taşımakla beraber, bir zamanlar Ankara’nın tatlının başkenti olduğunun da ispatı. Bugün hâlâ o tatları yapabilen mekânların olması, eskinin bizlere mirası.  Pastane deyip geçmemek lazım. Şimdilerde endüstrileşmeyle birlikte form değiştiren pastacılığın mekânları, bir zamanların en önemli buluşma noktalarıydı. Şairlerin, sanatçıların, yazarların gündelik hayat akışında başat rol alan bu […]

Devamını Oku