“Bekler bazı şiirler bazı yaşları” der Necatigil. Sanırım “hikmet burcu” şiirleri için insanın bir yaşama deneyimine sahip olması gerektiğini ima etmek için söylenmiş bir sözdür benim büyük öğretmenimin sözü. Yine de ben, kurucu bütün şairlerin çok genç yaşlarda insanı iskeletine kadar gördüklerine inanırım. Bizde ve dünyada şiir dehası diyebileceğimiz, sayıları çok az olan çok büyükler, […]
“Bekler bazı şiirler bazı yaşları” der Necatigil. Sanırım “hikmet burcu” şiirleri için insanın bir yaşama deneyimine sahip olması gerektiğini ima etmek için söylenmiş bir sözdür benim büyük öğretmenimin sözü. Yine de ben, kurucu bütün şairlerin çok genç yaşlarda insanı iskeletine kadar gördüklerine inanırım. Bizde ve dünyada şiir dehası diyebileceğimiz, sayıları çok az olan çok büyükler, çok erken yaşlarda, tanrının ve doğanın eksik bıraktığı insan ruhunu, dille, sözcükle, kendi ruhlarının büyük huzursuzluğuyla, etlerinde yanan tanrısal bir ateşle, bir dünya tutkusuyla yeniden ve yeniden tamamlayıp durmuşlardır. Bazen insan ikircim içinde kıvranır durur, kendilerinden sonra şiir yazanlar/ yazacak olanlar için bu şairler bir ödül müdür, ceza mıdır?
Gerçekte şiir yazan herkes, kendi yalnızlıkları içinde, kendi sehpalarını kurup kendi sözleriyle, yürekleriyle kendilerini ipe çeker dururlar. Bu sehpada yazdıklarıyla şiirini kuranlar bir zaman daha varoluşlarını sürdürürler. Yazamayanlar ise çıktıkları sehpayı ayaklarıyla devirir giderler dünyamızdan. Elbette sehpasını parmak izine çevirenlerin şiirleri çok değerlidir ama sehpayı devirip gidenlerin çabası da sessiz bir şiir gibi okunamaz mı dersiniz?
Aslında şiir üzerine birazcık düşünce yürüten herkes sessizce bilir ki hayal kuran herkes şiir yazıyordur, soru soran herkes şiir yazıyordur, içine bakan herkes şiir yazıyordur. Bazılarımız bu şiiri sözcüklerle yazarız, bazılarımız sessizliğin büyük harfleriyle, kimseye duyurmadan yazarız. Bir soru üzerine birkaç söz etmiştim, yeridir, paylaşmak isterim. Ve bunu da yeni bir şiire bağlamak…
“Şiir, her dizesiyle insana yöneltilmiş bir büyük sorudur. Şiirden başımızı kaldırdığımızda bizde pek çok merakı, arzuyu, acıyı, hayali, hayal kırıklığını ayaklandıran bir yolculuktan döneriz. Daha önce öngöremediğimiz bir dünyanın içine çeker bizi şiir. Kalbimizi, yaşadığımız gerçeklikten çok daha büyük, güzel, yeni, deyim yerindeyse binlerce kanadı olan duygularla, düşüncelerle doldurur. Bizi büyüler, büyütür. Şiirin bizi götürdüğü bu yeni yer, yeni duyarlılık alanı, bizi o ana kadar düşünmediğimiz sorulara götürür. Soru sormuyorsak bir yanlışlık var demektir. O şiir bize nüfuz etmemiş demektir. Biz, simsiyah kapanmış yaşıyoruz demektir. Ya da şiir, henüz şiir olmamış demektir. Bu sorular, şairin hayatına ilişkin olabilir, şiirin kurduğu dünyaya ilişkin olabilir, yaşadığımız gerçekliğe ilişkin olabilir. Bu, bizim kendimizle, insanlarla, bir bütün olarak hayatla kurduğumuz bağa bağlıdır. Asıl önemlisi, bu soruların yanıtı şairde de değildir. Yanıt, okur olarak sadece bizdedir. Sorduğumuza göre, anlamak istediğimiz, kurtulmak istediğimiz bir huzursuzluğumuz var demektir. Bir mutsuzluk sürüyor demektir. Dünyadan bir beklentimiz var demektir. Henüz insana inanıyoruz demektir. Hayatımızı sevmek istiyoruz demektir.”
Ve yeni dosyadan bir yeni şiir:
BAŞKA DÜNYA YOK
Şarkı bitiyor
Başını kaldır
Güneş ısıtmayacak
Başını kaldır
Rüzgâr soğudu
Başını kaldır
Yıldızlar azalıyor
Başını kaldır
Zülüfler yüze düşmüyor
Başını kaldır
Tanrı sevgisiz ölür
Başını kaldır
Ölüler yaşayanları geçti
Başını kaldır
İnsan yalnızlıktan fazlasıdır
Başını kaldır
Gökkuşağı gökte olur
Başını kaldır
Başka dünya yok
Başını kaldır.
Bütün ölüler birer pişmanlık fotoğrafıdır.
Başını kaldır.
“Bekler bazı şiirler bazı yaşları” der Necatigil. Sanırım “hikmet burcu” şiirleri için insanın bir yaşama deneyimine sahip olması gerektiğini ima etmek için söylenmiş bir sözdür benim büyük öğretmenimin sözü. Yine de ben, kurucu bütün şairlerin çok genç yaşlarda insanı iskeletine kadar gördüklerine inanırım. Bizde ve dünyada şiir dehası diyebileceğimiz, sayıları çok az olan çok büyükler, […]
Devamını Oku
Konuşmalarımda, elbette sözün akışına bağlı olarak, sık kullandığım iki dizesi vardır, Louise Elisabeth Glück’ın, olağanüstü iki dize: “Dünyaya bir kere çocukken bakarız / Ondan sonrası hatıradır.” Bu iki dizenin çağrışım alanıyla bir biçimde örtüştüğünü düşündüğüm iki dize de Attilâ İlhan’dan alıntılayalım: “Çocukluktan çıktığını sanmak / Aslında çocukçadır.” Madem alıntılarla başladık, şiirsel yaratıcılıkla ilgili iki çok […]
Devamını Oku
DÜŞLER KENTİ ANKARA Öyle değil midir? Ankara’nın bir “düşler kenti” olduğunu 1987’den beri haykırırım, da herkes duyar mı, kimse duymaz mı? Kimisi duyar da duymazdan mı gelir? Bastığı toprağı ayağının altında kendi varlığı için anıt kaidesi ya da çöp zannedenler ayırt etmez, edemez zaten bunu. Bir de portal alanı çizmişim Ankara Ankara Güzel Ankara şiir […]
Devamını Oku
Ankara, her bir sokağında ayrı bir hikâyenin, her köşesinde farklı bir dönemin izini taşıyan bir şehir. Bu nedenle var olan binaları, parkları, sokakları, caddeleri ve mekânları da bizlere çok şey anlatabiliyor. Cumhuriyet modernizminin planlı başkenti olma mirasını omuzlarında taşıyan bu şehir, bu güçlü mirasla birlikte kendini yenileme potansiyelini de her zaman bağrında saklar. Bugünlerde Çankaya’nın […]
Devamını Oku