Nebahat Ayhan
Tüm Yazıları
Gülmek Bir Halk Gülüyorsa Gülmektir
Ana Sayfa Tüm Yazılar Gülmek Bir Halk Gülüyorsa Gülmektir

“Diş değil, tırnak değil, bir mendil niye kanar?Mendilimde kan sesleri.” 8 Ağustos 1928’de İstanbul’da Fatih Soğanağa’da bir Edip doğar; elden ele, gönülden gönüle bir sevdayı büyütmeye. Anne ve babası Çankırı’nın Atkaracalar köyündendir. Ailenin üçüncü çocuğudur. Kapalıçarşı’da ticaretle uğraşan babası 2. Dünya Savaşı’nda havacı çavuş olarak İstanbul’a tayin olur, askerliğini tamamlayınca dönmez. Edip, ilkokulu İstanbul’da 56. […]

“Diş değil, tırnak değil, bir mendil niye kanar?
Mendilimde kan sesleri.”

8 Ağustos 1928’de İstanbul’da Fatih Soğanağa’da bir Edip doğar; elden ele, gönülden gönüle bir sevdayı büyütmeye. Anne ve babası Çankırı’nın Atkaracalar köyündendir. Ailenin üçüncü çocuğudur. Kapalıçarşı’da ticaretle uğraşan babası 2. Dünya Savaşı’nda havacı çavuş olarak İstanbul’a tayin olur, askerliğini tamamlayınca dönmez.

Edip, ilkokulu İstanbul’da 56. İlkokul’da bitirir. Yaşama sevinciyle dolu dalgalanışları ilk kez 1944’te İstanbul dergisinde yayımlanır. Ortaokul ve liseyi 1946’da İstanbul Erkek Lisesi’nde tamamlar. Yükseköğrenimine İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’nde başlar; fakat okulu bırakır. Babasıyla Kapalıçarşı’daki ekmek teknesinde yaşamı yoğurmaya başlar. Ortaokul yıllarında başladığı şiir yazma tutkusu lise yıllarında ve sonraki yıllarda artarak devam eder.

Yaşama sevinci, coşkusu “Garip”çe; “İkinci Yeni” şiirleriyse hayaller, üzüntüler imgelidir. Yaşamın ona sunduğu bir güzelliktir okulunun Babıali yakınlarında oluşu. Diğer bir güzellikse komşusudur. “Şiir söylemekten ziyade bir susma işidir.” diyen Ahmet Hamdi Tanpınar, Babıali’nin kültür, sanat ve edebiyat kokusundan beslenmeye başlayan Edip’in şiirlerini görmek ister. Bir tutkunun yokuşunu çıkmakta olan Edip henüz çok gençtir. Tanpınar, Edip’in şiirlerini okur ve “Bu şiirler çok güzel, hepsi de güzel. Ama hiçbiri şiir değil!” der. Sonra odanın ortasına birçok resim yayar ve resme uzun uzun nasıl bakılacağını anlatır. Resim üzerinde durmasını, resmi sevmesini öğütler. Şair, kültürlü ve çok yönlü bir sanatçıyla karşılaştığını daha o gün anlamıştır.

1947’de Mefharet Hanım’la evlenir. Çiftin Nuran ve Ömer adında iki çocuğu olur. 1947’de dergilerde çıkan gençlik şiirlerini “İkindi Üstü” adlı kitapta toplar. Edebiyat çevrelerince pek alkışlanmamış bu kitap sessizce çekilir köşesine.

1950’de vatan hizmetini tamamlayıp Kapalıçarşı’da –ticareti sevmemesine rağmen– turistik eşya ve halı ticareti yapar. “Ne var ki, başkaca çıkar bir yol da yoktu. On dokuz yaşında evli, yirmisinde çocuğu olan bir genç! Hem de ev geçindirmek zorunda, hem de şiire tutkun.”

1951’de Nokta dergisini çıkarır. 1954’te Kapalıçarşı yangınında dükkânı yanar. Kendi deyimiyle iyi de olur; yazmaya vakit bulmuştur. “Dostlukla, sevgiyle, saygıyla…” andığı ortağı bir sanatseverdir: “Eskimeyen Eskiler” satıcısı “Kapalıçarşılı Jak Salhoşvili”… Jak ticaretle ilgilenirken Edip dükkânın asma katında okur, otuz yılını geçirir ve dokuz şiir kitabı yazar. Dirlik Düzenlik’te düşünceyi dil içinde eritir, özlü ve mizahlı bir söyleyişe, çarpıcı biçim arayışına yönelir:

“Güç iştir çünkü bir tarihi insan gibi yaşamak / Bir hayatı insan gibi tamamlamak güç iştir.”

“Caddeler, sokaklar, içki evleri, garlar, iskeleler… şiirlerimin önsözü gibidir” derken geldiği toplumu anladığını ve anlattığını belirtir: “Şiir, insani değerlerden, ölümsüz özlerden, yaşam koşullarından, çağını yansıtmaktan kopmazlığıyla da somut bir olgudur.” İkinci Yeni şairleri arasında anlama verdiği önem, uzun solukluluğu, dize alışkanlığını kırması, öykülemesi ve “otel” metaforunu sık kullanmasıyla özeldir. Şair’e göre açık-kapalı şiir yoktur; olsa olsa şiire kapalı kişiler vardır ve gerçek şiir aydınlıktır; fakat okurun onu anlaması oranında aydınlıktır.

1957’de içine birlikte güzel olmayı düşündüğü bir karanfil düşürür. Karanfile eğilimli bir karanfil olunca sevdaya düşen, maviyle büyütülen bir evrenin tüm renklerini birleştirir: “Derken karanfil elden ele”dir Yerçekimli Karanfil’de.

1959’da Asım Bezirci’ye: “Bir toplumu anlamak için, en önce o toplumda yazılmış şiirlere bakmalı. Baskının ya da özgürlüğün, ilginin ya da ilgisizliğin, mutluluğun ya da mutsuzluğun bunca etkisini görebilirsiniz o şiirlerde. Eğer bir topluma insan olarak sokulmuşsak, sanatçı olarak da sokulmuşuz demektir. Olup bitenleri beğeniyor ya da beğenmiyorsak, bu bizim kişiliğimize de vuracaktır ister istemez.” der.

1964’te üyesi olduğu TİP’le yolları ayrılır, 1975’te ticari hayatını sonlandırır.

“Oteller Şairi” kış aylarını İstanbul’da; yaz aylarını Akdeniz sahillerinde geçirir. 1986’da Bodrum’a yerleşir; yerleştikten yirmi gün sonra beyin kanaması geçirir ve İstanbul’a getirilir. 28 Mayıs 1986’da vefat eder.

Şairim, “İnsan yaşadığı yere benzer” diyorsun ya; dumanlı bir eğim, küllenmiş bir orman gibiyiz hanidir. Benzedik biz de toprağımızda “Bir tutsak ağaç gibi yanlış yerlerde büyüyenler”e. Yalnızlığımız susturulmuş bir dil. İçimiz alev alev yaz kırıkları; dışımız buz mu buz. Kan sesleri dinmiyor mendilimizde. Denizse hâlâ beklediğimiz yine yeniden gelsin diye; ama her dönen damıtmaz mı denizini kendinden?

Uzanıp masaya sonsuzu koyan Şairim, karanlık bir cümlede durmak benzer mi biraz karanlık bir ülkede yaşamaya? Bilmem ki hangi mendilim kalmış kansız, lekesiz; hangi masam kırılmamış? Yine de bir gün gülümseyeceğiz, hatta güleceğiz “Bu halk artık gülüyor” diye.

Yazarın Diğer Yazıları
Ankara’nın Mevsimi

“Yoklukları bir uçurum kadar derin.” Metin ALTIOK Bahar, yaz, güz ve zemheri… Biri sevdalıdır güneşe, biri savrulmayı bekler rüzgârla, biri renklerin davetkârı, biri hüznün örtüsü… Belki benzersizlikler ve tercihlerle ayrılırlar fakat birlikte tam ederler hayatı.Saklanmazlar, neyi var neyi yok sere serpe dökülüverirler. Bahşettikleri de vardır götürdükleri de. Ve illaki yaşanacaklardır. Bir şehrin şahidi değil parçası […]

Devamını Oku
Her Yer Mavi

M.Ö. 1259’da Hitit İmparatorluğu ile Mısırlılar, tarihin yazılı ilk büyük savaşını  ve tarihte adı geçen en eski barış antlaşması (Mısır-Hitit Ebedi Barış Antlaşması) KADEŞ Antlaşması’nı yaparlar. Bu antlaşmada iki tarafın da birbirlerine saldırmaması, müttefik olarak hareket etmesi, savaş esirlerini serbest bırakması, gerektiğinde birbirlerine askeri destek sağlaması gibi maddeler vardır. Anlaşma çivi yazısıyla kil tabletlere kaydedilir. […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Evvelimiz Ahirimiz Direniş

Üç bin yıl önce yaşayan insanla bugünkü insan arasında, doğduğu ilk günlerde fark yoktur. Bu kadar kısa sürede genetik bir dönüşüm oluşacak değil ya. Ama bunların yirmi beş yaşına gelmiş halleri, birbirinden oldukça farklıdır. Çünkü kendilerine aktarılan insanlığın birikimi farklıdır. Kültür gelişmeler hızlı ve çalkantılı biçimde ilerliyor.  Çağımızın hızlanan iletişim ve ulaşım koşulları, geçmişten kopuş […]

Devamını Oku
Yeni Şehir’de Hep Yeniden

Yıllardır düşünürüm. Edebiyatımızdaki yenilerin birincisinin Ankara’da, üstelik Yenişehir’de ortaya çıkmış olması sadece bir tesadüf müdür? Mekânın yeni oluşu gelenekten kopmak için teşvik etmiş olmasın gençleri? Gençler dediğim, Oktay Rifat ile Orhan Veli. Özen Pastanesi’nde oturmuşlar. Şöyle hayal edin. Bütün ömrünüz boyunca daracık sokaklarda yürümüş, kargacık burgacık konaklarda, bahçeler içinde ahşap evlerde, olmadı nohut oda bakla […]

Devamını Oku