İbrahim Karaoğlu
Tüm Yazıları
Caz Bunlar

Yıllar önce, Johannesburg’daki bir konferansa “Birleşmiş Milletler” kültür elçisi olarak gönderilip, caza uyarladığı Balkan ve Anadolu ezgileriyle coşkulu bir konser veren ünlü caz sanatçımız Yıldız İbrahimova ile Güney Afrika dönüşü, evinde buluşmuştuk. Afrika’nın renkleri, sesleri ve konser üzerine söyleşirken söz dönüp dolaşıp renkler ve müziğe geldi. John Cage’in renkli notasyonlarını anlatmaya başladığında, çok özel bir […]

Yıllar önce, Johannesburg’daki bir konferansa “Birleşmiş Milletler” kültür elçisi olarak gönderilip, caza uyarladığı Balkan ve Anadolu ezgileriyle coşkulu bir konser veren ünlü caz sanatçımız Yıldız İbrahimova ile Güney Afrika dönüşü, evinde buluşmuştuk. Afrika’nın renkleri, sesleri ve konser üzerine söyleşirken söz dönüp dolaşıp renkler ve müziğe geldi. John Cage’in renkli notasyonlarını anlatmaya başladığında, çok özel bir sürprizle, konsolundan Cage’in Aria kitabını çıkarmıştı. Yirmi sayfalık kitapta göz alıcı renkler, grafikler ve birbirinden farklı dillerdeki sözcüklerle oluşturulmuş caz notasyonları vardı. Onları gördüğümde, ressam Reyhan Abacıoğlu’nun, sesi ve susu duyumsatan resimlerini anımsamıştım. Çünkü onun resim serüveninin en önemli varyantlarını, farklı izleklerini yakından izlediğim dönemlerden, her bir resminin; içindeki seslerin tınısını renklerle caza dönüştürdüğü hali belleğimdeydi hep.

Eskiden, ne zaman atölyesinde buluşsak, herhangi bir resmine baktığımda; renklerin salınımını ve tuvale ritmik dalgalarla yayılarak oluşturduğu aurayı içli bir çığlık gibi duyumsardım. “Niye böyle?” diye sorardım. “Bana benziyor resimlerim.” derdi. “Çığlıkları içlerinde saklı… Yaşadığım çağın tüm çirkinliklerini görüp duyumsadığımda, yaratma sancısı başlıyor. Kişi yaşamın her formuna, her boyutuna merakla, sakınımsız yaklaştığında daha bir yoğun hissediyor yaşadıklarını. Yaşama dair çok şey birikiyor içinde. Öz dışavurum kaçınılmaz oluyor. Yaratma itisi resme dönüştürüyor biriktirdiklerimi. Hiç doyuma ulaşmayan bir iti yaratma. Bildiğim tek yaratma biçimi de resim benim için… Yaşamla aramdaki dengeyi korumak için, çıldırmamak için, yaşama karşı sorumluluğumu ve biriken yükümü dışa vurmak için, yaşamı çoğaltmak ve savunmak için…” diyerek, yine kaldığı yerden başlardı resmine.

Yıllarca sayısız sergiler açtı. Ulusal ve uluslararası çok özel projelerde birlikte olduk çoğu kez. Delacroix’dan Rodin’e, Picasso’dan Dali’ye, Beuys’dan Le Corbusier’e kadar dünya ustalarından yapıtların bulunduğu, küratörlüğünü yaptığım “Ellerin Büyüsü” sergisinde yer alan resmi, Alman koleksiyoner Prof. Hans Zilch koleksiyonunda şimdi. Ve on yıl önce küratörlüğünü yaptığım “Bavulum Dolu Sanatla” sergisinden de bir resmi “Goslarer Museum” koleksiyonunda. Yurtiçi ve yurtdışında pek çok koleksiyonda da resimleri var Abacıoğlu’nun.

Son dönem resimlerinden oluşan özel bir seçkiyi benim küratörlüğümde “Ada” adıyla, Kuşadası Ada Modern Sanat Galerisi’nde sergiledi. Yoğun bir ilgiyle izlenen sergisini tanımlarken; kimilerine göre ütopyasının büyülü, masalımsı alanıdır ada; sınırlarını düş gücünün belirlediği, yalıtılmış bir özgürlük alanı. Kimilerine göre her insan bir ada. Ve içimiz adalar denizi. Yaşadığımız yoğun, kırılgan duyguların, katarsislerin içsel mekânı adalar. Ressam Abacıoğlu, son resimlerini ada metaforu üzerinden kurguladı. Ona göre içli, kırılgan duyguların ve tarifsiz hüzünlerin dışavurum alanı adalar. Ruhundaki gölgeleri aydınlatan, içsel yüzleşmelerinin yarattığı arınma alanları. Suskunluklarını, bastırılmış hislerini, korkularını, umutsuzluklarını, kaygılarını seslendiren; bilinçdışını bilince dönüştüren duygularının katarsis haritaları onun ada resimleri.

Şair Ali Günvar’ın İtalya’da “En İyi Şiir” Ödülü alan Soneler kitabının kapağını yapmıştı. O kapaktaki resimde de caz vardı yine. Onun her resminin ritmik müzikalitesi görsel bir dinleme estetiği yaratıyor. Fransız şair/ressam/eleştirmen Paul Claudel’in sanat üzerine yazdığı metinlerden oluşan Göz Dinler kitabı geliyor aklıma. Çünkü Reyhan’ın yapıtları da gözle dinlenen, ruhumuza caz üfleyen resimler.

“Yaşamdan aldıklarımı, resim olarak geri veriyorum dünyaya. Yannis Ritsos, Bilge Karasu, Aslı Erdoğan, Ali Günvar, Bahadır Bayrıl, vb. pek çok şair/yazar… Ingmar Bergman, Michael Haneke, Tony Gatlif, Nuri Bilge Ceylan vb. sinemacılar… İlle de müzik… Ve adı Nil olan bir çocuk ve onun resimleri… Ve yaşamın kendisi, daha çok acısı ve hüznü etkiliyor resimlerimi.” diyen Abacıoğlu bir caz ustası aslında. Yalnızca doğaçlama ritimleri yansıttığı için değil, metaforlaştırdığı şeyleri cazın hüznüyle büyülediği için de… Hani, Eskimolar karı elli sözcükle tanımlarmış ya, Reyhan da hüznü bin bir sesle tanımlıyor; resminin caz halleriyle.

Yazarın Diğer Yazıları
Şiirimizin Janti Ağabeyi

Anıları naftalinlenmiş, kadim bir semttir Kızılay. Kentin en büyük meydanını bulvarlar boyunca çevreleyen at kestaneleri ve ara sokaklarını bahar kokularıyla dolduran akasyalar, tanığıdır bu semtin kadim zamanlarının; unutulmaz anıların, aşkların, sevinçlerin, tutkuların, buluşmaların, ayrılıkların, kederlerin, sevinçlerin… Yalnızca gölgelerini ve kokularını sunmaz bu ağaçlar; kentin belleğini beklerler, geçip giden zamana inat… Sabahın erken saatlerinde işe yetişen […]

Devamını Oku
Baharın Hafızası

Geride kaldı karanlık ve soğuk günler. Kış, yalnızca havayı değil, insanın içini de ağırlaştıran o uzun suskunluğuyla çekilirken; bahar, fark ettirmeden, bir sızıntı gibi girdi hayatımıza. Önce ışık değişti, sonra sesler. Ağaçların kabuğunda, toprağın kokusunda, kuşların telaşında çoğaldı hayat. Ve insan, doğanın bu sessiz ama kararlı dönüşümüne her seferinde yeniden kapıldı. Çünkü bahar yalnızca bir […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Ankara, Düşlerin Gerçek Olduğu Yerdir!

DÜŞLER KENTİ ANKARA Öyle değil midir? Ankara’nın bir “düşler kenti” olduğunu 1987’den beri haykırırım, da herkes duyar mı, kimse duymaz mı? Kimisi duyar da duymazdan mı gelir? Bastığı toprağı ayağının altında kendi varlığı için anıt kaidesi ya da çöp zannedenler ayırt etmez, edemez zaten bunu.  Bir de portal alanı çizmişim Ankara Ankara Güzel Ankara şiir […]

Devamını Oku
Müşterek İhtimalini Mümkün Kılmak: Esat Hâl’in Hafızası ve Gelecek Yolculuğu

Ankara, her bir sokağında ayrı bir hikâyenin, her köşesinde farklı bir dönemin izini taşıyan bir şehir. Bu nedenle var olan binaları, parkları, sokakları, caddeleri ve mekânları da bizlere çok şey anlatabiliyor. Cumhuriyet modernizminin planlı başkenti olma mirasını omuzlarında taşıyan bu şehir, bu güçlü mirasla birlikte kendini yenileme potansiyelini de her zaman bağrında saklar. Bugünlerde Çankaya’nın […]

Devamını Oku