Atatürk’ün Çankaya Köşkü’nde dile getirdiği “Yurtta sulh, cihanda sulh.” sözünü, sadece diplomatik bir nezaket ifadesi değil; savaşların yıkıcılığını bizzat yaşamış bir liderin insanlığa bıraktığı evrensel bir çağrı olarak kabul etmek gerekiyor. Bu cümlenin arkasında, cephelerde kaybolmuş nesillerin, parçalanmış ailelerin ve yıkılmış şehirlerin acısı vardır! Bu yıkımları kısaca özetlemek zor değil. Ama listede yer alan sayıların karşılığı insan! Bunun ölüm tacirleri için hiçbir anlamı yok. Birinci […]
Atatürk’ün Çankaya Köşkü’nde dile getirdiği “Yurtta sulh, cihanda sulh.” sözünü, sadece diplomatik bir nezaket ifadesi değil; savaşların yıkıcılığını bizzat yaşamış bir liderin insanlığa bıraktığı evrensel bir çağrı olarak kabul etmek gerekiyor.
Bu cümlenin arkasında, cephelerde kaybolmuş nesillerin, parçalanmış ailelerin ve yıkılmış şehirlerin acısı vardır!
Bu yıkımları kısaca özetlemek zor değil. Ama listede yer alan sayıların karşılığı insan! Bunun ölüm tacirleri için hiçbir anlamı yok.
Birinci Dünya Savaşı’nda 20 milyondan fazla insan öldü. Ardından gelen İkinci Dünya Savaşı, bu felaketi katladı; 60 milyondan fazla can kaybı yaşandı. Kadınlar ve çocuklar bombaların altında, toplama kamplarında veya açlıkla kırıldı. Soykırımlar ise insanlığın utanç sayfalarını oluşturdu. Avrupa’nın haritası değişti, insanlığın hafızası sonsuza kadar ağır yaralı hale geldi.
1990’larda Yugoslavya’nın parçalanmasıyla başlayan iç savaşlar, Avrupa’nın ortasında yeni bir trajedi yarattı. 130 binden fazla insan hayatını kaybetti, sivil ölümler 70 bini aştı. Bosna Savaşı sırasında 100 bine yakın insan öldü. Srebrenitsa’da 8 binden fazla sivil erkek katledildi. Yüz binlerce kadın ve çocuk mülteci kamplarında hayatta kalmaya çalıştı, binlerce kadın savaş sırasında toplu tecavüze uğradı!..
Böylesi büyük yıkımların izleri savaşın bitmesiyle sona ermiyor. Aradan geçen bunca yıla karşın hâlâ kanayan yaraların varlığını kimse inkâr edemiyor.
Günümüzde ise Ukrayna’da savaş devam ediyor. Birleşmiş Milletler verilerine göre bugüne kadar 13 bin 883 sivil öldü, 35 binden fazlası yaralandı. Kadın ve çocuk kayıplarına dair net rakamlar paylaşılmasa da, şehirlerin bombalanması en çok sivilleri vuruyor ve milyonlarca insan göç ederek ülkesini, şehrini, evini -daha da önemlisi- geçmişini bırakarak başka diyarlara savruldu.
Gazze’de yaşanan felaket ise insanlığın yüzüne çarpan en acı tabloyu oluşturuyor. Eylül 2025 itibarıyla 64 binden fazla Filistinli hayatını kaybetti. Bunların yaklaşık yüzde 70’i kadın ve çocuk; 18 binden fazla çocuk ve 12 binden fazla kadın İsrail ordusu tarafından öldürüldü.
Dünyanın gözü önünde süren bu dram, Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh.” sözünün ne kadar yaşamsal olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor.
Her savaşın sonunda masalar kuruluyor, kalemler oynuyor ve barış antlaşmaları imzalanıyor. O zaman sormak gerekiyor:
Baştan barışı seçmek varken bu kadar yıkım neden?
Barış pasif bir teslimiyet değil, en büyük cesarettir!
İnsanlık ne zaman savaş çığırtkanlığını susturup barışın sesini yükseltirse, o zaman geleceğini güvence altına alır.
Atatürk’ün Çankaya’dan yükselen sesi hâlâ yol gösteriyor: “Yurtta sulh” olmadan “cihanda sulh” olmaz. Önce kendi evimizin içinde barışı kurabilirsek, sonra da bunu dünyaya taşıyabiliriz!
Çağdaşlarının pek çoğunun hem fiziki hem de ideolojik ömürlerini tamamlamalarına karşın Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, eserleri ve fikirleriyle yaşama devam ediyor. Biz de bir kez daha aynı yere bakıp, görüyoruz:
Çankaya’dan gelen barış çağrısı!
Ankara, ülkenin tam ortasında bir başkent olmaktan ibaret değildir. Bu şehirde iyilik, yüksek sesle söylenmez; çoğu zaman yüzüne bakıp geçersiniz ama o siz yürürken omzunuza hafifçe dokunur. İç Anadolu’nun kuru rüzgârı gibi, görünmez ama hissedilir. Ankara’nın iyiliği de böyledir: “Sessiz, derin ve inatçı!” Bir şey daha vardır ki Ankara’yı Ankara yapan, yürüyüşler! Bunlar umudun peşinden […]
Devamını Oku
Atatürk’ün Çankaya Köşkü’nde dile getirdiği “Yurtta sulh, cihanda sulh.” sözünü, sadece diplomatik bir nezaket ifadesi değil; savaşların yıkıcılığını bizzat yaşamış bir liderin insanlığa bıraktığı evrensel bir çağrı olarak kabul etmek gerekiyor. Bu cümlenin arkasında, cephelerde kaybolmuş nesillerin, parçalanmış ailelerin ve yıkılmış şehirlerin acısı vardır! Bu yıkımları kısaca özetlemek zor değil. Ama listede yer alan sayıların karşılığı insan! Bunun ölüm tacirleri için hiçbir anlamı yok. Birinci […]
Devamını Oku
Bazı şehirler, insanın yalnızlığını büyütür, bazılarıysa onu paylaşılabilir kılar. Ankara, bu iki duygunun ince dengesinde yaşar. Daha doğrusu, bana öyle gelir. Belki de pek bilmediğim bu şehre uzaktan baktığımdan öyle görüyorumdur, az sayıdaki Ankaralı arkadaşım öyle bir izlenim yaratmıştır. O dostlar da gri gökyüzü gibi mesafeli, yüklü bulutlar gibi yakınlar zaten. Onlardan dinlediğim Ankara’nın dostlukları, […]
Devamını Oku
Eski Ankara pastaneleri, o günlerin tatlı anılarını günümüze taşımakla beraber, bir zamanlar Ankara’nın tatlının başkenti olduğunun da ispatı. Bugün hâlâ o tatları yapabilen mekânların olması, eskinin bizlere mirası. Pastane deyip geçmemek lazım. Şimdilerde endüstrileşmeyle birlikte form değiştiren pastacılığın mekânları, bir zamanların en önemli buluşma noktalarıydı. Şairlerin, sanatçıların, yazarların gündelik hayat akışında başat rol alan bu […]
Devamını Oku