Ömrü, ağırlıkla Ankara’da, hatta Çankaya’da geçmiş bir Şair-Başbakan’ı yazmak istedim Karanfil’e… Bülent Ecevit’i… Siyasete girmeden, sanattan kopmadan! Zaten, ailede ressam da vardı, şair de bürokrat da… Ankara’da büyüdü. İstanbul’da liseyi bitirdi, yeniden Ankara’ya döndü ve kendini yazıya edebiyata verdi. Yıllarca Ulus gazetesinde hem güncel hem sanatsal yazılar yazacaktı… CHP’nin yayın organıydı Ulus, evet… Uzun süre […]
Ömrü, ağırlıkla Ankara’da, hatta Çankaya’da geçmiş bir Şair-Başbakan’ı yazmak istedim Karanfil’e…
Bülent Ecevit’i… Siyasete girmeden, sanattan kopmadan!
Zaten, ailede ressam da vardı, şair de bürokrat da…
Ankara’da büyüdü. İstanbul’da liseyi bitirdi, yeniden Ankara’ya döndü ve kendini yazıya edebiyata verdi. Yıllarca Ulus gazetesinde hem güncel hem sanatsal yazılar yazacaktı… CHP’nin yayın organıydı Ulus, evet… Uzun süre Genel Sekreterlik, Genel Başkanlık yapacağı CHP’nin, ki CHP Genel Başkanı’yken iki ayrı dönemde başbakanlık da yapacaktı… Ama onu izleyen gazeteciler ve yakınları bilir ki hiçbir zaman şiirden kopmayacaktı…
Öğrenciliğinden itibaren ruhuna kadar işlemişti şiir sevdası ve çeviriler… İyi bir öğrenciydi Bülent Ecevit! 1930’ların Robert Kolej’inde, okulda Can Yücel başta, sanata düşkün arkadaşlarıyla sadece iyi bir eğitim almakla kalmayıp sanat kulüplerinde de faaliyet gösterecek ve her fırsatta şiire, resme ilgi duyacak, hatta, arkadaşlarını da sanata teşvik edecekti…
Tam 16 yaşındayken, babası Fahri Ecevit de oğlu Bülent’in başucunda Hindistan’ın efsane ismi, şair Tagore’un kitabını görecekti ve mutlu da olacaktı bir ebeveyn olarak…
Edebiyat bölümü mezunuydu Ecevit… Eğitimi Türkçeyi muhteşem derecede kavramasına yarayacaktı… Daha genç yaşında Helikon isimli bir dernek kuracaktı. Bu dernekte arkadaşlarıyla birlikte ülkenin dört bir yanında resim ve müzik yapan genç insanların ve ressamların, müzik insanlarının ürettiği eserlerin hem satışını hem de tanıtılmasını sağlayacaktı.
Sivil toplumcuydu, yani siyasete girmeden…
Başkanlığını Bülent Ecevit’in yaptığı Helikon -ki Harran’dan Edirne’ye kadar sanata ilgi duyan gençlerin eserlerini tanıtacak ve satışını sağlayacaktı- galerilerin yaygın olmadığı o zamanlarda sanatçı adayı gençlere mucizevi imkânlar sağlamıştı.
***
Ecevit’in sanata ilgi duymasında tabii ki ailesinin ve annesi Ressam Nazlı Hanım’ın da katkılarını hatırlatmak gerek.
Bülent Ecevit, edebiyat bölümünden mezun olduğundandır ki gazeteciliğine yarayacaktı… İyi Türkçe, iyi hitabet… “İyi Türkçe yazan köşe yazarı, en iyi Türkçe konuşan Siyaset Adamı olarak tarihe geçti” denilecekti…
Hayat işte…
Ecevit’in, 12 Eylül döneminde (yasaklı olduğu dönemde yani), çıkardığı Arayış dergisi, sanat, tarih ve sosyolojinin harman olduğu bir efsane yayın olarak basın tarihine geçti…
Bu arada Ecevit’e, basın-sanat âlemi de şükran duymuştu. Nasıl mı? 60’lı yıllar başında Çalışma Bakanlığı yapmıştı… Bakanlığı döneminde hem telif sorunlarına dair çözümler gerçekleşmiş hem de basındaki fikir emekçilerinin haklarının korunmasına ilişkin kanunlar çıkarılmıştı.
***
Ecevit, iyi bir çevirmendi. Hem eğitiminden dolayı hem yurtdışı görevleri nedeniyle İngilizceye mükemmel derecede hâkim olacak ve Eliot’tan Ezra Pound’a ve tabii ki Tagore’a çevirileri bugünlere kadar uzanacaktı…
Evet, evet… Ecevit, Hint felsefesine daha lise yıllarında ilgi duymuştu. Yaşamı boyunca bu ilgisi devam etmiş, Hint şiirinin büyük ismi Tagore’un uzmanı olmuştu adeta.
Tagore’un dili olan Sanskritçeyi öğrenmeye karar vermiş ve hayat ki, ilk kez başbakan iken gidebilecekti Hindistan’a… Yaşamı boyunca onu etkileyen felsefenin anavatanına yani…
Tabii ki diplomasinin, siyasi görüşmelerin, iki ülke arasındaki ekonomik görüşmelerin yanı sıra Tagore’un okulunu da ziyaret edecekti o sırada…
Edebiyat çevreleri Ecevit’in şiirlerini hep farklı değerli bulacaktı… Bazı şiirleri şarkı da olan Ecevit pek çok alanda “Dert Şiiri” yazacağı gibi aşk şiiri de yazacaktı… En çok da eşi Rahşan Ecevit’e yazdığı “El Ele Büyüttük Sevgiyi” şiiri dikkat çekecekti… Şu ya da bu…
Ama… Bilinmeli ki Cumhuriyet başbakanları arasında tek şair Bülent Ecevit’ti…
Hemen bir şiirini bırakalım şuraya;
“Öldürenle katiliz, çalanla hırsız
Tümümüz sanığız, tümümüz savcı
Tümümüz suçlu, tümümüz yargıç
Kimi aklarız, kimi suçlarız
Kimi bağışlar, kimi asarız kendimizi başkasında
Her gün bıçak saplı birinin arkasında
Vurulan da biziz vuran da…”
Bir hatırlatma yapalım yine… Başbakan’dı, 74’te, Kıbrıs Krizi’nin ardından savaş çıkmıştı, Kıbrıs’a çıkarma yapılmıştı… “Barış Harekâtı” adını vermişti… “Biz Rumlara da Türklere de barış getirmek için yapıyoruz bu harekâtı.” demişti… “Şahinlik-Savaşçılık” yerine “Barış” talebini dile getirmesi sanatçılığına yorumlanacaktı…
***
Ecevit, her koşulda çok kitap okuyan, her kitaba ilgi duyan bir kitapseverdi de… İyi bir kitap okuruydu. Cezaevlerinde kaldığı sürece… Gözetim altında kaldığı dönemde, kendisini ziyaret eden eşi Rahşan Ecevit’ten isteği hep kitap olmuştu; bin bir çeşit kitap…
Ecevit, siyaset sahnesine, sanattan katkı sunan ender kişilerden biriydi. Başbakanlıkları boyunca sanat sektöründeki sorunların giderilmesi için çaba sarf edecekti… İsmail Cem döneminin TRT’si, İstemihan Talay’ın Kültür Bakanlığı zamanları örnek gösterilecekti…
Tam buraya Tagore’dan çevirdiği dizeleri bırakalım;
“İktidarımın son sınırında seyahatim nihayete ermişti. Önümüzdeki yol kapanmış, azığı tükenmişti. Ve sessiz karanlıkta yerleşmek zamanı gelmişti.”
Yazıyı tamamlarken, kısa bir özet yapalım…
Bülent Ecevit ki…
Yarım asra yakın hayatımıza, memleketin dağına, taşına, toprağına adını kazıyan, ülkenin en özel siyaset adamlarından biriydi… Ve tek Siyasetçi-Şairdi…
5 Kasım 2006’da kaybettik.
Şiir yolculuğu çetin ve özenli geçmişti. Çokça şiir yazdı… Kırıldığı ve kırgın anlarında… Kimi zaman uzak bir ülkede, bazen yurdun dört bir köşesinde ve hep hayat arkadaşı Rahşan Ecevit’le birlikte olduğu anlarda…
Otel odasında, bazen sevdiğine en yakın hissettiği bir zaman diliminde, gülümsediğinde, gözyaşı döktüğünde, beyaz bir kâğıda bıraktığı şiirler yazıp durdu.
***
Bu şiirler ki… Bazen Karadeniz’e yüzen minik bir tekneye, bazen bir depremde gözleri karalar bağlayan bir kadına, bazen de Çanakkale’de, sıra sıra yatan şehitlere yazılmıştır.
Bülent Ecevit, şiirlerinden bir bölümünü özel bir stüdyo ortamında kayda da geçirdi.
***
Türkiye siyasetinin çok özel isimlerinden Bülent Ecevit’i şiire, sanata tutkuyla sarıldığı için saygıyla anıyorum.
Çocukların yurdu yoktur… Tüm dünya çocuklarındır. Ama dünya zalimleri ve delileri, en büyük kötülüğü çocuklara yapıyor… Hele şu yakın zamanlara, Gazze’ye, Tahran’a baksanıza!.. Yemek ve su kuyruğunda açlık, susuzluk içinde çocuk fotoğrafları gelip geçiyor önümüzden… Ya da okula atılan bombalar… Paramparça olan kız çocukları… Yaralı ya da cansız bedenler.. Kahredici, hem de çokkk. * […]
Devamını Oku
Şahane uğurlandı Haldun Bey. Kibarlığının, sahne tutkusunun, akademisyenliğinin, dostluklarının, arkadaşlığının karşılığını aldı aslında. Sanat ülkesi, tiyatro mahallesi öz evladına görkemli bir veda yaptı. Türkiye, kararlı bir Cumhuriyetçiyi, sonsuz bir Atatürkçüyü kaybetti. Haldun Dormen yaşamını kaybetti, evet… Kaybeden aslında replikler oldu… Kaybeden, tiyatro koltukları oldu… Hayalini kurduğu, hazırlıklarını yaptığı müzikallerin-oyunların seyircileri kaybetti… Yolunu gözleyen öğrenciler […]
Devamını Oku
Çocukların yurdu yoktur… Tüm dünya çocuklarındır. Ama dünya zalimleri ve delileri, en büyük kötülüğü çocuklara yapıyor… Hele şu yakın zamanlara, Gazze’ye, Tahran’a baksanıza!.. Yemek ve su kuyruğunda açlık, susuzluk içinde çocuk fotoğrafları gelip geçiyor önümüzden… Ya da okula atılan bombalar… Paramparça olan kız çocukları… Yaralı ya da cansız bedenler.. Kahredici, hem de çokkk. * […]
Devamını Oku
Bu şehirde çocuk olmak; sabah okul yolunda yanaklarına vuran ayazı, öğle vakti kaldırım taşlarından yükselen sıcaklığı, akşamüstü göğü saran puslu turuncu vedayı iyi bilmektir. Havasında, gökyüzünde, anıların ve saklı kalmış çocukluk hikâyelerinin peşine düşmek bu yüzden mümkündür. Bir şairin baktığı göğe baktığını, bir tarih sayfasında sözü geçen rüzgârların sana da dokunduğunu bilirsin. Şehrin kendisi gibi […]
Devamını Oku