Eren Aysan
Tüm Yazıları
Böyle Olur Edebiyatçı Direnişi! 
Ana Sayfa Tüm Yazılar Böyle Olur Edebiyatçı Direnişi! 

“Çocukluğum cennetimdi” dersem, şüphesiz güzel bir zamana vurgu yapmış, onu avcumun içine almış olurum. Annemle birlikte Türk Dil Kurumu’nun merdivenlerinden tırmanır, çalışma arkadaşı Necati Cumalı’nın kızkardeşine, “Günaydın, Mübeccel Hanımefendi Teyzeciğim” der, ardından bütün odayı selamlardım. Sonra da Sevgi Özel’in odasına koşardım. Onun olduğu kata inince Gülten Akın’ın odasının önünde ses çıkarmamak için fren yapar, Sevgi […]

“Çocukluğum cennetimdi” dersem, şüphesiz güzel bir zamana vurgu yapmış, onu avcumun içine almış olurum. Annemle birlikte Türk Dil Kurumu’nun merdivenlerinden tırmanır, çalışma arkadaşı Necati Cumalı’nın kızkardeşine, “Günaydın, Mübeccel Hanımefendi Teyzeciğim” der, ardından bütün odayı selamlardım. Sonra da Sevgi Özel’in odasına koşardım. Onun olduğu kata inince Gülten Akın’ın odasının önünde ses çıkarmamak için fren yapar, Sevgi Teyze’nin (Özel) kucağına zıplardım. Yıl: 1980 olduğunda Türk Dil Kurumu’nun kapısına kocaman, “Bu İş Yerinde Grev Var” pankartı asıldı. Bir grev kuzusu armağan edildi kurumun çalışanlarına. Çadırların arasında mini mini dolandığımdan bir süre sonra kuzunun adı, “Eren’in kuzusu” olarak anılmaya başladı. Çalışanlar grevde olduğundan karın doymuyordu; ben de. yan yan kuzuma bakıldığını hissediyordum; yanından ayrılmıyorum. Onu Kavaklıdere’nin en nadide çiçekleriyle besliyorum. Bir süre sonra bizim kuzu oldu mu besili koç! Kimseyi yanına yaklaştırmıyor. Başka çalışanların çocukları da onunla oynamak istiyor. Koşarak dört dönmeye başlıyor. Grev kuzum, Mayıs’ın 19’unda bağlı olduğu ipten kurtuluyor. Atatürk Bulvarı’nda yürüyen bando takımının önüne geçerek uygun adım ilerlemeye başlıyor. Bir iki.. Bir iki.. Kuzu marş! Onu bandonun önünden almak için binbir türlü çaba! Kıyamet kopuyor. Kuzuyu yaka paça yeniden kurumun bahçesine getirdiklerinde tek bir şey söyleniyor bana: “Aferin Eren! İyi yetiştirmişsin onu!” 

Ankara aynı zamanda eylemlerin de başkentidir. Şükrü Erbaş’ın “Unutma Defteri”nde geçer: “Ağzımda bin delice kuşla uçtuğum devrimin başkenti/ Atkestanelerinin cumhuriyeti/ yüzbin kişiyle yürüdüğüm solum…” Ankara’nın en birleşik yürüyüşlerini, 90’larda arka arkaya işlenen faili meçhul cinayetlerde aramak gerekir. 90’lı yıllarda Muammer Aksoy, Bahriye Üçok, Uğur Mumcu, Ahmet Taner Kışlalı büyük cenaze törenlerindeki protestolarla uğurlandı.  

Ankara’da gençlik protestolarının en kapsamlılarından biri sadece Bilgesu Erenus’un aynı adlı oyunu değildir: “555K” İktidarın baskılarından bunalan gençlik, 5 Mayıs’ta bir protesto gösterisi yapmayı kararlaştırır. Eylemin parolası “555K”, kulaktan kulağa fısıldanarak yaygınlaştırılır. Parola, “5’inci ayın 5’inci günü saat 5’te Kızılay’da” demektir. O gün çok büyük bir gösteri gerçekleşir. Başbakan Adnan Menderes, öfkeli kalabalığın elinden güçlükle kurtarılır ve bir gazetecinin otomobiline bindirilerek alandan kaçırılır. Cemal Süreya, yedek subay olarak içinde yer aldığı bu büyük gösterinin şiirini yazar. Şiir, Papirüs dergisinin ilk sayısında “555K” adıyla yayımlanır: “Kimleri alıp götürdüler ama kimleri/ Karanfil bıyıklı genç teğmenleri/ Ak saçlı profesörleri, öğrencileri/ Adları şuramıza işlemektedir.”

İnsanlık kadar eski madencilik tarihinin gerekleri yerine getirilmediğinde; kazaların toplu ölümlere uzandığını yakın tarihimizden biliyoruz. Kömür tozu patlamasından göçüğe, grizu patlamasından yangınlara, su baskınlarından şev kaymalarına uzanan geniş bir kaza yelpazesi karşımıza en trajik haliyle çıkıyor hep. Öte yandan madencilerin sendikal örgütlenmeleri geç kalmış bir tarihin alınyazısı gibi. İlk olarak madenciler, 1961 yılındaki İstanbul İşçi Sendikaları Birliğinin düzenlediği mitingte yer aldılar. Mitinge yüz bin civarında işçi katıldı. Bu miting 1965’deki Kozlu’da başlayan madenci eyleminin de bir bakıma dayanağını oluşturdu. Ereğli Kömür İşletmesi’nde primlerin dağıtılmasında mühendislerin kollanmasına karşı işçiler harekete geçti. Ne yazık ki eylemde iki işçi vurularak hayatını kaybetti. Ataol Behramoğlu ve arkadaşları bu dönemde eylem sonucunda vurulan işçileri protesto etmek için bir yürüyüş düzenledi. Yürüyüşte açılan pankart yine Behramoğlu’na aitti: “Tarihi uyanış yürüyüşle durdurulamaz.” Aynı eyleme uzaktan Dağlarca şu şiiriyle dokunur: “Açsın, susar kuyular bağıra bağıra./ Ko yamyassı ayakların balçık toprağa girsin”

1969’da ise Ankara’daki TÖS eylemini örgütleyen yine bir edebiyatçı olan Fakir Baykurt’tu. 15 Şubat günü binler Kızılay’da toplandı. TÖS Başkanı yazar Baykurt şöyle bir konuşma kalabalığa: “Eylemimiz en yalın anlatımla, bir uyarma boykotudur. Siyasi iktidar boykotun anlamını kavramayı başaramamıştır.”

1990’da dünya tarihine geçecek büyük madenci yürüyüşünün başlangıç noktasında ise 89 seçimlerinde ANAP iktidarının belini doğrultamaması yatıyordu. Ülkeye yayılan “Bahar eylemleri”nden madenciler de etkilenmişti. Dahası Türkiye Taşkömürü Kurumu (TTK) işçisinin 600 bin lira, TTK Genel Müdürünün ise 6 milyon lira aldığı ücret uçurumuna yüksek sesle itirazlar yöneltilmişti.  Ücretleri, asgari ücretin altında kalan işçilerin canına tak etmiş; en sonunda Zonguldak’tan Ankara’ya doğru yönelmiş; bu eylemi Bakanlar Kurulu ‘kanunsuz’ diyerek engellemek istese de binlerce işçi sabaha karşı ellerinde yiyecek torbalarıyla sendika önüne yığılmıştı. Kilometrelerce uzunluktaki işçiler, Amasra, Ulus, Devrek ve Çaycuma’dan gelenlerle yüz bini aşmış, birçok ilden gelen ilaç, yiyecek, battaniye ile müthiş bir dayanışma sergilenmişti. Bu dönemde çok sayıda aydın ve sanatçı büyük madenci yürüyüşüne destek verdi. Oradaki yürüyüşe katılanlardan biri de yazar dostlarıyla babam şair Behçet Aysan’dı. 

1990’lar öğrenci direnişleriyle de duyurdu adını. Genç yaşta ölen şair dostum Zafer Ekin Karabay şöyle diyordu 1996 öğrenci hareketine adadığı şiirinde: “Kentin  baskısı kaldı bize/ ve ışıkları trafiğin ya da kazası/ oysa hep bir düş kazasında yitirdik arkadaşlarımızı/karşıdan karşıya geçerken eli bırakılan çocuklardık.”  

Tekel işçilerinden Madenci direnişine kadar “yaşasın ve kahrolsun” sesleri karıştı hak arayışında. Bugünse benim inadına yürüyen grev kuzuma yeniden ihtiyaç var!

Yazarın Diğer Yazıları
Böyle Olur Edebiyatçı Direnişi! 

“Çocukluğum cennetimdi” dersem, şüphesiz güzel bir zamana vurgu yapmış, onu avcumun içine almış olurum. Annemle birlikte Türk Dil Kurumu’nun merdivenlerinden tırmanır, çalışma arkadaşı Necati Cumalı’nın kızkardeşine, “Günaydın, Mübeccel Hanımefendi Teyzeciğim” der, ardından bütün odayı selamlardım. Sonra da Sevgi Özel’in odasına koşardım. Onun olduğu kata inince Gülten Akın’ın odasının önünde ses çıkarmamak için fren yapar, Sevgi […]

Devamını Oku
Ankara’da İki Grev…

Tiyatro tarihimizde sanatçıların deyim yerindeyse başkaldırdığı iki grev gerçekleşir. Bunlardan ilki 1965 yılında Devlet Tiyatroları’ndaki TOTSİS’in (Türkiye Opera ve Tiyatro Sanatkârları ile Yardımcı İşçileri Sendikası) öncülük ettiği grevdir. İkincisi de 1970’li yıllara damga vuran Ankara Sanat Tiyatrosu grevidir. Her iki sanatsal örgütlenmenin de merkezi Ankara’dır; biri ödenekli, diğeri ise özel tiyatroda gerçekleşen bu grevler büyük […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Ankara, Düşlerin Gerçek Olduğu Yerdir!

DÜŞLER KENTİ ANKARA Öyle değil midir? Ankara’nın bir “düşler kenti” olduğunu 1987’den beri haykırırım, da herkes duyar mı, kimse duymaz mı? Kimisi duyar da duymazdan mı gelir? Bastığı toprağı ayağının altında kendi varlığı için anıt kaidesi ya da çöp zannedenler ayırt etmez, edemez zaten bunu.  Bir de portal alanı çizmişim Ankara Ankara Güzel Ankara şiir […]

Devamını Oku
Müşterek İhtimalini Mümkün Kılmak: Esat Hâl’in Hafızası ve Gelecek Yolculuğu

Ankara, her bir sokağında ayrı bir hikâyenin, her köşesinde farklı bir dönemin izini taşıyan bir şehir. Bu nedenle var olan binaları, parkları, sokakları, caddeleri ve mekânları da bizlere çok şey anlatabiliyor. Cumhuriyet modernizminin planlı başkenti olma mirasını omuzlarında taşıyan bu şehir, bu güçlü mirasla birlikte kendini yenileme potansiyelini de her zaman bağrında saklar. Bugünlerde Çankaya’nın […]

Devamını Oku