Seda Şanlı
Tüm Yazıları
Bir Şarkısın Sen
Ana Sayfa Tüm Yazılar Bir Şarkısın Sen

Hiç sonbahar sabahına benzemeyen bir sonbahar sabahıydı. Öğleden sonra bulut kapladı gökyüzünü. Akşam bembeyaz bir yorganın altında kalakaldık öylece. Yağmur yağacak besbelli. Yıldızlar yok, gezegenler yok, en ufak bir ışık huzmesi yok. Sanki koca evren yok oldu da bir tek dünya kalakaldı öyle yapayalnız, öyle bir başına…  Aslında biliyorum hepsi oradalar, yerli yerinde duruyorlar.  Görünmeyen […]

Hiç sonbahar sabahına benzemeyen bir sonbahar sabahıydı. Öğleden sonra bulut kapladı gökyüzünü. Akşam bembeyaz bir yorganın altında kalakaldık öylece. Yağmur yağacak besbelli. Yıldızlar yok, gezegenler yok, en ufak bir ışık huzmesi yok. Sanki koca evren yok oldu da bir tek dünya kalakaldı öyle yapayalnız, öyle bir başına…  Aslında biliyorum hepsi oradalar, yerli yerinde duruyorlar.  Görünmeyen bir Samanyolu ve diğerleri… Bu hiçlikte bir şeyler yazmam lazım belki, yazarım elbet, biraz da haykırmak gerek hatta, ona bakarız sonra ama bak zihnimin vitrininde ne çalıyor şimdi; 

“Sen kalbimin mehtabısın, güneşisin
Sen ruhumun vazgeçilmez bir eşisin”

Ne güzel de söyler Berkant o şarkıyı. Usul usul dinlendirir benliği. Şarkıda Samanyolu sözcüğü hiç geçmez ama “Samanyolu”dur şarkının adı. İşte görünmeyen bir Samanyolu daha. Görünmez ama şarkı öyle bilinir, öyle sevilir.  Kapatıp gözleri sadece müziği dinlemek gerek şimdi. Pencereden başımı uzatsam ilk damla yüzüme düşer belki. Bir bere de örmek lazım bak, onu çözeriz de üşüyen ruha ne yapmak gerekli? Tüm dertleri satıp karşılığında bir leğen alırım belki, mavi renkli…

Uzun yıllar müzikle uğraşmıştı ama aynı adlı filmin müziğine yazılan sözler sonucu ortaya çıkan Samanyolu şarkısıyla zirveye tırmanmıştı. 1968 yılında 100 binin üzerinde satarak Türkiye’de Platin Plak alan ilk plaktı. Sinema alanında da yer alan Berkant, çeşitli filmlerde rol aldı. Beste ve şarkı sözü uyarlaması, yazarlığı yaptı. Akciğer kanseri teşhisi ile tedavi gören ve daha sonra evinde yaşadığı nefes darlığı sorunu nedeniyle durumu kötüleşen Berkant, 1 Ekim 2012 tarihinde aramızdan ayrıldı. Aklımda kalan bir anı; koyu bir Fenerbahçeli olan Berkant’ın aramızdan ayrıldığı gün, kaptan Alex de takıma veda etti. Taraftar Samanyolu ile ikisini de uğurladı. Üzüntüden sesimin kısıldığı zamanlardı. Dertlerimiz daha masum ve daha sıradandı. 

Dinle, genç bir kadın ağlıyor şimdi, uzaktan geliyor sesi. Diyor ki, hiç sevmediler beni. Gidip başını okşarım belki. Bak yaşlı bir amca çöpleri karıştırıyor, bir sıcak çorbayı paylaşırız da ısıtırız içimizi. Beri köşede bir yavru kedi sırılsıklam, sıcak bir yuva buluruz ona belki. Karanlıkta bir çocuk sessizce çığlık atıyor, elinden tutup bağrımıza basarız belki, korkma deriz, korkma, geçecek, sen vazgeçme yeter ki… 

“Bir şarkısın sen, ömür boyu sürecek
Dudaklarımdan yıllarca düşmeyecek”

Şimdilik o görünmeyen Samanyolu gibi, sakin ama heybetli, bekliyoruz güzel günleri. O bulutlar elbet dağılacak, geçecek zemheri ve yine ışıldayacak her bir yıldız, hayallerimiz ve hedeflerimiz gibi. Yıldızların altında özgürce yaşamak için savaşan insanların hikâyeleri, genç bir ulusun inşası için gösterilen çabalar, daha nice fedakârlıklar, elbette bugünler için değildi. Ekonomik dalgalanmalar, siyasi kutuplaşma ve sosyal sorunlar, otoriter eğilimler ve insan hakları ihlalleri ve daha birçok sorun, bu kaos, bu çöküş, Gazi Mustafa Kemal’in hayalini kurduğu ülkede asla olmaması gerekenlerdi. Cumhuriyet’in ilkelerinden kopmadan, canla başla çalışarak, birbirimize sarılarak, sanatın ve bilimin ışığında bu bataktan çıkmamız mümkün tabii ki.

“Ruhum senin, kalbim senin, ömrüm senin
Yıllar geçse ölmeyecek bende sevgin”

Aynı adlı filmin can alıcı sahnesinde dediği gibi “Samanyolu öyle bir ülkeye gider ki, orada sadece saadet vardır.” Atatürk’ün yolundan gittiğimiz sürece bizim ülkemize de saadet gelir elbet. 

Şimdi evdeki tüylü bireyin oyun vakti, sonra biraz daha dertlenirim belki…

Yazarın Diğer Yazıları
Yola Revan

Yeni yılın ilk sabahı… Ne dışarıdaki kutlamaların artığı var evde ne de dün geceden kalma abartılı bir umut. Her şey olması gerektiği kadar sade; ben de öyleyim. Pencereyi aralıyorum; soğuk hava yüzüme dokunuyor. Tuhaf bir sessizliğe bürünmüş semtimin arsız sokakları. Sanki gece boyunca edilen bütün dilekleri sindirmek için biraz daha uyumaya karar vermiş gibi bulutlar. […]

Devamını Oku
En Çok Kışın Susar İnsan

Yılın sonu bir yandan da dar gelir insana, yeni yıl neşesinin ve umudunun yanında. Sanki takvim yapraklarının ağırlığı var diyeceğim de, takvim yaprağı yok artık hayatın rutininde.Velhasıl bir yıl daha eskimişiz, bir yıl daha “hallederiz” demişiz, bir yıl daha taşımışız taşıyamadıklarımızı. Ve şimdi, tam burada, yılın sonunda, dilimin ucuna yerleşen o tuhaf ağırlıkla kalıyorum ben. […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Evvelimiz Ahirimiz Direniş

Üç bin yıl önce yaşayan insanla bugünkü insan arasında, doğduğu ilk günlerde fark yoktur. Bu kadar kısa sürede genetik bir dönüşüm oluşacak değil ya. Ama bunların yirmi beş yaşına gelmiş halleri, birbirinden oldukça farklıdır. Çünkü kendilerine aktarılan insanlığın birikimi farklıdır. Kültür gelişmeler hızlı ve çalkantılı biçimde ilerliyor.  Çağımızın hızlanan iletişim ve ulaşım koşulları, geçmişten kopuş […]

Devamını Oku
Yeni Şehir’de Hep Yeniden

Yıllardır düşünürüm. Edebiyatımızdaki yenilerin birincisinin Ankara’da, üstelik Yenişehir’de ortaya çıkmış olması sadece bir tesadüf müdür? Mekânın yeni oluşu gelenekten kopmak için teşvik etmiş olmasın gençleri? Gençler dediğim, Oktay Rifat ile Orhan Veli. Özen Pastanesi’nde oturmuşlar. Şöyle hayal edin. Bütün ömrünüz boyunca daracık sokaklarda yürümüş, kargacık burgacık konaklarda, bahçeler içinde ahşap evlerde, olmadı nohut oda bakla […]

Devamını Oku