Ulaş Bager Aldemir
Tüm Yazıları
Bir Bellek Mekanıdır Ankara
Ana Sayfa Tüm Yazılar Bir Bellek Mekanıdır Ankara

Ankara’da mekânlarla bağ kurmadan yaşanmaz. Kent örtüktür, ilk bakışta çorak ve gridir. Oysa yaşamaya başladığınızda Ankara bir başkadır. Dostluk, aşk, edebiyat, mücadele; insana ve hayata değer katan her şeyi sunar size Ankara. Yapmanız gereken tek şey bağ kurmaktır. Bu kenti hatırlarken benim aklıma hep mekânlar gelir. Gençlik Parkı ve Atakule çocukluğumdur; Yüksel Caddesi, Mülkiyeliler, Kitapça […]

Ankara’da mekânlarla bağ kurmadan yaşanmaz. Kent örtüktür, ilk bakışta çorak ve gridir. Oysa yaşamaya başladığınızda Ankara bir başkadır. Dostluk, aşk, edebiyat, mücadele; insana ve hayata değer katan her şeyi sunar size Ankara. Yapmanız gereken tek şey bağ kurmaktır.

Bu kenti hatırlarken benim aklıma hep mekânlar gelir. Gençlik Parkı ve Atakule çocukluğumdur; Yüksel Caddesi, Mülkiyeliler, Kitapça ve Kuğulu Park ilk gençliğim. Metin Altıok’a öykünerek iç geçirmek istiyorum: “Karum’un yanındaki bahçede içtiğimiz şarapları nasıl unuturum?” Aşklar da birer mekândır benim için, şimdilerde örneğin Respublika’dır, en çok da Esat Dörtyol.

Ankara’yı Ankara yapan bu kentteki mekânlardır, insanların mekânlarda ve mekânlarla kurdukları bağlardır. Bu yüzden Ankara’nın tarihi aynı zamanda mekânların tarihir. Ben bu  kısa yazıda dört mekâna ilişkin edebi bir kronik yazmayı deneyeceğim: Özen ve Kutlu pastaneleri, Kardelen Bar ve Tavukçu Lokantası.

Özen ve Kutlu Pastaneleri

1950’lerden önce açılan Özen ve Kutlu pastaneleri edebiyatçıların uğrak yeriydi. İzmir Caddesi’ndeki bu iki  pastane en çok da Nurullah Ataç ve Ahmet Muhip Dıranas’la anılır. Ayhan Sümer şöyle diyor:

“Bulvar’ın İzmir Caddesi girişinde sağda Kutlu Pastanesi, solda Özen Pastanesi vardı. Kutlu Pastanesi’nde akşamları oda müziği yapılırdı viyolonsel, keman ve piyano ile… Sonra burada Cahit Sıtkı Tarancı, Nurullah Ataç, Baki Süha Ediboğlu, Ahmet Muhip Dranas, Ahmet Kutsi Tecer gibi büyük edebiyatçılar kendi aralarında akşamları toplanır, yazdıkları şiirleri birbirlerine okurlardı. Ahmet Muhip Dranas, Fahriye Abla şiirini ilk kez benim de şahit olduğum bu toplantılardan birinde okumuştur.”

Özen Pastanesi benim için İlhan Berk demektir. Ahmet Oktay’ın Gizli Çekmece’lerini karıştırırken okuduğum şu satırlar bende hep geçmiş özlemiyle dolu buruk bir gülümse yaratmıştır:

“Özen’den kalkılıyor. Çankaya’ya doğru yürünüyor ve şiirler okunuyor. Ağabeyler bir ara dönüp, “Hadi bakalım sen de oku” diyorlar. Çok güvendiğim bir şiirimi okuyorum. Şöyle dizeleri var ki, bayılıyorum:

“Daha belalı değil,

sokak muharebeleri

seni sevmekten”

Şiir çok beğeniliyor. Ama ertesi ay, dergilerden birinde benim bu dizelerimi İlhan Berk’in imzasıyla okuyorum. Çeken bilir acısını. Yıllar sonra, yanılmıyorsam Ülkü Tamer, benzer acıyı sineye çekmeyip şöyle bir ilan yayınlıyor: “Bundan böyle şiirlerimi İlhan Berk’e okumayacağım.” İlhan, her türlü eleştiriyi kesinlikle karşılıyor sohbetlerde:

“Şair mısra çalar.””

Özen hakikaten de edebi bir mahfildi ve Ataç’la anılıyordu. Ayhan Hünalp şöyle diyor:

“Bulvardaki Özen Pastanesi. Kavaklıdere’ye doğru uzayan Ankara caddeleri herhalde şimdi, dilimizin o büyük ustasının, yeni kelimeler, yeni deyimler peşinde bir mesih inancı ile yorulup bıkmadan tükenmeden didinen o huysuz fakat sevimli ihtiyarın kulaklarını çınlatıp dururlar. O pastane ki, millet Ataç’tan saatlerce önce gelerek onun yolunu beklerdi. Bekleyişlere Necati Cumalı’dan İlhan Berk’e kadar herkes katılırdı. Ancak ve mutlaka İlhan Berk, Ataç’ın o pazartesi günü Ulus’ta çıkan söyleşisini başından sonuna kadar ezberler, fırsat bulursa Ataç’a bir iki paragraf okumaya gayret ederdi.”

Ankara Kitabı’nın hayatıma kattığı güzelliklerden biri de kuşkusuz ki yakın zamanda yitirdiğimiz Füruzan’dır. Âh Füruzan! Onun yokluğuna dayanamıyorum. Ankara Kitabı’nda Bir Evin Dıştan Görünüşü adlı öyküsünden bazı kesitlerin yer almasına izin vermişti. O öyküdeki şu satırlarla yâd edelim Özen Pastanesi’ni:

“Birbirinin eşi yaşlı kadınlar, çok daha kötü günlerin geleceği inancı içinde dualarına sarılmış yaşıyorlardı kuşkusuz bıraktığım yerde.

Haklıydılar da belki. 

Fincanlar toplanırdı.

Falda çıkanlar, gizli serüvenler düşleyen bizleri sıkıca tutardı bir an.

Sonra toparlanılırdı.

Müdürün karısının aldığı mutondore kürkün pahasını iyice bilmek kaygısıyla her öneri geçerli olurdu aramızda.

En kesin haberin gene de Nevvare Hanım’da olacağı kestirilince ilgiler o yöne çevrilirdi.

Nevvare Hanım lülelerini sarsarak bize yaklaştırırdı sarışın başını. 

Çünkü o genellikle erkeklerin sohbetinden kopmayı sevmezdi.

Akşamüstüne doğru Özen Pastanesi’nde olduğunu, müdürün karısının kürkünün aslında sandığımız kadar pahalı olmadığını kanıtlayan şeyleri orada da iyice öğrendiğini anlatırdı. Güneşin altında kürk kızıla dönüşüyordu. Bu da çok güneş yemiş olduğunu gösterirdi. Anlaşılıyordu ki hem alt yanı bir koyun postu hem de elden düşmeydi. Tanrı korusun, elden düşme kürk yerine dikilmiş bir mantonun değerini yadsımak görgüsüzlük değil de neydi!

Sanırım Özen Pastanesi’ne gidebilecek durumda olan yalnız Nevvare’ydi aramızda.”

Kardelen Bar

Ali Balkız’a ait olan Kardelen Bar, Konur Sokak’taydı. 90’lar Ankara’sının yani Susurluk döneminin mekânlarından biri olan Kardelen, Behçet Aysan, Metin Altıok ve Ahmet Erhan demektir: “Bizim o çok serseri görünen evcil yalnızlığımızı seviyorum. Ahmet Erhan’ı haftada bir Kardelen’de içki içiyorken görenler, bu adamın alkolikliğinin dozu hakkında fikir yürütebiliyorlarsa, bu kent öncelikle küçük, sonra dar ve en sonra da güzel bir kenttir. Çünkü bu varsayım, Ankara’da insanların şu ya da bu biçimde hâlâ birbirlerini gördükleri ile ilgilidir.”

Çerkes Karadağ ise Ankara Kitabı’na yazdığı yazıda şöyle demiş:

“1 Temmuz 1993 akşamı Konur Sokak’taki Kardelen Cafe önünde toplanan yazar ve şair arkadaşlarımla buluşmuş hepsinin heyecanlı, gergin ve aslında oldukça tedirgin olduklarına tanık olmuştum. Doğrusu bende de aynı tedirginlik ve heyecan vardı. Çünkü Sivas’a Pir Sultan Şenlikleri’ne gitmek için toplanmıştık. Etkinlikler için yola çıkan dostlara ne yazık ki katılamıyor, mahcubiyetimi onları yolcu ederek gidermeye çalışıyordum. Çünkü birkaç gündür evimde kalan misafirler o gün gitmeye karar verince telaşla evimin anahtarını da beraberlerinde götürmüşlerdi. Bundan dolayı  eve girememiş, Sivas’ta yapacağım gösterinin dökümanlarına ulaşamamıştım. Ne yazık ki her gün mutlaka görüştüğüm arkadaşlarım Asaf Koçak ve Uğur Kaymaz ile birlikte yakın dostlarım Behçet Aysan, Metin Altıok ve Erdal Ayrancı ve birçok şair, yazar ve genç tiyatrocuyu iki gün sonra Sivas’ta yitiriyorum. Tek tesellim doğru zamanında portrelerini çekmiş ve dost yüzleri ve solmayan ifadeleri sonsuza kadar kesinleştirmiş olmam…”

Benim içinse Kardelen demek, 1992’de çekilmiş işbu fotoğraftır. (Görsel:1)

“Bakıyorum eski

Fotoğraflara.

Hafız Burhan dinliyorum

Taş plaklardan.

Bir pencere çarpıyor

Viran yüreğimde,

Sıvalar dökülüyor

Pervazından.”

Tavukçu Lokantası

“Ulus; beni çağıran, beni soruşturan ideoloji’nin işaretlerine karşılık vereyim mi? Yoksa Tavukçu’ya gidip bir ‘küçük yeni’nin işleyiş çerçevesinde dolayım mı olayım? Hangisi hangisine ait olsun gece gelince?” Adnan Azar

Tavukçu’daki o öğle rakılarına yetişemedim ben (Öğle rakıları deyince insanın aklına Mehmed Kemal geliyor. Hilmi Hoca’dan öğrenmiştim, Öğle Rakıları başlıklı bir kitabının olduğunu). Ama Ankara Kitabı sağ olsun, Tavukçu Lokantası’na gitmiş kadar oldum desem yeridir. Kitap için kendisiyle gerçekleştirdiğimiz söyleşide Altan Erkekli şöyle demişti:

“Ankara Sanat Tiyatrosu’nun tarihine çok destek olan eski Tavukçu Lokantası… İsmail Poyraz, orada bize neşeyle yüreğini açan, bir sosyal demokrat, Ankara’nın simgelerinden bir tanesidir. Allah ona uzun ömürler versin diyorum. Orada Japon Büyükelçisinin bile geldiği, bütün Ankara’nın sosyal demokrat yönetiminin orada olduğu, her gün taze taze yemeklerin olduğu yer. Üç ay Ankara Sanat Tiyatrosu olarak aç kaldığımızda bize kapılarını açan, bizim yetişmemizde çok büyük bir katkısı olan sevgili İsmail Poyraz’a, ekibine ve onun yanında çalışan ve aramızdan ayrılmış olan aşçı Hasan, Ali Ağabey, garsonlar, o değerli emekçileri şu an minnetle, şükranla anıyorum. Benim hayatıma çok büyük katkılarda bulundular. Çok önemlidir Tavukçu Lokantası. Şimdi o da Ankara’daki o ilk yerinden taşınmış gitmiş yukarıya, Çayyolu’na doğru. Hafif hafif mekanlar vefasızlıkların örneklerini yaşıyorlar Ankara Sanat Tiyatrosu’nun salonunun terk edilmek zorunda olduğu gibi. Ankara’nın bu tarihi yapılarına sahip çıkmalı Ankaralılar. Aslında çok dosttur, her şeyin en doğrusunun olduğu yer, siyasetin dışında Ankara’dır. Sanat da Ankara’da en doğru tıp da en doğru. En doğru derken doğal gübreli toprakla suni gübreli toprağın arasındaki yetişmiş ürünlerin farkını kast ediyorum. Ankara’da yetişenler, bütün Türkiye’ye yayılıp o doğallığı, o samimiyeti taşırlar.”

“Öğle yemeklerini genelde Kızılay’daki Piknik’te yerdik. Akşamları da yazar-çizer takımının ve tiyatrocuların genelde iki kadeh atıp dertleştikleri yer Tavukçu Lokantası’ydı,” diyor yakın zamanda kaybettiğimiz Genco Erkal.  Rutkay Aziz ise “Tabii Ankara demişken, Tavukçu Lokantası’nın sahibi İsmail Poyraz’ın o parasız günlerimizde bize uzattığı dost elini asla unutamam”, diyerek iç geçiriyor.

Kimler gelip geçmemiştir ki Tavukçu’dan. Eren Aysan’ın çocukluğu tanıktır: 

“Tavukçu’da babam, Ahmet Say, Muzaffer Buyrukçu, Vüs’at O. Bener, Tahsin Saraç, Aziz Nesin’in yanında el sallayan çocukluğum. Meyhane pilavının şöhretine kapılıp rakıya başladığım on sekiz yaşım. Ustalar arasında güneşli gezintileri özlediğim geçmişim. Yıldızların yerine sokak lambalarına baktığım Pazar günleri. Masalarda çıkan kavgalardan çok kahkahaları hatırladığım kasvetli günler. Seksen sonrası… Ölümüne dostluğun ne demek olduğunu hiç unutmadığımız büyük zamanlar.”

Son söz Metin Altıok’un:

“Zaman zaman soruyorum kendime; nerde Cemal Süreya? Bir Ankara prensi olan Cemal nerde şimdi? Hani Haluk Tuncalı, Celal Atik hangi dipsiz kuyuda? Ya o fırtına adam Ekrem Koçak nereye gitti ve ne oldu “Tavukçu”daki o öğle rakılarına? Coşkularım tarazlandı benimse, umudumda güve yenikleri, pas kokuyor aşklarım ve artık patlak bir tefle dolaşıyorum elimde Ankara sokaklarını! En kötüsü de yaşlandı zamanımın güzel kızları. Bir boşluk var yaşamımda, yüreğimde devrik bir sacayağı. İtiraf edeyim ki eskisi gibi içemiyorum da artık. Ağırıma gidiyor bu durum.”

Yazarın Diğer Yazıları
Bir Bellek Mekanıdır Ankara

Ankara’da mekânlarla bağ kurmadan yaşanmaz. Kent örtüktür, ilk bakışta çorak ve gridir. Oysa yaşamaya başladığınızda Ankara bir başkadır. Dostluk, aşk, edebiyat, mücadele; insana ve hayata değer katan her şeyi sunar size Ankara. Yapmanız gereken tek şey bağ kurmaktır. Bu kenti hatırlarken benim aklıma hep mekânlar gelir. Gençlik Parkı ve Atakule çocukluğumdur; Yüksel Caddesi, Mülkiyeliler, Kitapça […]

Devamını Oku
Dost’un Önünde Buluşalım Mı?

Okumaktan pek hoşlanan bir çocuk değildim. Mehmet Özcan Torunoğlu İlköğretim Okulu’ndaki sınıf öğretmenim Türkan Süel Susam’ın okumamızı istediği kitapları istemeye istemeye okurdum. Aklımda en çok da Sefiller’in sadeleştirilmiş baskılarından biri kalmış. Ah nasıl da sıkılmıştım! Bir gün evde “her sayfasında diretmişliğimizin incecik izlerinin olduğu” Bilim ve Sosyalizm Yayınları’nın kitaplarına rastladım. Ablam da babam da bana […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Dostluğumuzun Başkenti

Bazı şehirler, insanın yalnızlığını büyütür, bazılarıysa onu paylaşılabilir kılar. Ankara, bu iki duygunun ince dengesinde yaşar. Daha doğrusu, bana öyle gelir. Belki de pek bilmediğim bu şehre uzaktan baktığımdan öyle görüyorumdur, az sayıdaki Ankaralı arkadaşım öyle bir izlenim yaratmıştır. O dostlar da gri gökyüzü gibi mesafeli, yüklü bulutlar gibi yakınlar zaten. Onlardan dinlediğim Ankara’nın dostlukları, […]

Devamını Oku
Ankara: Tatlının Da Başkenti

Eski Ankara pastaneleri, o günlerin tatlı anılarını günümüze taşımakla beraber, bir zamanlar Ankara’nın tatlının başkenti olduğunun da ispatı. Bugün hâlâ o tatları yapabilen mekânların olması, eskinin bizlere mirası.  Pastane deyip geçmemek lazım. Şimdilerde endüstrileşmeyle birlikte form değiştiren pastacılığın mekânları, bir zamanların en önemli buluşma noktalarıydı. Şairlerin, sanatçıların, yazarların gündelik hayat akışında başat rol alan bu […]

Devamını Oku