Burcu Geroğlu
Tüm Yazıları
Bana Sor

2025 ne yazık ki kötü bir haberle başladı. Uzun zamandır hasta olan Ferdi Tayfur’u kaybettik. Bu haberle birlikte yer gök arabesk oldu birden. Stadyumlar, radyolar, diziler, eğlence mekânları, toplu taşıma araçları, dükkânlar Ferdi Tayfur şarkıları sarıverdi her yeri. Ve bir dönemin furyası olan “Ben yerli dizi izlemiyorum” veya “Ben televizyon izlemiyorum, belgesel izliyorum” gibi inkâr […]

2025 ne yazık ki kötü bir haberle başladı. Uzun zamandır hasta olan Ferdi Tayfur’u kaybettik. Bu haberle birlikte yer gök arabesk oldu birden. Stadyumlar, radyolar, diziler, eğlence mekânları, toplu taşıma araçları, dükkânlar Ferdi Tayfur şarkıları sarıverdi her yeri. Ve bir dönemin furyası olan “Ben yerli dizi izlemiyorum” veya “Ben televizyon izlemiyorum, belgesel izliyorum” gibi inkâr cümleleri bugünlerde yerini “Ferdi hiç dinlemedim ama şarkıları güzelmiş” trendine bıraktı. 

Peki sen Ferdi dinlemedin, sen de dinlemedin, sen de, sen de… Kimler, neden dinledi? Kimler neden “Abi”, “Baba” diyerek alanlarda haykırdı? O şarkılar neyi “BANA SOR” diyordu?

Köyden kente göç edip dar sokaklara sıkışan ilk hayal kırıklıklarını,

Yaşanmamış yılların, saklı kalmış aşkların eyvahını,

Mutsuzluğu, kırılan umutları,

Garip kalmışların isyanını, bekleyişleri,

Tokluk mecburiyetlerini, hayalsizliği,

Tükenmek bilmeyen yalnızlığı, kalabalıklaşamayan yalnızlığı,

Uykusuz gecelerin önceki güne benzeyen şafağını,

Suskunluğu, tanınmamışlığı “Bana Sor” diyordu şarkılar. Cevaplar bazen bu kadar basittir. Özgüvenini yitirmiş, umduğunu bulamamış, umudu kırılmış insanların yerine konuşurdu şarkılar. Ne ileride ışığı vaat ederdi bu şarkılar ne de çıkışı gösterirdi. Sadece benzerliklerle birbirlerine bağlı insanların kalabalıklaşabildiği şarkılardı. Bu şarkıların sesi yükseldikçe aidiyet artıyor; sanatçılar “Abi” oluyor, “Baba” oluyordu. Yalnız olduğunu düşünenleri oldukça kalabalık bir ailenin ferdi yapıyordu. Yani bir kesimin “dinlemese de bildiği” o şarkılar bir başka kesimin gerçekliği. 

Müziğin sazlarıyla, sözleriyle, tarzı ve sanatçılarıyla en çok tartışılan “Arabesk” kıyıları çalkalanmış dalgalarla halk denizine çekilmeye devam edecek elbette…

Arabesk gerçek bir müzik midir? Sentez bir dayatma mıdır? İnsan sağlığına iyi midir, yoksa ilaç mıdır? Saati var mıdır, dozu ne kadar olmalıdır? Tedavülden kalkmalı mı, sazlar daha da çoğalmalı mı? Bunlar uzun uzun cevapları olan sorular. Bu tartışmalara şimdilik ara verip “Bana Sor” diyenlerin “Hatıran Yeter Ferdi Abi” seslerini duyalım. O şarkılarda kalalım. Mesela bu sefer “en sevdiğiniz arabesk şarkı hangisi” sorusunun cevabını bulalım. Ben başlıyorum; “Böyle bir aşk görülmemiş dünyadaaaa!”

Yazarın Diğer Yazıları
Sevgilim Ankara

İlk buluşmada flört etmez seninle. Hatta mecburi bir karşılaşma gibi hissettirir. Bir “niye geldin ki?” demediği kalır yani. Öyle ayaklarını yerden kesen bir manzarası da yoktur baktığında. Nasıl yaptı, nasıl başardı, hâlâ büyük bir muamma ama aklımın bir köşesine yerleşmeyi başardı. Size sevgilimden bahsedeyim biraz…  Ankara, huysuz bir sevgilidir aslında. Sabah ayazında gözünün yaşına bakmadan […]

Devamını Oku
Çocukluğun Başkenti

Dışarıda kar… Ufukta derin bir boşluk var ve o boşluğu hayallerle doldurduğum yaşlardayım. Yırtıcı kuşlar tarafından yaralanmış, henüz uçmayı öğrenmiş minik bir serçe yavrusu avuçlarımda. Şaşkın’la da iyi arkadaşlık kurdular fakat onun yuvası okulum ile evimin arasındaki o ağaçlı yolda bir yerlerde. İyileştiğinde bahara kalmadan yuvasına uğurlayacağımızı söylemişti annem. Buna en çok Şaşkın üzülecek, demiştim […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Evvelimiz Ahirimiz Direniş

Üç bin yıl önce yaşayan insanla bugünkü insan arasında, doğduğu ilk günlerde fark yoktur. Bu kadar kısa sürede genetik bir dönüşüm oluşacak değil ya. Ama bunların yirmi beş yaşına gelmiş halleri, birbirinden oldukça farklıdır. Çünkü kendilerine aktarılan insanlığın birikimi farklıdır. Kültür gelişmeler hızlı ve çalkantılı biçimde ilerliyor.  Çağımızın hızlanan iletişim ve ulaşım koşulları, geçmişten kopuş […]

Devamını Oku
Yeni Şehir’de Hep Yeniden

Yıllardır düşünürüm. Edebiyatımızdaki yenilerin birincisinin Ankara’da, üstelik Yenişehir’de ortaya çıkmış olması sadece bir tesadüf müdür? Mekânın yeni oluşu gelenekten kopmak için teşvik etmiş olmasın gençleri? Gençler dediğim, Oktay Rifat ile Orhan Veli. Özen Pastanesi’nde oturmuşlar. Şöyle hayal edin. Bütün ömrünüz boyunca daracık sokaklarda yürümüş, kargacık burgacık konaklarda, bahçeler içinde ahşap evlerde, olmadı nohut oda bakla […]

Devamını Oku