Murat Meriç
Tüm Yazıları
Aslında Hikâyemizi Anlatmaya Kalksak…
Ana Sayfa Tüm Yazılar Aslında Hikâyemizi Anlatmaya Kalksak…

Başlıktaki sözlerin devamı, “zamanın beyni durur, denizler kurur”… Sahiden öyle. Ankara bir büyük hikâye. Onu anlatmaya çalışmak zor ama neyse ki bu hikâye benimkiyle kesişiyor. Cumhuriyet tarihinin dörtte birini Ankara’da geçirdim, üstelik en hızlı zamanlarımda. Dolayısıyla anlatacaklarım biraz da kendi hikâyem.  Geçtiğimiz ay bu sayfalarda Ankara şarkıları bahsine giriş yapmış, marşlardan doğru ilerlemiş, arada birkaç […]

Başlıktaki sözlerin devamı, “zamanın beyni durur, denizler kurur”… Sahiden öyle. Ankara bir büyük hikâye. Onu anlatmaya çalışmak zor ama neyse ki bu hikâye benimkiyle kesişiyor. Cumhuriyet tarihinin dörtte birini Ankara’da geçirdim, üstelik en hızlı zamanlarımda. Dolayısıyla anlatacaklarım biraz da kendi hikâyem. 

Geçtiğimiz ay bu sayfalarda Ankara şarkıları bahsine giriş yapmış, marşlardan doğru ilerlemiş, arada birkaç şarkıyı anarak rock bahsine uzanmıştım. Ankara, gençliğimin geçtiği yer. Şehre yeni girmiş bir öğrenci olarak şehrin yeni açılan rock barlarına dalmış, dinleyicilikten DJ’liğe uzanan bir kariyer yapmıştım. Hâlâ DJ’lik yapıyorum, yıllar önce Ankara’da çaldığım şakıları dünyanın her yerine götürüyorum. Hamdım, burada piştim, olmaya çalışıyorum. 

SSK İşhanı, şehrin merkezinde eğlencenin kalbi

Ankara barları o dönemde çeşitli. Her şey bir yana, SSK İşhanı diye bir gerçek var. Kızılay’ın göbeğinde, bugün Çankaya Belediyesi’nin kullandığı binada pastanelerden parlak palmiyelerle süslü pavyonlara, türkü barlardan rock barlara uzanan renkli bir hayatın merkeziydi. Öncesinde bir hastanenin, kasetçilerin, av malzemeleri satanların ve hatta kasapların olduğu bir mekândı bu. Önce pastaneler araya sızdı, sonra Kavel’den Pusula’ya uzanan türkü barlar… Gölge’nin açılışıyla bina şekil değiştirdi, eğlencenin merkezi oldu. Sakarya Caddesi’ndeki meyhaneler ve barları da katarsak, gençliğime ulaşabiliyoruz. “Haydi Sakarya’ya gidelim.” cümlesi kurulmazdı bile, kendimizi orada bulurduk. 

Önce Büyük Express’e uğrardık, kötü yağda kızartılmış patatesler ya da Foça fındığı eşliğinde fıçı biralarımızı içerdik; sonra başka mekânlara geçerdik. Paramız varsa “kayıntı”yı da orada halleder, “zümküfül” yerdik, yani bildiğiniz kızartılmış sosis. Paramız yoksa Sakarya’nın göbeğindeki gözlemecilere uzanır, iki gözlemeyi bakkaldan aldığımız bira eşliğinde “gömerdik”. Sonrası ya Bardak, ya Duvar, ya Gölge. 

Bardak, ara ara Bülent Ortaçgil’i getirirdi. Azarlanmak pahasına onu orada dinlemek büyük keyifti. Öncesinde Çankaya’da Replik ya da Manhattan’da dinleme girişimlerimizi parasızlık yüzünden ilerletemeyince böyle bir çözüm bulmuştuk. Duvar, sonrasında Limon olan yerdeydi, merdivenle inilirdi. Ezginin Günlüğü’nü en çok orada dinledik. Limon’a dönüşünce dinlediklerimiz çeşitlendi: Replikas, Nekropsi ve Duman’ı heyecanla bekler, henüz ünlenmemiş maNga’yla olduğumuz yerde zıplamaya çalışırdık. Çalışırdık çünkü tıklım tıklım olurdu.

Ankara işi eğlence: eski45likler

Gölge, ileride ayrı bir yazıyı hak eden bambaşka bir fenomen. Sadece şunu söyleyeyim: 31 Ocak 1999’da Alper Fidaner’le birlikte orada yaptığımız eski45likler partisi, ikimizin de hayatını değiştirdi. Ankara’nın renkli simalarından (hem de uzaktan akrabam olan) Hasan Nami Güner o gün orayla konuşup bu buluşmayı ayarlamasaydı bugün kim bilir nerede olurduk…

eski45likler, apayrı bir olay. Gölge’de başladı, Nüans’ta sürdü, Pusula’nın yerine açılan Fikrim’de rutine bindi. Fikrim sonrası Konur Sokak’ta Kapı 7 maceramız var ama en sonunda yine oraya döndük. Bu buluşmaları Gölge’den kopan Dummy’ye taşıdık ve Fikrim’den ayrılanların açtığı Nefes’te sürdürdük. Nefes’ten ayrılan ekibin yeni mekânı EskiYeni ve Fikrim’in karşısındaki Baraka da bu eğlenceyi tadanlar arasında. Eğlence diyorsam sahiden eğlence. Ankara işi.

Pilli Bebek: Bir Ankara grubu

Baraka, Pilli Bebek’in her hafta konser verdiği mekândı. Beer Station’dan Gölge’ye transfer olan ekip orada büyüdü ve memlekete açıldı. Bugün Ankara denince ilk akla gelen gruplardan biri ve o günleri hatırlatan şarkıları hâlâ dillerde. 

Nefes, şahane konserlerin düzenlendiği mekân. Mithatpaşa Caddesi üzerindeni köprünün “diğer” ayağının altında, eskiden ZX olan barın yerine açılmış bir bardı. Geçmiş zaman kullanmayayım çünkü hâlâ yerinde duruyor ve hâlâ roka salatası muhteşem. Orada dinlediğimiz konserler arasında Peyk konserlerini ayrı bir yere koyuyorum çünkü bir dönemimizi onlarla geçirdik. Ankaralı muhteşem yazar Barış Bıçakçı onları çok severdi, birlikte dinlerdik. Bu vesileyle acısı hâlâ taze olan, içimizde asla kapanmayacak bir boşluk bırakarak aniden aramızdan ayrılan İrfan Alış’ı hasretle anayım. 

Ankara barlarından çok insan geçti. Bugün bir kısmı aramızda değil. Aramızda olanlar bambaşka yerlere savruldu. Barlar da tek tek kapandı zaten. Kimi mekânlar hâlâ yerinde, kimileri hatıralarımızın uzak köşesinde ama hepsi bir şekilde hayatımızın içinde. En azından izleriyle.

Önümüzdeki aylarda Ankara’nın eğlence hayatını, Ankara şarkılarını, Ankaralı şarkıları, şarkıcıları, müzisyenleri ve grupları anlatma niyetindeyim. Madem tam göbeğinden bu tarihe daldık, ilerleyelim.

Yazarın Diğer Yazıları
Müziğin de Başkenti Ankara

Ankara için “müziğin başkenti” tanımını elbette kullanabiliriz ama hemen akla gelen bir soru, olayı biraz karıştırabilir: Onu bu mertebeye oturtan ne? Cevabı da hemen belirir ama farklı kanallardan farklı önerileri önümüze koyarak… Klasik müziğin can damarı konservatuvar; alaturkayı ve halk müziğini besleyen radyo; pop bahsinde belirleyici olan televizyon, bu payeyi kazanmada önemli. Bunlar resmî kurumlar… […]

Devamını Oku
Türkiye’nin Amcası

Gündoğarken’le ’80’li yılların ortalarında tanıştım. Lisedeydim. Dinlediğim ilk şarkıları, bir İzzet Öz programında rastladığım “Bir Yaz Daha Bitiyor”du -ki sonraki yıllarda bu görüntünün TRT’deki ilk görüntüleri olduğunu öğrendim. Delikanlıydım, heyecanlıydım, üstelik rakipleri dişliydi: Mazhar Fuat Özkan, Bulutsuzluk Özlemi, Yeni Türkü, Ezginin Günlüğü gibilerinin arasından sıyrılarak kendilerini sevdirdiler ve beni hiç hayal kırıklığına uğratmadılar.  İlk sevdiğim […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Dostluğumuzun Başkenti

Bazı şehirler, insanın yalnızlığını büyütür, bazılarıysa onu paylaşılabilir kılar. Ankara, bu iki duygunun ince dengesinde yaşar. Daha doğrusu, bana öyle gelir. Belki de pek bilmediğim bu şehre uzaktan baktığımdan öyle görüyorumdur, az sayıdaki Ankaralı arkadaşım öyle bir izlenim yaratmıştır. O dostlar da gri gökyüzü gibi mesafeli, yüklü bulutlar gibi yakınlar zaten. Onlardan dinlediğim Ankara’nın dostlukları, […]

Devamını Oku
Ankara: Tatlının Da Başkenti

Eski Ankara pastaneleri, o günlerin tatlı anılarını günümüze taşımakla beraber, bir zamanlar Ankara’nın tatlının başkenti olduğunun da ispatı. Bugün hâlâ o tatları yapabilen mekânların olması, eskinin bizlere mirası.  Pastane deyip geçmemek lazım. Şimdilerde endüstrileşmeyle birlikte form değiştiren pastacılığın mekânları, bir zamanların en önemli buluşma noktalarıydı. Şairlerin, sanatçıların, yazarların gündelik hayat akışında başat rol alan bu […]

Devamını Oku