Gözlemlediğim kadarıyla Ankara’da yaşamak filmlerde rol almaya benzedi geride bıraktığımız yıllar içinde. Sokakları çoğu zaman hareketli görebiliyoruz mesela. Bulunduğunuz caddeden bir diğerine geçerken yalnız yerlilerle kalmayıp binalar arasındaki geçişi görmek de pek kolaydır. Aynı otobüse binenlerin evden işe gitmek gibi ortak amaçlarının olduğunu iddia edebilmek zor hale geliyor asıl. Çünkü bir değişimin içerisindeyiz. Burada farklı […]
Gözlemlediğim kadarıyla Ankara’da yaşamak filmlerde rol almaya benzedi geride bıraktığımız yıllar içinde. Sokakları çoğu zaman hareketli görebiliyoruz mesela. Bulunduğunuz caddeden bir diğerine geçerken yalnız yerlilerle kalmayıp binalar arasındaki geçişi görmek de pek kolaydır. Aynı otobüse binenlerin evden işe gitmek gibi ortak amaçlarının olduğunu iddia edebilmek zor hale geliyor asıl. Çünkü bir değişimin içerisindeyiz. Burada farklı emellerle yola çıktıktan sonra bazen rastlaşmalar, bazense ayrılıklar vesilesiyle kendi filmimizi canlandırıyoruz. Herkes başka duraklardan binebilir. Aynı mantıkla inebilir de. Böylece yolculuklarımızın tek ortak noktası Ankara’da yaşanmaları kalır.
Dünya üzerinde gündemi durulmayan sayılı başkentlerin birinden söz ediyorum, elbet yaşaması kolay olmayabilir. Söylediklerim için bu güzel şehre yönelik belki küçük bir sitem diyebiliriz. Zorluklara karşı kılıç kalkan gerdiğimiz bu günlerde olabildiğince iyi kalan taraflardan bakmak istiyorum hayata.
Ankara keşfedilmesi başka şehirlere nazaran uzun sürecek bir yer. Sabır ister, tecrübe ister. Dışarıdan gelmeyle beraber belli başlı simgesel yerleri ziyaret etmeyle tanıyamazsınız. Bu yüzdendir ki yıllardan bu yana denizinin olmayışıyla kötü yönde nam salması. Oysa bu şehir baştan sona insanı insana tasvir eden bir ayna gibidir. Anadolu tarihini yaşatırken modernleşme çabası güden dünya şehirlerine kafa tutmaya çalışması, ne kadar da bizden bir memleket olduğunu göstermeye yetmeli. Ucuz mazeretlerle gezmeyi erteleriz güzel köşe başlarını. Üstelik bu seyahatler bile yetmeyecekken. Kimi zaman da Ankara bize fırsat bırakmaz, bunu da söylemek gerekir. Bireysel ve toplumsal maceralarımızın etrafında sallanıp seyrederken fark etmeyi atlayabiliyoruz. Halbuki filmlerin en can alıcı sahneleri detaylarda gizlidir. Ankara’yı sevmemi sağlayan nedenlerin belki de başında gelir anlamlılığı.
Bizler öğrenmeyi durdurmayan canlılarız. Zorluklarla karşılaştığımız vakit aynı dertleri aşan insanlara öykünmek isteriz. İnsanı insandan öğrenmek isteriz. Şehre bir bakın dilerseniz. Üzerinizde taşıdığınız sorumluluklar silsilesini ya da akış içerisinde yaşamayı daha güzel temsil eden bir şehir var mı dersiniz? Samimi olacağınıza inanmak istiyorum. Benim bakışımdan Ankara da kendi kurgusunu oluşturan çocuklar gibidir. Kendi başına karar alma dönemi gelmiş bir birey ve ihtiyacı olana koşmayı görev bilen gönlü zenginler gibidir. Adını bildiğim veya bilmediğim tüm şehirler adına kıskanırım Ankara’yı.
Gözlemlediğim kadarıyla Ankara’da yaşamak filmlerde rol almaya benzedi geride bıraktığımız yıllar içinde. Sokakları çoğu zaman hareketli görebiliyoruz mesela. Bulunduğunuz caddeden bir diğerine geçerken yalnız yerlilerle kalmayıp binalar arasındaki geçişi görmek de pek kolaydır. Aynı otobüse binenlerin evden işe gitmek gibi ortak amaçlarının olduğunu iddia edebilmek zor hale geliyor asıl. Çünkü bir değişimin içerisindeyiz. Burada farklı […]
Devamını Oku
Üç bin yıl önce yaşayan insanla bugünkü insan arasında, doğduğu ilk günlerde fark yoktur. Bu kadar kısa sürede genetik bir dönüşüm oluşacak değil ya. Ama bunların yirmi beş yaşına gelmiş halleri, birbirinden oldukça farklıdır. Çünkü kendilerine aktarılan insanlığın birikimi farklıdır. Kültür gelişmeler hızlı ve çalkantılı biçimde ilerliyor. Çağımızın hızlanan iletişim ve ulaşım koşulları, geçmişten kopuş […]
Devamını Oku
Yıllardır düşünürüm. Edebiyatımızdaki yenilerin birincisinin Ankara’da, üstelik Yenişehir’de ortaya çıkmış olması sadece bir tesadüf müdür? Mekânın yeni oluşu gelenekten kopmak için teşvik etmiş olmasın gençleri? Gençler dediğim, Oktay Rifat ile Orhan Veli. Özen Pastanesi’nde oturmuşlar. Şöyle hayal edin. Bütün ömrünüz boyunca daracık sokaklarda yürümüş, kargacık burgacık konaklarda, bahçeler içinde ahşap evlerde, olmadı nohut oda bakla […]
Devamını Oku