Serdar Koç
Tüm Yazıları
Ankara’nın Gezgin Havuzu
Ana Sayfa Tüm Yazılar Ankara’nın Gezgin Havuzu

“Su akar güldür güldür Gel de yâr beni güldür” (Rıfat Balaban, Ankara/TRT THM 2052) BAĞDA GÜLÜ BUDADIM (Burhan Gökalp, Karaköy/Çubuk/Ankara/TRT THM 3802) BAŞINDA ACEM ŞALI Ankara’nın Cumhuriyet’le yaşıt bir gezgin havuzu var, hikâyesi biraz karışık. Anlatacağımız, Gezgin Su Perileri’nin hikâyesidir. Ankara’nın “Gezgin Havuzu” da derler. Başlarken bir parantez açalım. Cumhuriyet döneminin ilk İstanbul Valisi Ali […]

“Su akar güldür güldür

Gel de yâr beni güldür”

(Rıfat Balaban, Ankara/TRT THM 2052) BAĞDA GÜLÜ BUDADIM

(Burhan Gökalp, Karaköy/Çubuk/Ankara/TRT THM 3802) BAŞINDA ACEM ŞALI

Ankara’nın Cumhuriyet’le yaşıt bir gezgin havuzu var, hikâyesi biraz karışık.

Anlatacağımız, Gezgin Su Perileri’nin hikâyesidir. Ankara’nın “Gezgin Havuzu” da derler.

Başlarken bir parantez açalım. Cumhuriyet döneminin ilk İstanbul Valisi Ali Haydar (Yuluğ) Bey , bir yıl gibi kısa bir sürede İstanbul’da harikalar yaratır. Halk yararına çok başarılı işler yapar ve pek çok ilke imza atar. Bunun üzerine ülkenin yeni başkentini, yeni kurulmuş olan Cumhuriyet’e yakışır biçimde yeniden imar etmesi ve düzenlemesi için 5 Haziran 1924 tarihinde Ankara Şehremini olarak görevlendirilir.

Ali Haydar (Yuluğ) Bey göreve başladıktan kısa bir süre sonra, birkaç mühendis ve uzmanla birlikte Ankara’nın taşından, toprağından, suyundan alınan numunelerle beraber bir Avrupa gezisine çıkar. Numuneleri laboratuarlarda inceletir, tahlil ettirir, çeşitli makineler sipariş eder ve uzmanları davet eder. Muhtemel bu gezide bu havuzu da sipariş eder (Napoli Belediyesi’nin Ankara kentine armağanı olduğu da söylenir).

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin bugün bulunduğu alan 1920’lerde Tacettin Mahallesi’nin devamında kalan bir tepedir. Bu tepenin bir bölgesi Cumhuriyet’in ilk yıllarında park haline getirilir. Perili Heykel ilk geldiğinde, bu park yeni oluşmaktadır ve orada bir havuz da hayat bulur.

Haydar Bey’in sağlık sorunları nedeniyle görevden ayrılmasının ardından 27 Kasım 1926’da Ankara Şehreminliğine getirilen Süleyman Asaf (İlbay) Bey’in göreve başlamasından hemen sonra havuz, yeni inşa edilmekte olan Kızılay Meydanı’na yerleştirilir (Kızılay’a o zaman “Kızılay” denmemektedir; o devirde “Tosbağa Yatağı” adıyla bilinmektedir). Buradaki boş araziye yerleştirilir heykel. Kent, Ulus’tan bu tarafa doğru yeni büyümeye başlamıştır ve o yüzden de halk arasında geniş bir alan “Yenişehir” diye anılmaktadır. Ulus’tan ötesi “Yenişehir”dir yani. O günlere ait kartpostallarda ve fotoğraflarda genellikle “Yenişehir” diye yazar. Riyaset-i Cumhur Mızıkası, havuz etrafında konserler verir ve halk burayı “Havuz Başı” diye adlandırır. Ankaralıların o yıllardaki ünlü Havuz Başı’dır artık.

1929’da daha sonra meydana adını veren Kızılay binasının yapılması, yeni bulvarların açılması ve 1930’da Güven Park ve içerdiği azametli heykellerin planlanmasıyla Havuz Başı tarihe karışır.

O zaman henüz Gençlik Parkı yoktur, şimdiki Ulus Kapısı’nın olduğu yerdeki çukur alana yapılan havuzu süsler su perileri. Ulus’ta koyulduğu yerin o zamanki adı da Ayyıldız Parkı’dır; II. Evkaf Apartmanı da karşısında yer alır.

Gençlik Parkı hizmete girince heykel, Hacettepe Parkı’na geri döner; 1946’da Hacettepe’de, bugünkü bayrak direğinin olduğu yerdeki parktadır. Ardından buralar istimlak edilip park üniversitenin arka bahçesine dönüşünce, bahtsız heykel de depoya kaldırılır.

1960’ların sonlarında eski bir gazeteci olan Halil Soyuer’in hatırlayıp da Belediye Başkanı Ekrem Barlas’a, “Su perilerini bulun ve uygun bir yere koyun” çağrısı yapmasıyla, periler aranır ve belediyenin depolarında bulunur. Heykel, baş kısmındaki parçalar kaybolmuş olsa da, Tandoğan Meydanı’na yaptırılan havuzun ortasına yeniden yerleştirilir. Metro çalışmaları başlayınca oradan da kaldırılır.

Yıllar sonra yine bir gazetecinin (Ateş Yalazan’ın) Hürriyet Ankara’da heykelin akıbetini sorup Ankaralılardan yardım istemesi üzerine heykel yeniden bulunur; hasar gören kısımları heykeltıraş Metin Yurdanur tarafından restore edilir ve 20 Aralık 2010 tarihinden itibaren, Sıhhiye’deki Adliye Sarayı’nın arkasındaki Cernmodern adlı kültür mekânının önünde kuytu bir köşede yeniden kendine yer bulur. Yer bulur bulmasına da, artık periler suyunu yitirmiştir. Yani artık susuz su perileri mi demeli, sürgün su perileri mi demeli, sürgün susuz su perileri mi, gezgin su perileri mi, yoksa susuz gezgin sürgün su perileri mi? Adına siz karar verin.

Değişik yerlerinden su püskürten çok parçalı heykel, bir havuz içinde sergilenecek şekilde tasarlanmış da ona sebep… “Susuz Su Perileri”…

Eller üzerinde taşınan fıskiyelerden su fışkırır, ayaklarının dibinde oynaşan Eros’lar havuzu dalgalandırırdı… Dökme bronzdan fıskiyeyi su perileri ve Eros heykelleri süslerdi…

Özetle perilerin yıllar içinde gitmediği, daha doğrusu sürülmediği semt kalmadı (Bilgiler o kadar bölük pörçük ve tarihler öylesine karmakarışık ki sıralamada yanılıyor olabilirim).

Bence, Cumhuriyet’le yaşıt bu asırlık havuz heykeline itibarı iade edilmeli, doğasına uygun olarak hasretle beklediği suyuna kavuşmalı, Ankara’nın mutena bir yerinde şöyle güzel bir tanıtım anıtıyla birlikte sergilenmeli ve turistlerin ziyaretine açılmalıdır.

Temennimiz budur.

Yazarın Diğer Yazıları
Ankara’nın Belediye Otobüsleri

“Ayaş yollarından aştım da geldim Boyunu boyuma ölçtüm de geldim Güzeller içinden seçtim de geldim    Yandım Allah yandım yandırma beni    Seviyorum diyerek gandırma beni    Derin uykulardan galdırma beni” (Zekeriya Bozdağ, Ayaş/Ankara/TRT THM 4057) -I- Sabahın kör karanlığında, sevgilim uykusundan uyanır. Düşer yollara, fabrikalarda vardiya saatidir. Kurtlar kuşlar uyanmadan daha, emekçiler ayaktadır. Sabahın […]

Devamını Oku
Ankara Yüksek Öğretmen Okulu

Geceleri uyku gelmez gözüme Zalim yastık diken olmuş yüzüme Uyma dedim uymuş düşman sözüne    Alnıma yazılmış bir kara yazı    Kader böyle imiş ağlarım bazı, hey sebep hey (Ali Yener/ Mehmet Tuğrul, Ankara/ Tuğrul, 1945: 44-45) Köy Enstitüleri ve Yüksek Köy Enstitüleri kapatılınca, nitelikli lise öğretmeni ihtiyacı karşılanamaz hale gelmiş ve koşulların zorlamasıyla, kaderin […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Ankara, Düşlerin Gerçek Olduğu Yerdir!

DÜŞLER KENTİ ANKARA Öyle değil midir? Ankara’nın bir “düşler kenti” olduğunu 1987’den beri haykırırım, da herkes duyar mı, kimse duymaz mı? Kimisi duyar da duymazdan mı gelir? Bastığı toprağı ayağının altında kendi varlığı için anıt kaidesi ya da çöp zannedenler ayırt etmez, edemez zaten bunu.  Bir de portal alanı çizmişim Ankara Ankara Güzel Ankara şiir […]

Devamını Oku
Müşterek İhtimalini Mümkün Kılmak: Esat Hâl’in Hafızası ve Gelecek Yolculuğu

Ankara, her bir sokağında ayrı bir hikâyenin, her köşesinde farklı bir dönemin izini taşıyan bir şehir. Bu nedenle var olan binaları, parkları, sokakları, caddeleri ve mekânları da bizlere çok şey anlatabiliyor. Cumhuriyet modernizminin planlı başkenti olma mirasını omuzlarında taşıyan bu şehir, bu güçlü mirasla birlikte kendini yenileme potansiyelini de her zaman bağrında saklar. Bugünlerde Çankaya’nın […]

Devamını Oku