Ankara genç bir başkenttir. Şunun şurasında yaşı daha 103. Mevkidaşları Roma’yla, Berlin’le, Paris’le kıyaslarsanız daha çocuk sayılır hatta. Genceciktir Ankara ve gençlerindir her zaman. Mülkiyeliler, ODTÜ’lüler… Bir zamanlar Ulus’ta Cumhuriyet’i kuran genç subayların arasında, sonra Mülkiye’nin amfilerinde, ardından ODTÜ’nün yurtlarında, Sakarya’nın meyhanelerinde, Kızılay’ın kitabevlerinde, 90’ların rock barlarında… Bugünse… Neyse, bugünü konuşmayı sona bırakalım. Cumhuriyet’in başkentinin […]
Ankara genç bir başkenttir. Şunun şurasında yaşı daha 103. Mevkidaşları Roma’yla, Berlin’le, Paris’le kıyaslarsanız daha çocuk sayılır hatta. Genceciktir Ankara ve gençlerindir her zaman. Mülkiyeliler, ODTÜ’lüler… Bir zamanlar Ulus’ta Cumhuriyet’i kuran genç subayların arasında, sonra Mülkiye’nin amfilerinde, ardından ODTÜ’nün yurtlarında, Sakarya’nın meyhanelerinde, Kızılay’ın kitabevlerinde, 90’ların rock barlarında… Bugünse… Neyse, bugünü konuşmayı sona bırakalım. Cumhuriyet’in başkentinin hikâyesi biraz da gençlerinin hikâyesidir.
1920’leri, 30’ları, 40’ları düşünelim önce dilerseniz. O yıllarda bir gelecek projesi değil miydi “gençlik”? Nüfusu bir avuç, henüz inşaat halinde bir başkent. Üniversiteler yeni kuruluyor, Ankara Palas’ta, Ulus Meydanı’nda salınan Cumhuriyet kadroları büyük ölçüde genç. Ankara Üniversitesi hizmete girmek için gün saymaya başlamış. 1950’ye vardığımızda, Ankara gençliğinin hâlâ dipdiri yanan ateşi, Mülkiye çıkıyor sahneye. Ankara artık sadece devletin değil; itirazın, isyanın, boyun eğmemenin ve hiç sönmeyecek bir gençlik ateşinin de başkenti. Yıl 1956 oluyor ve gençlik cesaretinin kalesi ODTÜ de sahnedeki yerini alıyor. Ankara gençliği, gençliğini yaşamanın hevesinden çoktan vazgeçmiş, ülkeyi değiştirmenin ve dönüştürmenin hevesinde. 68 Kuşağı yalnızca ıslıklar çalıp romantik hayaller kurmuyor Mülkiye koridorlarında, gençliğin böyle bir lüksü yok o zamanlar. Vakit hayal kurmanın değil harekete geçmenin vakti onlar için. Çatışmalar, öğrenci olayları, kutuplaşmalar, yas ve kayıplar başlıyor… Bir zamanlar amfilerde başlayan tartışmalar sokaklara taşıyor; duvarlar sloganlarla, genç zihinler büyük ideallerle dolup taşıyor. Kızılay’dan Cebeci’ye, Bahçelievler’den ODTÜ kampüsüne kadar şehrin her köşesi bir fikrin, bir itirazın, bir umudun mekânına dönüşüyor. Fakat 12 Eylül’le birlikte, gençliğin sesinin en gür çıktığı yerler; amfiler, meydanlar, öğrenci evleri susuyor. Ama gençliğin hafızası kolay kolay tükenmez Ankara’da. Tarih bu kez de kantinlerde, kitapçılarda, daktiloların başında, fotokopi kuyruklarında yazılmaya başlıyor. Ankara gençliğinin kültür tarihi başlıyor.
Oksijeni kültürde, sanatta ve edebiyatta arayan bir gençlik
1980’lere geldiğimizde, siyasetin sert rüzgârlarından yorulmuş bir gençlik var artık Ankara’da. Oksijeni kültürde, sanatta ve edebiyatta arıyor. Yüksel Caddesi’nde başlayan bir yürüyüş bir kitabevinde son buluyor; Sakarya’da edilen bir sohbet yeni dostluklara dönüşüyor. Şehir, gençlerine her dönemde yaptığı gibi yine sığınacak köşeler açıyor. Çünkü Ankara’nın belki de en büyük marifeti bu: Ne kadar değişirse değişsin, gençlerin birbirini bulabileceği bir zemin yaratmak. Ve işte tam bu yıllarda, ileride Ankara’nın kültürel hafızasında özel bir yer tutacak başka bir gençlik sahnesinin temelleri atılıyor. 1990’lara geldiğimizde o sahnenin ışıkları yanıyor; Kızılay’ın ara sokaklarından gitar sesleri yükseliyor, rock barların kapıları açılıyor… Gençlik bu kez kendini müzikte, fanzinlerde ve gece yarısına kadar süren sohbetlerde ifade etmeye başlıyor. Erkin Koray şarkıları, Metin Altıok şiirleri dolduruyor sokakları artık.
Peki ya bugün? Doğrusu, Ankara’nın gençliğini anlamak için artık Sakarya’nın meyhanelerine, Konur’un kitabevlerine ya da rock barların loş ışıklarına bakmak yetmiyor, hoş zaten istesek de bakamıyoruz bir bir kapatıldıkları için. Bir Kızılay’daki Dost Kitabevi’miz duruyor yerinde, belki bir de Tunalı Hilmi’deki Kıtır’ımız, hiç değişmeden. Buralarda da zaten pek fazla genç bulunmuyor artık, herkes benim gibi kırkına yakın. Gençler elbette hâlâ bir araya geliyor ama başka mekânlarda, başka şekillerde. Bugünün Ankara gençliği kendisinden önceki kuşaklar kadar yüksek sesle konuşmuyor belki ama yine de hayalleri 100 yıl önce Cumhuriyet’i kuran genç subayların hayalleriyle aynı: Özgürce büyümek, kanatlanıp uçtuklarında paranın, siyasetin, kirli çıkarların dallarına takılıp düşmemek.
Başkentin hikâyesi biraz da gençlerin hikâyesiyse, rahatlıkla şunu söyleyebiliriz sanırım: Ankara’nın gençlik haritası henüz tamamlanmış sayılmaz.
Ankara genç bir başkenttir. Şunun şurasında yaşı daha 103. Mevkidaşları Roma’yla, Berlin’le, Paris’le kıyaslarsanız daha çocuk sayılır hatta. Genceciktir Ankara ve gençlerindir her zaman. Mülkiyeliler, ODTÜ’lüler… Bir zamanlar Ulus’ta Cumhuriyet’i kuran genç subayların arasında, sonra Mülkiye’nin amfilerinde, ardından ODTÜ’nün yurtlarında, Sakarya’nın meyhanelerinde, Kızılay’ın kitabevlerinde, 90’ların rock barlarında… Bugünse… Neyse, bugünü konuşmayı sona bırakalım. Cumhuriyet’in başkentinin […]
Devamını Oku
Günlerdir kafamın içinde döndürüp durduğum bu yazıyı yazmaya 8 Mart günü başladım. Sanki özellikle 8 Mart’ı bekledim, yazıma konuk edeceğim o “neşeli” kadını anmak için bundan daha iyi bir gün olamayacağını hissederek. Onun “kız neşesi” adını koyarak bize hediye ettiği güzel duygunun bu gece kadınların toplandığı tüm meydanlarda yankılanacağını çok iyi bilerek. Evet, Buket Uzuner’den […]
Devamını Oku
DÜŞLER KENTİ ANKARA Öyle değil midir? Ankara’nın bir “düşler kenti” olduğunu 1987’den beri haykırırım, da herkes duyar mı, kimse duymaz mı? Kimisi duyar da duymazdan mı gelir? Bastığı toprağı ayağının altında kendi varlığı için anıt kaidesi ya da çöp zannedenler ayırt etmez, edemez zaten bunu. Bir de portal alanı çizmişim Ankara Ankara Güzel Ankara şiir […]
Devamını Oku
Ankara, her bir sokağında ayrı bir hikâyenin, her köşesinde farklı bir dönemin izini taşıyan bir şehir. Bu nedenle var olan binaları, parkları, sokakları, caddeleri ve mekânları da bizlere çok şey anlatabiliyor. Cumhuriyet modernizminin planlı başkenti olma mirasını omuzlarında taşıyan bu şehir, bu güçlü mirasla birlikte kendini yenileme potansiyelini de her zaman bağrında saklar. Bugünlerde Çankaya’nın […]
Devamını Oku