Günlerdir kafamın içinde döndürüp durduğum bu yazıyı yazmaya 8 Mart günü başladım. Sanki özellikle 8 Mart’ı bekledim, yazıma konuk edeceğim o “neşeli” kadını anmak için bundan daha iyi bir gün olamayacağını hissederek. Onun “kız neşesi” adını koyarak bize hediye ettiği güzel duygunun bu gece kadınların toplandığı tüm meydanlarda yankılanacağını çok iyi bilerek. Evet, Buket Uzuner’den […]
Günlerdir kafamın içinde döndürüp durduğum bu yazıyı yazmaya 8 Mart günü başladım. Sanki özellikle 8 Mart’ı bekledim, yazıma konuk edeceğim o “neşeli” kadını anmak için bundan daha iyi bir gün olamayacağını hissederek. Onun “kız neşesi” adını koyarak bize hediye ettiği güzel duygunun bu gece kadınların toplandığı tüm meydanlarda yankılanacağını çok iyi bilerek.
Evet, Buket Uzuner’den söz ediyorum. Patriyarkanın henüz bastırmayı başaramadığı enerjimizi, toplumsal dayatmalardan bağımsız kahkahalar atan kız neşemizi tüm eserlerinde; öykülerinde, romanlarında anlattığı yetmezmiş gibi, “kız neşesi”nin bir de kitabını yazdı Buket Uzuner, adını da elbette Kız Neşesi koydu. Toplum bizi uyumlu, sessiz, uslu kadın olmaya zorlar ama bizim içimizde kimsenin zapt edemeyeceği bir enerji var, dedi. Neşeyi korumak direnmektir, dedi. Tam 29 kitap sundu okurlarına bugüne dek; öyküler, romanlar, denemeler, gezi yazıları… Tüm bu hikâyelerde Buket Uzuner’in kadınları yerleşik hayatın sınırlarını aşan kadınlar oldu hep; yolculuk yapan, kendi hayatını kuran, direnen kadınlar. Pasif olmayan, arayan, neşesini asla yitirmeyen. Çünkü Buket Uzuner de böyle bir kadın… Ankara’da doğup büyümüş, Hacettepeli bir biyolog. Cumhuriyetin 75 Başarılı Kadını’ndan biri…
“Yılın birinci günü,
saat birde Kuğulu’da”
Bugün 8 Mart ve benim elim elbette onun öykülerine gitti bugün. 50 Yılın Toplu Öyküleri. Hani şu önsözüne “50 yıl mı? Bir yanlışlık olmasın?” diye başladığı kitap. Üstelik de bu kitapta, onun daha önce hiçbir yerde yayımlanmamış bir öyküsü var: “Ankara’nın En Güzel Mevsimi”. Ankara’yı tanımanın ve anlamanın en güzel yolu olan öykülerden biri bu. “Yılın birinci günü, saat birde Kuğulu’da” buluşalım, diyor öykünün ilk kahramanı. Olaylar, karlı bir Ankara gününde geçiyor, 12 Eylül’e daha birkaç yıl var. Karakterlerimiz aile, mahalle, okul baskısını yeni yeni kırıyor olmanın, özgürlüğün neşesinde. Arka planda, Cumhuriyet’in parlayan şehri Ankara için “Türkiye’nin en kültürlü şehri, başkentidir,” diye anlatıyor diğer kahramanımız. CSO’nun Carmina Burana’dan tutun da Anadolu Süiti’ne, ne unutulmaz konserler verdiğini anlatıyor. Ankara Sanat Tiyatrosu’nun oynadığı Bertolt Brecht oyunları, Devlet Tiyatroları’nın sahneye taşıdığı Shakespeare’ler, Melih Cevdet Anday’lar, Devlet Opera Balesi’nde üniversite öğrencilerinin maddi olarak hiç zorlanmadan gittiği gösteriler, Faust, Saraydan Kız Kaçırma ve daha nice operalar, Çağdaş Sahne’deki “Sinametek”te gösterilen filmler, kısacası popülerin içindeki en nitelikliler buluşurdu başkentlilerle, diyor. O yılların Hacettepe ve ODTÜ öğrencisi olan kızlar, Dostoyevski veya Yaşar Kemal romanlarını okumamış, Sait Faik öykülerini bilmeyen, Ahmed Arif’i, Can Yücel’i tanımayan oğlanlara pas vermezmiş, yine Buket Uzuner’den öğreniyoruz. Kız öğrencilerin Leylâ Erbil’i, Tomris Uyar’ı, Simone de Beauvoir’yı keşfettiği yıllar, yani anlıyoruz ki “kız neşesi” Ankara’dan yükselmeye başlıyor.
“Kız neşesi”nin kahkahaları ne güzel geliyor…
Arjantin Caddesi buz tutmuş, Tunus Caddesi’nde servis bekleyen öğrenciler kızaklarla kayıp kahkahalar atıyorlar kızlı erkekli. “Kız neşesi”nin kahkahaları ta o zamanlardan bu zamana ne güzel geliyor. Attilâ İlhan’ı başında kasketiyle Tunalı Hilmi Caddesi’nden kendi kendine şiir okuya okuya Bilgi Yayınevi’ne doğru yürütüyor Buket Uzuner bu öyküde, Cemal Süreya Ulus’ta çalışıyor o sıralar, Sevgi Soysal Yenişehir’de, Piknik’e doğru gidiyor ağır ağır, Adalet Ağaoğlu Bir Düğün Gecesi’nin temellerini atıyor Sıhhıye’deki Radyoevi’nin önünden geçerken, Metin Altıok Mülkiyeliler’de demleniyor arkadaşlarıyla…
2020 yılında, İstanbul’da yazmış Buket Uzuner “Ankara’nın En Güzel Mevsimi” öyküsünü. Baştan sona her satırında, Tunalı Hilmi Caddesi’ni boydan boya yürüyüp Kuğulu’ya varan bir üniversite öğrencisinin özlemini ve huzurunu hissettim bu öykünün. Artık orta yaşlara ulaşmış ama “kız neşesiyle cıvıldayan gözlerini” hiç kaybetmemiş; neşesi Ankara’dan doğmuş, o neşeyi bize, okuru olan olmayan tüm kız kardeşlerine bulaştırmış bir kadının…
Ankara genç bir başkenttir. Şunun şurasında yaşı daha 103. Mevkidaşları Roma’yla, Berlin’le, Paris’le kıyaslarsanız daha çocuk sayılır hatta. Genceciktir Ankara ve gençlerindir her zaman. Mülkiyeliler, ODTÜ’lüler… Bir zamanlar Ulus’ta Cumhuriyet’i kuran genç subayların arasında, sonra Mülkiye’nin amfilerinde, ardından ODTÜ’nün yurtlarında, Sakarya’nın meyhanelerinde, Kızılay’ın kitabevlerinde, 90’ların rock barlarında… Bugünse… Neyse, bugünü konuşmayı sona bırakalım. Cumhuriyet’in başkentinin […]
Devamını Oku
Günlerdir kafamın içinde döndürüp durduğum bu yazıyı yazmaya 8 Mart günü başladım. Sanki özellikle 8 Mart’ı bekledim, yazıma konuk edeceğim o “neşeli” kadını anmak için bundan daha iyi bir gün olamayacağını hissederek. Onun “kız neşesi” adını koyarak bize hediye ettiği güzel duygunun bu gece kadınların toplandığı tüm meydanlarda yankılanacağını çok iyi bilerek. Evet, Buket Uzuner’den […]
Devamını Oku
DÜŞLER KENTİ ANKARA Öyle değil midir? Ankara’nın bir “düşler kenti” olduğunu 1987’den beri haykırırım, da herkes duyar mı, kimse duymaz mı? Kimisi duyar da duymazdan mı gelir? Bastığı toprağı ayağının altında kendi varlığı için anıt kaidesi ya da çöp zannedenler ayırt etmez, edemez zaten bunu. Bir de portal alanı çizmişim Ankara Ankara Güzel Ankara şiir […]
Devamını Oku
Ankara, her bir sokağında ayrı bir hikâyenin, her köşesinde farklı bir dönemin izini taşıyan bir şehir. Bu nedenle var olan binaları, parkları, sokakları, caddeleri ve mekânları da bizlere çok şey anlatabiliyor. Cumhuriyet modernizminin planlı başkenti olma mirasını omuzlarında taşıyan bu şehir, bu güçlü mirasla birlikte kendini yenileme potansiyelini de her zaman bağrında saklar. Bugünlerde Çankaya’nın […]
Devamını Oku