Ahmet İnam
Tüm Yazıları
Ankara’da Bir Lamba
Ana Sayfa Tüm Yazılar Ankara’da Bir Lamba

Benim Diyojen’den bir farkım var: Lambam içimde. Ankara bozkırında mana arıyorum. Bozkırın denizinde yaşamışlığım vardır. Belki bilmeyeniniz olabilir, altmış yıldır ‘ODTÜ Gemisi’nde miçoyum ben. Çok çıktım ‘Çankaya Limanı’na. Dostlarla birlikte meyhanelerinde ne şiirler içmişliğim vardır. Bozkır çocuğuyum ben, uzun kavak ağaçlarının altında nice ikindilerde düş atlarına binip Tunalı’da uçmuşluğum vardır. Benim Diyojen’den bir farkım var: […]

Benim Diyojen’den bir farkım var: Lambam içimde. Ankara bozkırında mana arıyorum. Bozkırın denizinde yaşamışlığım vardır. Belki bilmeyeniniz olabilir, altmış yıldır ‘ODTÜ Gemisi’nde miçoyum ben. Çok çıktım ‘Çankaya Limanı’na. Dostlarla birlikte meyhanelerinde ne şiirler içmişliğim vardır. Bozkır çocuğuyum ben, uzun kavak ağaçlarının altında nice ikindilerde düş atlarına binip Tunalı’da uçmuşluğum vardır.

Benim Diyojen’den bir farkım var: Lambam içimde. Bu güz vakti renklerle çıldıran ağaçlarda mana arıyorum.

Ankara mana arayıcılarıyla Cumhuriyet’i geleceğe taşıyacak. Kırpıyorum gözlerimi, bir an değiyor bana ölümsüzlük. Binlerce yıl öncesi buralara demir atmış insanlar arıyorum. Dağ yamaçlarından üzüm devşiriyorlar. Geleceğe bir şarap ırmağı akıyor. Sonra birdenbire ırmağın kıyısında zeybeklerle oynamaya başlıyorum. Harbiyeli öğrenciler uygun adım yanımızdan geçiyor. Bulutların arasından gülümsüyor Atatürk.

Kale’nin oralardan koklayıp dokunduğum, küçük bağ evlerinin olduğu, geniş caddelerinden umuda yürünen, Ahmet Muhip Dıranas’ın ona yeşil penceresinden gül atan sevgilisinin kapısının önünden “gözlerinde bulut ve saçlarında çiğ” ile geçtiği bir Ankara’dan geliyorum ben.

Sonra yıl 1968. Mülkiye’nin ardındaki yurtta Arkadaş Z. Özger’le Zeki Müren’den şarkılar söylüyoruz. Aşağıda koridorlar kalabalık. Deniz Gezmiş parkasıyla oturmuş, önündeki kesekâğıdından öfkeyle ayçiçeği çekirdeği çiğniyor. Devrim ha oldu ha olacak. ODTÜ üçüncü yurttaki odamda duran düş defterimi yanıma alıyorum. Devrime karşı çıkanlara oradan düşler sunacağım. Düşlerimle dünyayı hakça yaşanan ülkelerle donatacağım. 

Küçük Esat’taki Hüseyin Cöntürk’ün evinden çıkıp yokuş aşağı Kızılay’a doğru yürüyoruz. Arkadaş bir şiirini okuyor. Coşuyor düş defterimi çıkarıyorum. “Düşlerin şiirin düşleri olsun,” diyor Arkadaş Zekai, “hemen defterine bu sözlerimi yaz.” Yazıyorum. Harflerinden Zeki Müren çıkıp Dede Efendi’nin Hicaz makamında “Ah Yine Neş’e-i Muhabbet Dil-ü Cânım Etti Şeydâ” şarkısını söylüyor. Arkadaş’la bu şarkıyı soluyarak tadıyoruz.

Yarın oluyor. Devrim olmuyor.

İçimdeki lamba diyor ki: Umarsız olma. Herkesin sandığından, anlattığından farklı bir Ankara her zaman vardır.

Buluyorum. Cebeci tepelerinde. Sonra adı bende saklı tenha sokakların tenha gizeminde. Yeni manalara gebe Ankara’da Kumrular’dayım. Bir saklı şiirin kapımı çaldığını duyuyorum. Açıyorum. Gelmemiş yine. Öyleyse ODTÜ Ormanları’na varayım yeniden. O tepenin yamacındaki kekikleri bir daha koklayayım. Sonra Kuğulu Park’ın sonbahar güneşinde yıkanayım biraz.

Akşam olur, ışıkları yanan evlerin arasından “Ankara’ya yeni manalar ne güzel yaraşıyor” diyerek yürürüm.

Her mana arayıcının yüreğinde farklı Ankara vardır. Böylelikle Ankara’lar çoğalır, yenilenir, can bulur. Ankara göğüne yeni haberler gönderilir. Ankara Ankaralanır.

Benim Diyojen’den bir farkım var. Lambam Ankara’da.

Yazarın Diğer Yazıları
Bir Düşüngenin Ankara’sı

On sekiz yaşımda Ankara’da düşünceye düştüğümde (1965), Ankara bozkırdı. Aydınlıktı. Toprak kokuyordu. Kuytuları vardı. Saklanılacak dip köşeleri… Nasıl düşünmez insan, bundan altmış yıl öncesinin Ankara’sına düşer de… Orada üşür, orada öğrenir, orada duyar da… Bir dur durak bilmez düşüngen olarak bin dokuz yüzün altmışlı yetmişli yıllarında  Cebeci’deki Milli Müdafaa Vekâleti’nin öğrenci yurdundan sabahın köründe çıkıyorum. […]

Devamını Oku
Nıetzsche, Oruç Aruoba, Ankara’da, Gölbaşı’nda

ORUÇ- Ne haber Molla, nasılsın? BEN- Aa! Oruç! Oruç Aruoba! Gel otur şöyle! Sana bir şeyler söyleyeyim. Ne içersin? Gölün kıyısında oturmuş düşünüyordum. Ne zamandır görüşmedik seninle, konuşur özlem gideririz. ORUÇ- Lan Molla! Eskiden de böyle tuhaf biriydin. Ben öldüm oğlum, haberin yok mu? BEN- Tıbben ölmüş olabilirsin. Benim için hiç ölmedin. Ben hep gidip […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Dostluğumuzun Başkenti

Bazı şehirler, insanın yalnızlığını büyütür, bazılarıysa onu paylaşılabilir kılar. Ankara, bu iki duygunun ince dengesinde yaşar. Daha doğrusu, bana öyle gelir. Belki de pek bilmediğim bu şehre uzaktan baktığımdan öyle görüyorumdur, az sayıdaki Ankaralı arkadaşım öyle bir izlenim yaratmıştır. O dostlar da gri gökyüzü gibi mesafeli, yüklü bulutlar gibi yakınlar zaten. Onlardan dinlediğim Ankara’nın dostlukları, […]

Devamını Oku
Ankara: Tatlının Da Başkenti

Eski Ankara pastaneleri, o günlerin tatlı anılarını günümüze taşımakla beraber, bir zamanlar Ankara’nın tatlının başkenti olduğunun da ispatı. Bugün hâlâ o tatları yapabilen mekânların olması, eskinin bizlere mirası.  Pastane deyip geçmemek lazım. Şimdilerde endüstrileşmeyle birlikte form değiştiren pastacılığın mekânları, bir zamanların en önemli buluşma noktalarıydı. Şairlerin, sanatçıların, yazarların gündelik hayat akışında başat rol alan bu […]

Devamını Oku