Geçtiğimiz yüzyılın ilk yarısında Cumhuriyet’in kuruluş ve inşa heyecanı ile birlikte dillerde “Ankara Marşı” vardı. 20. yüzyıl sona ererken ise bu kez “Ankara’da Âşık Olmak” üzerine konuşuluyordu. Birincisi Cumhuriyet’in 10. Yılı Şiir Yarışması’na katılan Mehmet Ali Ertekin’in dizelerinden Halil Bedii Yönetken tarafından bestelenmişti. İkincisiyse çağdaş kent ozanı Vedat Sakman’ın başkent yıllarında yazıp bestelediği bir Ankara […]
Geçtiğimiz yüzyılın ilk yarısında Cumhuriyet’in kuruluş ve inşa heyecanı ile birlikte dillerde “Ankara Marşı” vardı. 20. yüzyıl sona ererken ise bu kez “Ankara’da Âşık Olmak” üzerine konuşuluyordu. Birincisi Cumhuriyet’in 10. Yılı Şiir Yarışması’na katılan Mehmet Ali Ertekin’in dizelerinden Halil Bedii Yönetken tarafından bestelenmişti. İkincisiyse çağdaş kent ozanı Vedat Sakman’ın başkent yıllarında yazıp bestelediği bir Ankara şarkısıydı…
Ankara söz konusuysa hiçbir şey teferruat olamaz. O yüzden Vedat Sakman’a sormam gerekiyordu:
“Ankara’ya ne zaman gittin?”
“Ankara’da bir haftalık bir iş teklifi geldi. 1992 senesiydi. Gaziosmanpaşa’da Zorba adlı bir barda sahneye çıkacaktım. Oraya bir haftalık bir iş için gittim. Çalmak için… Dört buçuk sene kaldım!”
ANKARA’DA İNSAN DENİZİ VAR
Sakman bir haftayı dört buçuk seneye bağlayan şehrin herkesçe hissedilmeyen bir özelliğiyle açıklıyor:
“Ankara tehlikeli bir yer!”
“Bu tehlikeyi açmalısın bize…”
“Ankara seni kavrar, sarar sarmalar… İnsani ilişkileri müthiştir. Görür görmez seversin. Burası benim yaşayacağım yer dersin. Kimse böyle düşünmez ama genelde, Ankara’yı gerçekten tanıyanlar, bilenler bunu bilir. Oranın insan ilişkileri çok farklıdır. Mesela bir telefon trafiği vardır dostlar arasında. Yeni bir oyun sahneye konulmuş, güzel bir film gelmiş ya da yeni bir restoran açılmış yemekleri güzel fiyatları uygun değil mi? Haydi hep birlikte oraya gidilir. Herkesin birbirini tanıdığı bir mahalle gibi yaşayan şehirdir Ankara… Uzaktan bakanlar, iş için gelip gidenler derler ki, yaa Ankara’nın denizi yok, neyini yaşayacaksın? Ankara’nın insan denizi var!
BEHÇET AYSAN’A KOMŞU
Vedat Sakman’ı kısa sürede kendine bağlayan Ankara’nın inceliklerinden bir de hiç ummadığın yerde ve zamanda karşısına çıkan insanlar… Daha ilk hafta içinde TRT’deki dostlarından biri köhne bir mekâna götürüyor. Vanlı bir müteahhit ile tabureler üzerinde demleniyorlar. Adam gecenin sonunda “Vedat kardeşim seni buradan bırakmazlar.” diyor. Ve adamın öngörüsü gerçek oluyor:
“Ben Ankara’da Etap Oteli’ne yerleştim. Altı ay geçti İstanbul’a dönemiyorum. Kaldığım odayı stüdyo haline getirmişim, her yer kablo… Otel müdürü bir gün bakmaya geldi, inanamadı!.. Adam dedi ki, size süit bir daire verelim ama en iyisi sizin bir apartman dairesi tutmanız!”
“Daha hesaplı olacağı için mi?”
“Evet abi… Çok yıldızlı otelin süitinin altından kalkılır mı? Ben Ankaralı oluyorum, bari bir daire tutayım dedim. Ev İstanbul’da. İkinci bir evi de orada tuttum ben Kennedy caddesinde bir daireyi kiraladım. Alt katımda da Behçet Aysan oturuyordu. Bir alt katta komşu. O zaman kızı Eren (Aysan) daha küçük… Hatta ben aşağıdan merdivenleri çıkarken yukarıdan bakarmış babası geldi sanırmış! Doktor da benim gibi keldi. Öyle güzel günlerdi. Hatta o evden ben ayrıldıktan sonra benim ismimi zilden çıkarmadılar. Hâlâ duruyor mu bilmiyorum ama epey bir zaman durduğunu söylediler.”
ANKARA ŞARKILARI
“Vedat Sakman’a ‘Ankaralı rozeti’ takan ünlü şarkısı ‘Ankara’da Âşık Olmak’ adıyla biliniyor. Bu konuyu biraz deşmek gerekiyor sanki… Bu şarkının dünyaya geliş sürecini anlatır mısın?”
“Şimdi evet o dönemde çok şarkı yaptım. Ankara’da Âşık Olmak da biraz önce anlattığım gibi Ankara’da insan ilişkilerindeki masumiyet beni çok etkiledi. Çünkü yapılan bestelerde ille yaşamışlık gerekmiyor. Ben de öyleyim mutlaka bir aşk şarkısı için bir aşk yaşamam şart değil. Üç yüz elli dört yüze yakın bestem var. O kadar âşık olmam mümkün mü?
Gözlemler, insanların birbirlerine tutkuları aşkları yaşadıkları… Orada ben bunu çok yüksek seviyede gördüm. Ve de işte Ankara’da âşık olmak hakikaten zor diye şarkıda söyledim… Savaş Ay çok izlenen A Takımı adlı programında okudu şarkının sözlerini şiir okur gibi vurgulu ve duygulu…”
“Şarkının sözleri de sana ait değil mi?”
“Evet… Savaş şiir olarak okuyunca çok önemli bir şiirmiş gibi görüldü.”
“Ama çok güzel sözleri!”
“Teşekkür ederim ama ben öyle görmüyorum. Daha çok müzikle değerlendiriyorum. Demek ki akıllarda kalıyor. Attilâ İlhan’ın ‘Ayrılık da sevdaya dahil/Çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili’ dizelerini de Ankara günlerinde besteledim. Sonra ‘İllâ Sevdim’ bestem de yine o yılların eseridir.”
“Ankara şarkıları diyebilir miyiz bunlara?”
“Diyebiliriz tabii… Hümeyra’nın söylediği ‘Yüreğim Var’ da Ankara’nın verdiği ilhamla bestelendi. Şimdi aklıma gelmiyor ama o dönem çok verimli bir dönemdi. Çünkü Ankara gerçekten insanı motive ediyor. Mesela bir doktorsanız orada kafanızı başka karıştıran bir şey olmuyor, işinize yoğunlaşıp sadece çok iyi bir doktor oluyorsunuz. Genelde öyledir. Oradaki tıp çok ileridir. Güvenir herkes Ankara’da doktorlara sağlık kuruluşlarına…”
“Yani bir de Ankara tıbbı mı var sence?”
“Bence var! Bunu sorarsanız sağa sola söylerler zaten. En güvenilir hastanelerin orada olduğu halk arasında konuşulur. Hakikaten Ankara’nın tedavide ayrı bir yeri vardır. Çünkü dediğim gibi herkes kendini mesleğine veriyor ve çok ilerleme kaydediyor. Bir de büyük bir yarış var doktorlar arasında. Dostlarımız var içlerinde onlar da anlatırdı. En azından 1990’larda böyleydi diyeyim de kendi tanıklığıma kefil olayım. Aradan otuz yıla yakın zaman geçmiş.”
“Ankara politikacıların şehridir, politikayla nefes alır verir. Senin o cenahla da yakınlığın oldu mu?”
“Siyasetçiler de insan her şeyden önce. Onların da müziğe ihtiyacı var. Çok milletvekili parti yöneticisi gelirdi. Ama ben Fikri Sağlar’ı ayrı bir yere koyarım. Eşi Serap Sağlar da tiyatrocu biliyorsun. Sanatçıların talepleri konusunda fikrimizi sorardı. O dönemde Kültür Bakanı’ydı. Sanatçılara geriye doğru SSK’ye borçlanarak emeklilik hakkı kazandırdı. Ben de o kanun sayesinde emekli olabildim. Hiçbir kültür bakanı, Sağlar kadar başarılı olamadı.”
“Her söyleşinin son sözü konuğa aittir…”
“Çok teşekkür ediyorum. Güzelce Ankara anılarımızı hatırladık. Benim de yüzüm güldü. Ankara’yı ve anılarını gerçekten özlemişiz. Çok sevgiler, selamlar bütün Ankaralılara!”
Ankara, ülkenin tam ortasında bir başkent olmaktan ibaret değildir. Bu şehirde iyilik, yüksek sesle söylenmez; çoğu zaman yüzüne bakıp geçersiniz ama o siz yürürken omzunuza hafifçe dokunur. İç Anadolu’nun kuru rüzgârı gibi, görünmez ama hissedilir. Ankara’nın iyiliği de böyledir: “Sessiz, derin ve inatçı!” Bir şey daha vardır ki Ankara’yı Ankara yapan, yürüyüşler! Bunlar umudun peşinden […]
Devamını Oku
Atatürk’ün Çankaya Köşkü’nde dile getirdiği “Yurtta sulh, cihanda sulh.” sözünü, sadece diplomatik bir nezaket ifadesi değil; savaşların yıkıcılığını bizzat yaşamış bir liderin insanlığa bıraktığı evrensel bir çağrı olarak kabul etmek gerekiyor. Bu cümlenin arkasında, cephelerde kaybolmuş nesillerin, parçalanmış ailelerin ve yıkılmış şehirlerin acısı vardır! Bu yıkımları kısaca özetlemek zor değil. Ama listede yer alan sayıların karşılığı insan! Bunun ölüm tacirleri için hiçbir anlamı yok. Birinci […]
Devamını Oku
Bazı şehirler, insanın yalnızlığını büyütür, bazılarıysa onu paylaşılabilir kılar. Ankara, bu iki duygunun ince dengesinde yaşar. Daha doğrusu, bana öyle gelir. Belki de pek bilmediğim bu şehre uzaktan baktığımdan öyle görüyorumdur, az sayıdaki Ankaralı arkadaşım öyle bir izlenim yaratmıştır. O dostlar da gri gökyüzü gibi mesafeli, yüklü bulutlar gibi yakınlar zaten. Onlardan dinlediğim Ankara’nın dostlukları, […]
Devamını Oku
Eski Ankara pastaneleri, o günlerin tatlı anılarını günümüze taşımakla beraber, bir zamanlar Ankara’nın tatlının başkenti olduğunun da ispatı. Bugün hâlâ o tatları yapabilen mekânların olması, eskinin bizlere mirası. Pastane deyip geçmemek lazım. Şimdilerde endüstrileşmeyle birlikte form değiştiren pastacılığın mekânları, bir zamanların en önemli buluşma noktalarıydı. Şairlerin, sanatçıların, yazarların gündelik hayat akışında başat rol alan bu […]
Devamını Oku