Şükrü Erbaş
Tüm Yazıları
Üç Çarmıhta Dünyayı Sevmek
Ana Sayfa Tüm Yazılar Üç Çarmıhta Dünyayı Sevmek

Hele şükür! İnsan yüzünün zulmünden kurtuldum, yalnız kendi kendimden çekeceğim artık.  CHARLES BAUDELAIRE * İnsan bu, yalan seli, yalan toprağı, yalan tozu, yalan külü, yalan mayası geleceğin… LEYLA ERBİL * Cehennem başkalarıdır.  JEAN-PAUL SARTRE * Yıllardır her okuduğumda, her aklıma geldiğinde gözlerimin dolduğu üç yakıcı söz. Üç yıkıcı söz, belki daha doğru. Kişiliksiz bir ‘insanları […]

Hele şükür! İnsan yüzünün zulmünden kurtuldum, yalnız kendi kendimden çekeceğim artık. 

CHARLES BAUDELAIRE

*

İnsan bu, yalan seli, yalan toprağı, yalan tozu, yalan külü, yalan mayası geleceğin…

LEYLA ERBİL

*

Cehennem başkalarıdır. 

JEAN-PAUL SARTRE

*

Yıllardır her okuduğumda, her aklıma geldiğinde gözlerimin dolduğu üç yakıcı söz. Üç yıkıcı söz, belki daha doğru. Kişiliksiz bir ‘insanları sevin’ bilgisiyle bir yüzleşme olanağı diye düşünürüm bazen. İnsanın insanı getirdiği uçurumun başı mı dibi mi kalırım öylece. Kim bilir belki de insanın insandan vazgeçme çığlığıdır. Yalnızlığın yeraltı fotoğrafıdır. Bir ruhsal çöküntüyü görünür kılmak için, şimşek çakımı bir anda yüzümüze söylenmiş üç büyük söz. 

Erdemin yetersizliği mi, yüceliği mi, bir boğuntuyla bakar dururum. Biraz abartırsak, tanrının, “eşref-i mahlukat” diye yarattığı insandan umudu kesmesi belki de! 

Sonra, yeni zamanların ruhundan bir bahane bulur, başka nasıl olacaktı bu değersizliğin insanı, diye üç sözü de ürpertiyle anlarım. 

Sonra yine yaşamak ağır basar, Pir Sultan Abdal, yüzlerce yıl geriden gelir, ‘inileyip zarılanan’ bu dünyaya rağmen, “bir güzele düşen gönül / çiçeklenir korulanır” der. 

Ve Edip Cansever, bir ölüm güzellemesiyle hayatı sevmeyi fısıldar ruhumuza:

“Ölüm 

Sen en güzelsin bu saatlerde 

Büyütmüş yetiştirmişsin beni

Söyler miyim hiç sana hayran olmasam.” 

Ve biz ölülerimizin mezarları üzerinde olağanüstü bir görkemle yükselen bu dünyayı, bu dünyanın büyüsünde bir leke gibi duran insanı, bütün mutsuzluğumuzla sevmeye devam ederiz. 

İyi ki biz dünyayı sevmeye devam ederiz. 

HHH

Ölüm Bir Gün Batımı’ndan bir şiirle dünyayı sevmeye devam edelim: 

ARALIK KAPILARIN ÖNÜNDE – 9 

Bu kadar ayrı hayat bu kadar insan

Hepsinin de yüreği yüzünde çarpıyor

Bu nasıl bir büyü…  

Ben onlardan yapılmış bir mutsuzluğum.

Benim harflerim

Onların evlerinden çıkıyor sokağa. 

Onların sevmek istediği dünyayı

Ben de kederle seviyorum. 

Benim de onurumu

Başkalarını küçümseyenler kırıyor. 

Onların çocukları

Benim çocuklarımla büyüyor.

Onlar benim

İnsanı seyrettiğim aynalarım. 

Ben ölüme

Onların bağışladığı bir hayatla gideceğim.

Hepimiz ötekinin yalnızıyız. 

Hiçbirimiz ikinci kez yaşamayacağız dünyayı.

Yazarın Diğer Yazıları
Hayal beşiğimizde büyüttüğümüz dil

Eğer insan nesneler, olaylar, olgular; bunlardan doğan düşünce ve duygular arasında ilişkiler kurmasaydı, birisini diğeri ile anlamaya ve anlatmaya çalışmasaydı, insanın kendisi de dahil, hemen her şey, tek katmanlı, tek anlamlı, yoksul, sığ, çürüten, yıkıcı bir hayatı yaşar ve dünyaya gelmeden de ölürdü. Oysa taşların hayatı da dahil, canlı-cansız hiçbir varlığın hayatı yalnızca kendinden oluşamaz. […]

Devamını Oku
Üç Çarmıhta Dünyayı Sevmek

Hele şükür! İnsan yüzünün zulmünden kurtuldum, yalnız kendi kendimden çekeceğim artık.  CHARLES BAUDELAIRE * İnsan bu, yalan seli, yalan toprağı, yalan tozu, yalan külü, yalan mayası geleceğin… LEYLA ERBİL * Cehennem başkalarıdır.  JEAN-PAUL SARTRE * Yıllardır her okuduğumda, her aklıma geldiğinde gözlerimin dolduğu üç yakıcı söz. Üç yıkıcı söz, belki daha doğru. Kişiliksiz bir ‘insanları […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Eylül gelince Ankara gençleşir

Kızılay, Cebeci, Beşevler, Bahçelievler, Emek, Balgat, 100. Yıl, oradan Eskişehir yolu ve oradan da Hacettepe, ODTÜ, Bilkent hattının bir temmuz-ağustosta, bir de eylülün sonlarına doğru tepeden fotoğrafını çekmek mümkün olsa keşke. Benim gözümde, tepeden değil belki ama yerden çekilmiş çok fazla görüntüsü var bu hattın. Biraz anlatmam gerekirse, temmuz-ağustosta her yer bomboş, trafik hep rahat, […]

Devamını Oku
Ankara’da güz, edebiyat ve zaman

UYANAN ŞEHİR “Son kuşlar da geçiyor / Biten bir sevda gibi / Uyanıyor Ankara…” Murat Yetkin’in şiirinden Eftal Küçük’ün bestelediği ve Çağdaş Türkü’nün seslendirdiği bu şarkı, şehre yabancı olanlarda bile bir “Ankara” duygusu yaratıyor. Hele mevsim sonbaharsa, tanıdık bir şehrin bildik bir havası etrafınızı sarıyor. Şarkının dizelerindeki gibi “Uyanıyor Ankara”: Günün ilk ışıklarıyla insanlar sokaklara […]

Devamını Oku