Zafer Köse
Tüm Yazıları
Gerçeklik, Halk, Livaneli
Ana Sayfa Tüm Yazılar Gerçeklik, Halk, Livaneli

Doğada varlığını tek başına sürdüremeyecek bir canlı türü olarak insanın, sürüler halinde yaşayan diğer hayvanlardan temel farkı, üretimini kolektif bilinçle gerçekleştirmesi. Bu nitelikteki üretimlerle sadece gereksinimler karşılanmıyor, “güzellik” duygusu da ortaya çıkıyor. On binlerce yıldır birbirleri için eşyalar, bilgiler, hizmetler üretirken hayatı güzelleştiriyor insanlar. “Güzellik”, kendi başına bir amaç olarak değil, geçinme ve anlamlı yaşama […]

Doğada varlığını tek başına sürdüremeyecek bir canlı türü olarak insanın, sürüler halinde yaşayan diğer hayvanlardan temel farkı, üretimini kolektif bilinçle gerçekleştirmesi. Bu nitelikteki üretimlerle sadece gereksinimler karşılanmıyor, “güzellik” duygusu da ortaya çıkıyor. On binlerce yıldır birbirleri için eşyalar, bilgiler, hizmetler üretirken hayatı güzelleştiriyor insanlar. “Güzellik”, kendi başına bir amaç olarak değil, geçinme ve anlamlı yaşama uğraşıyla bir arada gelişen estetik kaygılarla ortaya çıkıyor.

 Larry Shiner’i anarak söylersek, birileri onu “icat” etmeden önce de, insanın hayatında sanat vardı. Üretimin verimliliği ve serbest zaman olanakları yükseldikçe, emeğin estetik kaygıları da yükseldi. İşini güzel yapmak isteği yaygınlaştı. Kamusal hayatı ve kişisel varoluşu üretme sürecinin ayrılmaz bir parçası olarak gelişti sanat.

Yaşadığımız dönemde hayattan kopuk bir uğraş gibi algılayanlar ve öyle üretmeye çalışanlar olsa da, sanat her zaman hayata dair bir üretimdi. Kelimelerle, renklerle, seslerle ve çeşitli yollarla içeriğe biçim vererek anlam yaratmaktı; hayatı yeniden yaratmaktı.

UZMANLAŞMA / YABANCILAŞMA BELASI

Ne var ki, kapitalizmin gelişmesiyle oluşan koşullar, insanların içinde çekinik halde kalmış olan, doğadaki varlığını sürdürmesine aykırı nitelikleri besliyor. Ancak kolektif üretim süreçleri içinde yaşayabilen ve bu sayede büyük uygarlıklar yaratan insanlar, son yüzyıllarda çok tehlikeli biçimde rekabet ve bencillik duyguları geliştiriyorlar. 

Yönetim ve paylaşım işleri, kolektif üretim niteliğine karşıt biçimde, kâr amaçlı olarak yürütülüyor. İnsanlar birbirleri için üretmiyorlar artık. Başka bir deyişle, üretim insan için gerçekleştirilmiyor, insan üretim için yaşıyor. Bu da Marx’ın ilk yapıtlarından beri uyardığı gibi; insanın emeğine, ürettiklerine, türüne ve kendine yabancılaşmasına neden oluyor. Ne için ve ne ürettiğini anlamadan çalışıp duran insan, üretiminin ve hayatın bütünselliğini fark edemiyor. Bu koşulların yarattığı hayat algısında ortaya çıkan en büyük sorunlardan biri, “uzmanlaşma”.  Marcuse’un tanımladığı “tek boyutlu insan” özelliği de böylece yaygınlaşıyor.

ÇOK BOYUTLU SANATÇI

Livaneli’ye göre sanat, güzellik yaratmanın ve kendini ifade etmenin olduğu kadar, dünyaya müdahale etmenin de bir yoludur. Picasso’nun resim yapmayı “Sadece duvarları süslemek için değil, aynı zamanda faşizme direnmek için.” diye açıklaması gibi üretti Livaneli o müzikleri, romanları, filmleri… Yapıtlarıyla en çok, kapitalizmin tek boyutlu insan niteliklerini körüklemesine karşı mücadele etti.

Bu nedenle Livaneli’ye politika sorsanız, kültürel açıdan yanıt verir. Günlük hayatı konuşmak isteseniz, tarihsel süreçleri ele alır. Edebiyat derseniz, insanlık hallerini anlatır. Bir anısından söz ederse, bunu düşünsel bütünlüğe uygun biçimde, akıp giden hayatın bir temasını işlemek için yapar. Denemelerinden oluşan kitaplarındaki yazılarını belli konular altında bölümlere toplamak da bu nedenle pek mümkün olmuyor. Çünkü siyasetle ilgili bir yazısını, aynı kitaptaki kültürel içerikli yazılar bölümüne de alabilirsiniz.

Livaneli’nin bu “çok boyutlu sanatçı” özelliği, birden fazla alanda üretim yapmasından çok, her bir yapıtını üretirken dünyaya baktığı açıdan, temaları farklı yönleriyle işlemesinden kaynaklanıyor. Sadece romancı, sadece besteci olan sanatçılar da çok boyutlu olabilir. Daha doğrusu olmalı.

Romanlarında, örneğin Serenad’da, ulus devletlerin oluşma sürecinde yaşanan katliamlara yer verirken, o konularda hassas, hatta önyargılı okurlar bile, insan hikâyelerine ve kültürel konulara odaklanabiliyor. Aynı şekilde göç olgusu, doğanın tahrip edilmesi, toplum içindeki birbirine yabancı hale gelen insanların karşılaşması, ihtiras, sevgi beklentisi gibi birçok konu, o konuya öyle bakmayanlarda da karşı çıkma refleksi yaratmadan okunabiliyor. Hatta Abdülhamid gibi, tarihsel süreçlerin ve güncel politik takıntıların simgesi haline gelmiş isimler bile, günlük hayatta geçerli korku, iyi niyet, iktidar tutkusu, merhamet vb. insanlık hallerine karşılık gelecek biçimde algılanabiliyor.

HALKA GÜVENMEK

Livaneli’nin, herhangi bir konuyu hayatın diğer temel konularıyla ilişkili biçimde ele alan romancı tavrı, geniş okur kitleleri tarafından onaylanıyor. Bu onun halkçı ve gerçekçi niteliğiyle açıklanabilir. 50 yılı aşkın süredir geçerliliğini koruyan farklı alanlardaki çalışmalarını aynı da tavırla üretti. Ve belli ki onlarca yıl insanlar üzerindeki yenilikçi etkisi devam edecek. Çünkü “halk” ve “gerçek”, herhangi bir tanıma bağlı biçimde donup kalmazlar; diyalektik niteliklerine uygun olarak, birbirleriyle ilişkili bir devinim halinde değişmektedirler. Dolayısıyla, önceki dönemlerin herhangi bir halkçı-gerçekçi sanatçısına öykünerek kendi döneminde bu niteliklere ulaşamaz hiçbir sanatçı. Gerçekçilik, her dönemin koşullarında yeniden yaratılmalıdır. Yeni biçimler üretilmelidir. Ancak böyle, hem güncel hem kalıcı yapıtlar üretilebiliyor.

Daha önemlisi, Livaneli sanatının bulduğu güncel ve kalıcı karşılıkların kanıtladığı gerçektir: Gerçeklik çok boyutlu, halk ise güzelliklerin kaynağıdır.

“Halka güvenmek”, bütün büyük sanatçıların ortak özelliğidir. Beethoven, Dostoyevski, Charlie Chaplin… Onlar halkın değerlendirmesini referans kabul ederler. Çünkü halkın en iyi müziği seveceğine, en nitelikli şiiri anlayacağına, en derinlikli romanı elden ele dolaştıracağına inanırlar. Tam da bu nedenle, “Halk bunu istiyor.” popülizmine kapılmazlar. Tersine, en güzelini hak ettiğine inandıkları insanlar için, en derin, en büyük yapıtları yaratmak üzere çalışmalarına yoğunlaşırlar. Piyasayla, diğer sanatçıların tavırlarıyla ilgilenmeden, sadece kendi çalışmalarıyla uğraşırlar. Çığırtkanlık yapmaz onların eserleri. Dikkat çekmek, ilginçlikler ortaya çıkarmak için uğraşmaz. Bir köşede sessizce anlaşılmayı beklerler. Bazen onu bile beklemezler. Güvenirler. Halka, hayata ve yarattıkları güzelliklere güvenirler.

YARATICI BİR İNANÇ

Bu güvende haksız çıkmış ve bize ulaşmamış sanatçılar kuşkusuz vardır. Sonradan değeri anlaşılmış sanatçıların hikâyelerini biliyoruz elbette, ama bunun gerçekleşmediği durumlardan haberimiz olamaz ki. Sanatçının halkına ve zamana inanmasında haklı çıkıp çıkmaması değil, böyle inanıyor olmasıdır yapıtlarının niteliğini belirleyen. Derinlikli ve güzel yapıtlar ürettikten sonrası, sanatçıdan bağımsız biçimde, konjonktürle, coğrafyayla, hatta biraz da tesadüflerle ilgili biçimde gelişecektir.

Bütün bu etkenler bir araya gelince kitlesel karışık bulan büyük sanatçılar, insanların değerden anlayacağına duydukları inançla, nitelikli ürünlerin yanı sıra, nitelikli insanlar da yaratırlar.

Örneğin, Livaneli konserlerine gelen insanların etrafta çöp bırakmadıkları, alana giriş çıkışta uygarca davrandıkları hep anlatılır. Tatile gittiğiniz yerin plajında, yanınızdaki şezlongda tanımadığınız kişinin Livaneli kitabı okuduğunu gördüğünüzde, kendinizi daha rahat hissedersiniz.

Belki başka zaman yere çöp atıyordur o insanlar. Belki bir işyerinde yönetici olarak işçilerin haklarını kısıtlayan kararları uyguluyorlardır. Hatta belki bazen en yakınındaki insana bile kaba davrandıkları oluyordur. Ama bir Livaneli etkinliğinde karşılaştığınız bu insanların oradaki duyguları, içlerinde ısrarla yaşattıkları o değerler ne güzeldir!

Livaneli’nin belki de en büyük yaratısı, insanların çoğunun içinde yaşattığı bu güzellikleri ortaya çıkarması, onları canlandırarak yeniden yaratmasıdır. Çünkü Livaneli insanların estetik, direnişçi, diğerkâm yönlerine ve vicdanlarına hitap ediyor. Bulduğu kitlesel karşılıkla düşüncelerimizin doğruluğuna ve güzelliğine duyduğumuz inancı üretiyor Livaneli. Daha güzel bir dünya kurmak için muhtaç olduğumuz kudret bu inançta gizlidir.

Yazarın Diğer Yazıları
Gerçeklik, Halk, Livaneli

Doğada varlığını tek başına sürdüremeyecek bir canlı türü olarak insanın, sürüler halinde yaşayan diğer hayvanlardan temel farkı, üretimini kolektif bilinçle gerçekleştirmesi. Bu nitelikteki üretimlerle sadece gereksinimler karşılanmıyor, “güzellik” duygusu da ortaya çıkıyor. On binlerce yıldır birbirleri için eşyalar, bilgiler, hizmetler üretirken hayatı güzelleştiriyor insanlar. “Güzellik”, kendi başına bir amaç olarak değil, geçinme ve anlamlı yaşama […]

Devamını Oku
Evvelimiz Ahirimiz Direniş

Üç bin yıl önce yaşayan insanla bugünkü insan arasında, doğduğu ilk günlerde fark yoktur. Bu kadar kısa sürede genetik bir dönüşüm oluşacak değil ya. Ama bunların yirmi beş yaşına gelmiş halleri, birbirinden oldukça farklıdır. Çünkü kendilerine aktarılan insanlığın birikimi farklıdır. Kültür gelişmeler hızlı ve çalkantılı biçimde ilerliyor.  Çağımızın hızlanan iletişim ve ulaşım koşulları, geçmişten kopuş […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Gerçeklik, Halk, Livaneli

Doğada varlığını tek başına sürdüremeyecek bir canlı türü olarak insanın, sürüler halinde yaşayan diğer hayvanlardan temel farkı, üretimini kolektif bilinçle gerçekleştirmesi. Bu nitelikteki üretimlerle sadece gereksinimler karşılanmıyor, “güzellik” duygusu da ortaya çıkıyor. On binlerce yıldır birbirleri için eşyalar, bilgiler, hizmetler üretirken hayatı güzelleştiriyor insanlar. “Güzellik”, kendi başına bir amaç olarak değil, geçinme ve anlamlı yaşama […]

Devamını Oku
Bir Tamirci Olarak Zülfü Livaneli

Zülfü Livaneli müzisyen, romancı, sinemacı ve düşünür kimlikleriyle tanınıyor. Bunlara toplumsal sorunlarda söz alması, müdahil olması, girişimlerde bulunması, barış için çabaları da eklenirse, ortaya hemen her çağdan, aydınlanmadan, Rönesans aydınından, modern şiirden, yerel kültürlerden, halk takviminden esinlenmiş, etkilenmiş, yetkin, fakat bununla yetinmeyen, daha doğrusu paylaşma isteğinden, bunu düşünmeyen bir sanat, yazı, müzik ve düşünceden oluşan, […]

Devamını Oku