Burcu Geroğlu
Tüm Yazıları
Sen Olabilirsin
Ana Sayfa Tüm Yazılar Sen Olabilirsin

Bu şehirde çocuk olmak; sabah okul yolunda yanaklarına vuran ayazı, öğle vakti kaldırım taşlarından yükselen sıcaklığı, akşamüstü göğü saran puslu turuncu vedayı iyi bilmektir. Havasında, gökyüzünde, anıların ve saklı kalmış çocukluk hikâyelerinin peşine düşmek bu yüzden mümkündür. Bir şairin baktığı göğe baktığını, bir tarih sayfasında sözü geçen rüzgârların sana da dokunduğunu bilirsin. Şehrin kendisi gibi […]

Bu şehirde çocuk olmak; sabah okul yolunda yanaklarına vuran ayazı, öğle vakti kaldırım taşlarından yükselen sıcaklığı, akşamüstü göğü saran puslu turuncu vedayı iyi bilmektir. Havasında, gökyüzünde, anıların ve saklı kalmış çocukluk hikâyelerinin peşine düşmek bu yüzden mümkündür. Bir şairin baktığı göğe baktığını, bir tarih sayfasında sözü geçen rüzgârların sana da dokunduğunu bilirsin. Şehrin kendisi gibi bir çocuksundur sen de; mücadeleci, inatçı, biraz sessiz ama derinden derine tutuşan. Çünkü Ankara’da çocuk olmak, bir fikrin içinde büyümektir.

Şimdi gözlerimizi bir anlığına kapatıp uzun bir yolculuğa çıktığımızı hayal edelim. İleriye değil, geçmişe. Epey geçmişe. Güneşi bulduğumuz, Cumhuriyet’i kurduğumuz ilk yıllara uzanalım. Bir okulun duvarları arasındayız. Adı birkaç yıl önce değişmiş; Ankara Erkek Lisesi. Cumhuriyet’le birlikte ilk kez bu kadar kalabalık, ilk kez bu kadar umut dolu bir yer burası. Hayaller burada büyüyor, dostluklar burada kuruluyor. Eskiden yalnızca fırsatı olanların yürüyebildiği yollar, ilk kez çocuk olmanın şans sayıldığı bir memlekete açılıyor. Bir ülkenin neleri düşleyebileceği, neleri başarabileceği, yıllar sonra biraz da bu duvarların içinde biriken hatıralardan anlaşılacak.

Yıl 1933. Yazın ilk günleri. Duvarların içinde tatlı bir gelecek telaşı var. Yıl sonu imtihanları yapılacak. Ama o gün, imtihandan bile daha büyük bir hadise yaşanacak. Öğrenciler kadar öğretmenler de heyecanlı. Çünkü bir ziyaret gerçekleşmek üzere. Çünkü o duvarların içinde filizlenen hayalleri mümkün kılan irade, okula gelmekte.

Gazi Paşa’nın liseyi ziyaret edeceği ve hatta yıl sonu imtihanına bizzat katılacağı haberi yayıldığında, bugün bile hayal etmesi güç bir heyecan sınıfları sardı. Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk, liseye girdiği anda sanki ömrünü verdiği cepheleri, uğruna mücadele ettiği Meclis koridorlarını ve Reisicumhur kimliğini dışarıda bırakmıştı. O an, en çok olmak istediği kişiydi; öğretmendi.

Öğrencileri ilk şaşırtan da buydu. Çünkü onların zihninde, yedi düveli dize getirmiş bir komutan, memleketin yükünü omuzlarında taşıyan bir devlet adamı, sert mizaçlı, ulaşılması güç, çatık kaşlı bir figür olmalıydı. Oysa Gazi Paşa sınıfa adımını atar atmaz, çocukların düşlerindeki yerini değiştirdi. Tebessüm eden, sohbet eden, soru soran, cevapları dikkatle dinleyen, çocukları ciddiye alan ve onlarla yakınlık kurmaya çalışan bir öğretmendi karşılarındaki. Onu görünce panik dağıldı, geriye yalnızca heyecan kaldı.

Sınav boyunca sadece sorular sorulmadı, uzun uzun sohbet de edildi. Gazi Paşa çocukları daha yakından tanımak istiyordu. Bilimden tarihe uzanan sorular yöneltti, cevapları dikkatle dinledi. Sınıftaki öğrencilerden biri, bir konuda onunla fikren ayrı düştü. Kendi düşüncesini, çekinmeden ve ısrarla savundu. O çocuk, yıllar sonra şiirimizde yeni bir yol açacak olan Oktay Rifat’tı. Gazi Paşa onunla aynı fikirde değildi belki, ama onu dikkatle dinledi. İtirazı düşüncenin işareti olarak gördü. Aynı sınıfta Orhan Veli de vardı.  Biraz geri çekilip o anı bir fotoğraf gibi düşündüğümüzde, aslında Cumhuriyet’in heyecan verici gelecek tablosunu görürüz. Geleceğin şairleri, öğretmenleri, bilim insanları… Hepsini aynı çatı altında toplayan bir umut güneşidir Cumhuriyet. Gazi Paşa da o güneşe yakından bakmak, onun nasıl büyüdüğünü görmek istemektedir.

Hikaye burada bitmez…

O gün Gazi Paşa’nın zihninde kalan isim ne Oktay Rifat’tı ne Orhan Veli. Hatta Melih Cevdet ve Şinasi Baray’da değildi. O gün onun dikkatini, başka bir çocuk çekmişti. Ne olmak istediği sorulduğunda “mühendis” diye cevap veren bir çocuk… Gazi Paşa ona tarih okumasını önerdi. Çocuk ise bu teklife hemen “evet” demedi. Önce ailesiyle konuşacağını, onlar da uygun görürse kabul edeceğini söyledi. Bu cevap, belki bilgisinden daha çok dikkat çekti. 

Mustafa Kemal Atatürk liseden ayrılırken yanındaki Reşit Galip’e döndü ve bu çocuğun ödüllendirilmesi gerektiğini söyledi. Bu çocuk yurt dışına gönderilmeliydi. Bugün hepimizin tanıdığı o çocuk, cebimizde taşıdığımız 5 liranın üzerindeki yüzdür. Gazi Paşa’nın Ankara Erkek Lisesi’nde dikkatle dinlediği, imkân açtığı o öğrenci; bilim tarihçisi Ord. Prof. Dr. Aydın Sayılı’dan başkası değildir.

İşte bu yüzden Ankara’da çocuk olmak yalnızca bir çocukluk hatırası değildir. Bir memleket meselesidir. Geleceğin değişebileceğine inanmaktır. Bir çocuğun karşısına çıkıp yalnızca “dersini çalış” demek değil, “Sen olabilirsin” diyebilmektir. Cumhuriyet’in çocuklara verdiği en büyük armağan da budur zaten. Yalnızca bir sınıf, bir sıra, bir kitap değil; imkan.

Kim bilir, belki Ankara’nın ayazında yürüyen her çocuğun cebinde görünmeyen bir 5 lira daha vardır. Üzerinde resmi değilse bile, henüz yazılmamış hikâyesi taşınır. Cumhuriyet; biraz da buna inanmak değil midir? Bir çocuğa bakıp, onda yalnız bugünü değil yarını da görebilmek… Ve tam zamanında, tam yerinde, ona sadece şu cümleyi bırakmak; Sen olabilirsin.

Yazarın Diğer Yazıları
Sen Olabilirsin

Bu şehirde çocuk olmak; sabah okul yolunda yanaklarına vuran ayazı, öğle vakti kaldırım taşlarından yükselen sıcaklığı, akşamüstü göğü saran puslu turuncu vedayı iyi bilmektir. Havasında, gökyüzünde, anıların ve saklı kalmış çocukluk hikâyelerinin peşine düşmek bu yüzden mümkündür. Bir şairin baktığı göğe baktığını, bir tarih sayfasında sözü geçen rüzgârların sana da dokunduğunu bilirsin. Şehrin kendisi gibi […]

Devamını Oku
Sevgilim Ankara

İlk buluşmada flört etmez seninle. Hatta mecburi bir karşılaşma gibi hissettirir. Bir “niye geldin ki?” demediği kalır yani. Öyle ayaklarını yerden kesen bir manzarası da yoktur baktığında. Nasıl yaptı, nasıl başardı, hâlâ büyük bir muamma ama aklımın bir köşesine yerleşmeyi başardı. Size sevgilimden bahsedeyim biraz…  Ankara, huysuz bir sevgilidir aslında. Sabah ayazında gözünün yaşına bakmadan […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Sen Olabilirsin

Bu şehirde çocuk olmak; sabah okul yolunda yanaklarına vuran ayazı, öğle vakti kaldırım taşlarından yükselen sıcaklığı, akşamüstü göğü saran puslu turuncu vedayı iyi bilmektir. Havasında, gökyüzünde, anıların ve saklı kalmış çocukluk hikâyelerinin peşine düşmek bu yüzden mümkündür. Bir şairin baktığı göğe baktığını, bir tarih sayfasında sözü geçen rüzgârların sana da dokunduğunu bilirsin. Şehrin kendisi gibi […]

Devamını Oku
Evvelimiz Ahirimiz Direniş

Üç bin yıl önce yaşayan insanla bugünkü insan arasında, doğduğu ilk günlerde fark yoktur. Bu kadar kısa sürede genetik bir dönüşüm oluşacak değil ya. Ama bunların yirmi beş yaşına gelmiş halleri, birbirinden oldukça farklıdır. Çünkü kendilerine aktarılan insanlığın birikimi farklıdır. Kültür gelişmeler hızlı ve çalkantılı biçimde ilerliyor.  Çağımızın hızlanan iletişim ve ulaşım koşulları, geçmişten kopuş […]

Devamını Oku