Ankara’nın o sırada yeni mahallelerinden Yenimahalle’de yaşayan akrabalarımıza ziyaretlerde mahallenin adının verdiği bir olumlu havayı hissettiğimi hatırlıyorum. Yeni olan şeylere ilgi duymakla bildik olandan şaşmamak arasında kaldığım, düşüncemin somutlaştırmayı esas aldığı zamanlar, okumayı bile öğrenmemişken. İzmir treninin en soğuk durağı Eskişehir’in eski olmasıyla soğukluğunu bağdaştırmam gibi. Soğuk ve sıcak arasındaki bağlantıyı da eski/yeni, bayat/taze ikileminden […]
Ankara’nın o sırada yeni mahallelerinden Yenimahalle’de yaşayan akrabalarımıza ziyaretlerde mahallenin adının verdiği bir olumlu havayı hissettiğimi hatırlıyorum. Yeni olan şeylere ilgi duymakla bildik olandan şaşmamak arasında kaldığım, düşüncemin somutlaştırmayı esas aldığı zamanlar, okumayı bile öğrenmemişken. İzmir treninin en soğuk durağı Eskişehir’in eski olmasıyla soğukluğunu bağdaştırmam gibi. Soğuk ve sıcak arasındaki bağlantıyı da eski/yeni, bayat/taze ikileminden kurmaz mıyız?
Yeni olanla ilişkimiz zaman içinde değişkendir. 1665’te inşaatı tamamlanmış olan Yeni Cami adı yeni, kendisi eski olsa da, adını koyanların zaman çerçevesinde yeniydi. Yeni’nin kendisiyle karşılaştığımız andan başlayarak eskimeye başladığındaki tipte bir değişkenlik. ‘Daha yeni’si gelene kadar bile beklemeden gerçekleşen bu eskimenin davranışsal karşılığı ‘alışmak’tır. Yeni alışıldıkça eskir.
Yeni ile eski arasındaki fark, kelimenin değişik dillerdeki karşılıklarında olduğu gibi, taze, genç, ileri (ilerlemiş) ile bayat, yaşlı, geri (kalmış) arasındaki fark ile sıkça örtüşür. Bu tanım kaymalarının yeni kelimesini daha çekici kılmasını anlayabiliyorum. Faşizmin bile, yenisi, hatta daha havalı bir ifadeyle, ‘neo-’su makbul.
Yeniye dönersek, eyleme dönük bir tanım da yapabiliriz: Bildik ve rahat bir durumdan çıkmayı, harekete geçmek, ya da var olan bir hareket biçimini değiştirmeyi (örneğin, her zaman gittiğiniz yoldan çıkmayı) gerektiren ya da tanımı gereği içeren durum. Beynin çalışma tarzına etkisi uyandırıcı, canlandıran, tazeleyen cinsten… Beyinde, dolayısıyla zihinde bir işleyiş değişikliği, hatta odak ya da hedef oluşturucu (veya nereden baktığınıza göre, hedef saptırıcı) etkisi olan bir nitelik. O zaman, yenilik, bir hedefe yönelik eylemde, bildik yol ve yöntemlerin dışına çıkmak olur mu? Bildiğimiz bir oyunu yeni kurallara göre oynayabilmek ve oynatabilmek anlamına da alınabilir.
“Yeni bir şeyler olsun hayatımızda.” Bu arzunun getirdiklerinin başkalarının hayatlarındaki benzer arzular ile örtüşüp örtüşmemesi de yaşamın akışını etkiler, hatta belirler.
Yenilik var bir de, ona da bildiğinden (bilerek) şaşmak desek? O zaman yenilik bir serüven olur. Sonunun hüsranla bitmesi olasılığını göze aldığımız bir serüven… Olsun, hedefe varamasak da yolda yaşadıklarımızın bir anlamı var…
Ankara’nın o sırada yeni mahallelerinden Yenimahalle’de yaşayan akrabalarımıza ziyaretlerde mahallenin adının verdiği bir olumlu havayı hissettiğimi hatırlıyorum. Yeni olan şeylere ilgi duymakla bildik olandan şaşmamak arasında kaldığım, düşüncemin somutlaştırmayı esas aldığı zamanlar, okumayı bile öğrenmemişken. İzmir treninin en soğuk durağı Eskişehir’in eski olmasıyla soğukluğunu bağdaştırmam gibi. Soğuk ve sıcak arasındaki bağlantıyı da eski/yeni, bayat/taze ikileminden […]
Devamını Oku
“Ah, o zamanlar çok daha yaşlıydım ben, şimdi çok daha gencim…” (Bob Dylan, My Back Pages/Arka Sayfalarım’dan). Bir vakitler, Ankara’dan İstanbul’a göç edenlerden sıkça duyduğum, duydukça kıskanç bir azımsamayla tepki verdiğim saptama: “Ankara’daki dostluklar başkadır. Buralarda o dostluk yok. Her şey (para, çıkar, statü vb.) …” Nasıl olur, başka yerlerde dostluk, arkadaşlık yok mu, […]
Devamını Oku
Konuşmalarımda, elbette sözün akışına bağlı olarak, sık kullandığım iki dizesi vardır, Louise Elisabeth Glück’ın, olağanüstü iki dize: “Dünyaya bir kere çocukken bakarız / Ondan sonrası hatıradır.” Bu iki dizenin çağrışım alanıyla bir biçimde örtüştüğünü düşündüğüm iki dize de Attilâ İlhan’dan alıntılayalım: “Çocukluktan çıktığını sanmak / Aslında çocukçadır.” Madem alıntılarla başladık, şiirsel yaratıcılıkla ilgili iki çok […]
Devamını Oku
Cumhuriyet’i kuranlardan sonra gelen yöneticiler, her şey gibi bayramların da önemini ve devrimci özünü dondurdukları, unutturdukları için 23 Nisan’ın sadece “çocuk” yönü üstünde durulur oldu; oysa 23 Nisan, 1920’de Büyük Millet Meclisi’nin kuruluşuyla birlikte egemenliğin monarşiden halka geçişinin bayramı. Çocuk bayramı oluşu da güzel ama egemenlik daha önemli. Bugün iktidarda olanlar varlıklarını ve bu makamlara […]
Devamını Oku