Işıl Çalışkan
Tüm Yazıları
Barış Önce Kendimizde Başlar
Ana Sayfa Tüm Yazılar Barış Önce Kendimizde Başlar

Usta sanatçı Zülfü Livaneli, Hacı Bektaş Veli Anma Kültür ve Sanat Etkinlikleri’nde ‘Dostluk ve Barış Ödülü’ne layık görülerek, hoşgörü ve insan sevgisi mirasıyla kurduğu köprüyü bir kez daha gösterdi. Karanfil’e konuşan Livaneli, “İnsanı insan yapan en önemli duygu empatidir. Empati sanat yoluyla diğer insanlara ve canlılara çok daha kolay aktarılabilir. Zaten onun için sanat vazgeçilmez […]


Usta sanatçı Zülfü Livaneli, Hacı Bektaş Veli Anma Kültür ve Sanat Etkinlikleri’nde ‘Dostluk ve Barış Ödülü’ne layık görülerek, hoşgörü ve insan sevgisi mirasıyla kurduğu köprüyü bir kez daha gösterdi. Karanfil’e konuşan Livaneli, “İnsanı insan yapan en önemli duygu empatidir. Empati sanat yoluyla diğer insanlara ve canlılara çok daha kolay aktarılabilir. Zaten onun için sanat vazgeçilmez bir öneme sahip” dedi.

Notalarla, kelimelerle ve dimdik duruşla örülmüş bir ömür… Müziğiyle yüreklere, yazılarıyla zihinlere, mücadelesiyle toplumsal hafızaya dokunan bir çınar: Zülfü Livaneli. Peki, bir sanatçıyı sadece iyi bir müzisyen veya yazar olmanın ötesine taşıyan, onu bir sembol isim yapan nedir? Livaneli’nin hikâyesi, bu soruya yanıt veriyor. Sanatı, her zaman yaşadığı coğrafyanın sosyal ve siyasal nabzıyla attı; eserleri, bir neslin dayanışma ruhunun ve özgürlük arayışının ortak dili oldu.

Usta sanatçı Livaneli, Nevşehir’in Hacıbektaş ilçesinde düzenlenen Hacıbektaş Veli Anma Kültür ve Sanat Etkinlikleri kapsamında bu yıl ‘Dostluk ve Barış Ödülü’nü alarak, hayat felsefesiyle bu kadim öğreti arasında bir köprü daha kurdu. Bu ödül, onun için Hacı Bektaş Veli’nin 13. yüzyıldan bugüne uzanan hoşgörü, insan sevgisi ve birleştiricilik mirasıyla kurduğu güçlü bağın da bir tescili niteliğinde.

Onunla Cumhuriyet’in 100 yılına, Ankara’nın hatırlattıklarına, ‘barış’ın gerçek tanımına ve sanatın iyileştirici gücüne dair yaptığımız sohbet, bir sanatçıyı anlamanın aslında bir ülkeyi anlamakla nasıl iç içe geçtiğini bir kez daha gösterdi. Şimdi sözü ustasına bırakalım, hazırsanız başlayalım…

Cumhuriyetin 100. yılı geride kaldı. Sizce Cumhuriyet’in en büyük kazanımı ve en büyük kaybı ne oldu?

Cumhuriyet kavram olarak genellikle monarşiye göre ileri bir aşamayı işaret eder. Ama bizim Cumhuriyetimiz bambaşka bir manadadır. Hem ileri bir aşamadır hem de bir oluşun doğuşunu, oluşumunu, yepyeni bir değerler sistemini benimsemesini ve dünya uluslar ailesine onurlu bir üye olarak katılmasını betimler. Cumhuriyet’in kazanımı, kendi içindeki gelişmelerle çökmüş ve savaşları kaybetmiş bir eski imparatorluktan modern bir ulus yaratmayı başarmasıdır. Bilime önem veren, kadın erkek eşitliğini hedefleyen, ortaçağ hurafeleri yerine modern yasaları benimseyen yepyeni bir ülke çıkmıştır ortaya. Ve Cumhuriyet’in ilerlediği yıllarda bir kaybı yoktur. Ancak Cumhuriyet’e sırtını dönen ve o ilkeleri değiştirmeye dönüştürmeye çalışan kadrolar daha sonra kayıplar verdirmeye başladılar.

Cumhuriyet’in başkenti Ankara sizin yaşamınızda da önemli bir yer tutuyor. Ankara deyince aklınıza ilk gelen anı nedir? Bu şehir sizde daha çok politik mücadeleleri mi, sanat yolculuğunuzu mu, yoksa kişisel bir hafızayı mı çağrıştırıyor?

Hepsini birden çağrıştırıyor desem yanlış olmaz çünkü bizim kişisel hayatımız ülkenin siyasi çalkantılarından uzak değildi. Çok kritik yıllarda gençliğimiz geçti. Darbeler, siyasi cinayetler, idamlar gündemimizden hiç eksik olmadı. Ama bütün bunlara sanat yoluyla dayandık diyebilirim.

BARIŞ ÖNCE KENDİMİZDE BAŞLAR

“Barış” kelimesi sizin için sadece savaşsızlık hali midir, yoksa daha geniş bir toplumsal adalet ve eşitlik arayışı mı?

Barışın ilk anlamı savaşmamak anlamına geliyor ama sizin çok iyi saptadığınız gibi yalnız başına bu tanım yetmez. Barış insanın kendisiyle kendi içinde barışından başlayarak bütün evreni kapsayabilecek önemli, vazgeçilmez bir kavramdır. Eski Yunan filozoflar etik kavramını insanın doğaya ve kendi yaratılışına uygun yaşaması biçiminde yorumlarlardı. İşte barış budur; kısacası uyumdur, ahenktir, harmonidir.

Hacı Bektaş Veli Dostluk ve Barış Ödülü’nü aldığınızda neler hissettiniz? Hacı Bektaş Veli’nin hoşgörü, dostluk ve barış ilkeleri ile sizin sanat ve yaşam felsefeniz arasında nasıl bir bağ görüyorsunuz?

Bektaş Veli, 13. yüzyılda yaşadığımız büyük Anadolu Rönesansının simge isimlerinden birisi olarak yalnız benim değil, milyonlarca insanın saygı duyduğu bir bilge. O yılların karmaşık Anadolu’sunda barış mesajları yaymış ve Diyarı Rum denilen bölge halklarını kardeşlik ve barış fikirleri ile birleştirmeyi başarmış bir insan. Bu kavramlar aynı zamanda benim hayat görüşüm. Dolayısıyla Hacı Bektaşi Veli adına bir ödül almak hayatımın en büyük onurlarından birisi oldu.

Müziğiniz, yazarlığınız ve toplumsal duruşunuzla bir bütün oldunuz. Bir sanatçı olarak dünyaya bırakmak istediğiniz en kalıcı iz nedir?

Sanatla uğraşmanın çok çeşitli nedenleri var ama benim anlayışımda sanat hem onu yaratan insanı hem de genel olarak insan topluluklarını iyileştirme amacı taşıyabilir. İnsanı insan yapan en önemli duygu empatidir. Empati sanat yoluyla diğer insanlara ve canlılara çok daha kolay aktarılabilir. Zaten onun için sanat vazgeçilmez bir öneme sahip.

Yazarın Diğer Yazıları
[Röportaj] Buket Uzuner: Ankara hiçbir zaman gri olmadı

Yarım asırlık yazarlık serüvenini geride bırakan Buket Uzuner, yeni kitabı Kız Neşesi ile okurla buluştu. Karanfil’e konuşan Uzuner, Ankara’yla kurduğu bağı, yazarlık yolculuğunu ve kadınların direncine dair düşüncelerini anlatırken “Ankara hiçbir zaman gri olmadı” dedi. Edebiyatta yarım asrı geride bırakmak, onlarca kitap yazmanın ötesinde bir şey. Bir ülkenin hafızasına, şehirlerin değişen yüzüne, kadınlık hallerinin dönüşümüne […]

Devamını Oku
Emre Kongar: Ahlâka Dayanmayan Cümle Benden Geçmez

Prof. Dr. Emre Kongar, yeni kitabı Hayat Yaşadığına Değsin’de, kişisel gelişim kalıplarının dışına çıkarak hayat, aşk, başarı ve mutluluk üzerine ilkelere dayalı sade ve derin bir düşünme yolu öneriyor. Kongar, “Bir cümlenin ‘Kongarizma’ olabilmesi için, benim ahlâk anlayışıma uygun olacak, yüzyıllar sonra da geçerli olabilecek bir ilkeyi dile getirecek ve gerçeği, iyiyi, güzeli, doğruyu, haklıyı […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
[Röportaj] Buket Uzuner: Ankara hiçbir zaman gri olmadı

Yarım asırlık yazarlık serüvenini geride bırakan Buket Uzuner, yeni kitabı Kız Neşesi ile okurla buluştu. Karanfil’e konuşan Uzuner, Ankara’yla kurduğu bağı, yazarlık yolculuğunu ve kadınların direncine dair düşüncelerini anlatırken “Ankara hiçbir zaman gri olmadı” dedi. Edebiyatta yarım asrı geride bırakmak, onlarca kitap yazmanın ötesinde bir şey. Bir ülkenin hafızasına, şehirlerin değişen yüzüne, kadınlık hallerinin dönüşümüne […]

Devamını Oku
Çocuklar Düşe Kalka Büyür!

Çocukların yurdu yoktur… Tüm dünya çocuklarındır.   Ama dünya zalimleri ve delileri, en büyük kötülüğü çocuklara yapıyor…  Hele şu yakın zamanlara, Gazze’ye, Tahran’a baksanıza!.. Yemek ve su kuyruğunda açlık, susuzluk içinde çocuk fotoğrafları gelip geçiyor önümüzden… Ya da okula atılan bombalar… Paramparça olan kız çocukları… Yaralı ya da cansız bedenler.. Kahredici, hem de çokkk. * […]

Devamını Oku