Zafer Köse
Tüm Yazıları
Son Ozan’ın Okurları
Ana Sayfa Tüm Yazılar Son Ozan’ın Okurları

Ozan, öncelikle, saz eşliğinde ezgili şiirler okuyan bir sanatçı, diye anlaşılıyor. Oysa bu kavram, her şeyden çok, halkın sanatçısı diye anlaşılmalı. Karacaoğlan, Pir Sultan, Âşık Veysel… Onların ozan niteliği, halk tarafından ortaya çıkarılmış ve kendiliğinden kitleselleşmiş olmalarından geliyordu. Binlerce yıllık sözel kültür döneminde, üretilen sözleri bir yayıncıya onaylatmak ve sonrasında tanıtım çalışması yapmak gerekmiyordu. Gündelik […]

Ozan, öncelikle, saz eşliğinde ezgili şiirler okuyan bir sanatçı, diye anlaşılıyor. Oysa bu kavram, her şeyden çok, halkın sanatçısı diye anlaşılmalı. Karacaoğlan, Pir Sultan, Âşık Veysel… Onların ozan niteliği, halk tarafından ortaya çıkarılmış ve kendiliğinden kitleselleşmiş olmalarından geliyordu.

Binlerce yıllık sözel kültür döneminde, üretilen sözleri bir yayıncıya onaylatmak ve sonrasında tanıtım çalışması yapmak gerekmiyordu. Gündelik hayattaki duygulara, hayallere, insanlık durumlarına karşılık gelen yapıtlar kendiliğinden kitleselleşiyordu.  Derin düşünceler geliştirenler, başka bölgelerde ve başka zamanlarda da geçerli olacak biçimde hayata dair söz söyleyenler kuşaklar boyunca dilden dile yaşıyordu. En yaygın sanat ürünleri en nitelikli olanlardı.

MEDYA ÇAĞINDA BİR OZAN

Livaneli, halkın belirleyici olduğu dönemin son anında ortaya çıktı. Ama Karacaoğlan’dan veya Pir Sultan’dan farklı olarak, kitle iletişim araçlarının etkili olduğu bir dönemde varlığını sürdürecekti. Artık basit, hatta yozlaşmayı yansıtan yapıtlar, yönlendirilen halk beğenisi sayesinde toplumda karşılık buluyor, tarihte görülmemiş bir hızla yaygınlaşıyordu. Livaneli, bu koşullarda, bir son ozan sembolü haline geldi. Onun medya çağındaki varlığı, bir tür halk direnişine karşılık geliyordu.

ÇAĞIN HAKKINI VERMEK

İnternet sayesinde, yayıncı ve dağıtımcı onayına gerek olmadığı çok eski dönemlerdeki gibi, herkes sözünü insanlara aracısız biçimde söyleyebiliyor. Fakat günlerin yavaş aktığı o dönemlere göre, bir yapıtın ortamda kalabilme şansı çok çok düşük. Yıllarca geçerli olacak bir düşünce de diğerleri gibi birkaç saat ilgi gördükten sonra kaybolabiliyor. Bu söz enflasyonu ortamında iyice belirleyici hale gelen hız faktörü, hayatı sığlaştırıyor.

Livaneli, edebiyat çalışmalarını da aynı son ozan anlayışla yürütüyor. Bu hızlı ve parçalı algılamalar döneminin modasına kapılmadan ortaya çıkardığı romanlarıyla; koşullarına teslim olmayan milyonlarca insanın derin duygular, sistemli düşünme, doğru odaklanma gibi beklentilerini karşılıyor. Böylece, çağın hakkını vermenin, ona uyum sağlamaktan çok, direnmekle mümkün olduğunu bir kez daha kanıtlıyor.

SON OZAN’IN ROMANCILIĞI

Livaneli romanlarında öne çıkan üç tema şöyle sayılabilir: İktidar hırsı, gündelik hayattaki faşizmler, farklı kişilik ve kültürlerin karşılaşması. Romanlarındaki diğer ortak yön ise; duygulu, duyarlı ama asla duygusal olmayan anlatılar olmaları. Kitaplarında da her alandaki yapıtlarından tanıdığımız alabildiğine içten ama mesafeli üslubuyla karşılaşıyoruz. Bu ortak yönlerine karşın, romanlarının her birinde bambaşka biçimler ortaya çıkardığı, farklı anlatımlar geliştirdiği dikkat çekiyor.

Livaneli kitaplarının memleketteki düzenli okur sayısından daha fazla insana ulaştığı, okuyanlarda derin etkiler bıraktığı biliniyor. Kitaplarının sürükleyiciliği, çeşitli bilgiler içermesi, evrenselliği, gerçekçiliği… Birçok yönünden söz ediliyor. Fakat bunların hiçbiri, öylesine derinlikli kitapların, o kadar büyük kitlelere ulaşmasını yeterince açıklamıyor.

Bunun en geçerli açıklaması, Livaneli’nin, son ozan niteliğine uygun biçimde, uzmanlaşma karşıtı bir anlayışla hayata bütüncül bakması olabilir. 

Kendisiyle yaptığımız nehir söyleşi kitabının ve ondan yıllar önce Sanat Uzun Hayat Kısa (Sonraki baskılarında adı Orta Zekâlılar Cenneti oldu) kitabının yayına hazırlık sürecinde çalışırken yaşadığım zorluk sayesinde farkına vardığım bir özelliği bu. Geniş kapsamlı bu kitapları, okuma kolaylığı da sağlamak amacıyla, konu başlıklarıyla bölümlere ayırmak istemiştim. Ne var ki bu mümkün olmadı. Livaneli sanatsal düşüncelerini anlatırken işin içine siyaset giriyordu. Güncel konuları konuşurken kültürel sorunlardan söz ediyordu. Tarihsel bir meseleyi ele alırken konuyu güncel bir gelişmeye bağlıyordu.

HAYATA DAİR EDEBİYAT 

Livaneli romanlarında da geçerli olan bu diyalektiği fark edemeyen “eleştirmenler”, Kaplanın Sırtında veya Konstantiniyye Oteli gibi romanlarını sadece tarihsel bilgiler veya sadece politik düşünceler olarak ele alıyor. Ama okur anlıyor Livaneli edebiyatını/sanatını. Politik, tarihsel, psikolojik, polisiye, dram… Hiçbiri değil, hayata dair olduğu için seviyor Son Ozan’ın kitaplarını. Normalde hoşlanmayacağı bazı unsurların bile romanda öyle bütüncül şekilde bir araya getirilmesini güzel/anlamlı buluyor.

Yazarın Diğer Yazıları
Ankara’da güz, edebiyat ve zaman

UYANAN ŞEHİR “Son kuşlar da geçiyor / Biten bir sevda gibi / Uyanıyor Ankara…” Murat Yetkin’in şiirinden Eftal Küçük’ün bestelediği ve Çağdaş Türkü’nün seslendirdiği bu şarkı, şehre yabancı olanlarda bile bir “Ankara” duygusu yaratıyor. Hele mevsim sonbaharsa, tanıdık bir şehrin bildik bir havası etrafınızı sarıyor. Şarkının dizelerindeki gibi “Uyanıyor Ankara”: Günün ilk ışıklarıyla insanlar sokaklara […]

Devamını Oku
Gerçeklik, Halk, Livaneli

Doğada varlığını tek başına sürdüremeyecek bir canlı türü olarak insanın, sürüler halinde yaşayan diğer hayvanlardan temel farkı, üretimini kolektif bilinçle gerçekleştirmesi. Bu nitelikteki üretimlerle sadece gereksinimler karşılanmıyor, “güzellik” duygusu da ortaya çıkıyor. On binlerce yıldır birbirleri için eşyalar, bilgiler, hizmetler üretirken hayatı güzelleştiriyor insanlar. “Güzellik”, kendi başına bir amaç olarak değil, geçinme ve anlamlı yaşama […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Eylül gelince Ankara gençleşir

Kızılay, Cebeci, Beşevler, Bahçelievler, Emek, Balgat, 100. Yıl, oradan Eskişehir yolu ve oradan da Hacettepe, ODTÜ, Bilkent hattının bir temmuz-ağustosta, bir de eylülün sonlarına doğru tepeden fotoğrafını çekmek mümkün olsa keşke. Benim gözümde, tepeden değil belki ama yerden çekilmiş çok fazla görüntüsü var bu hattın. Biraz anlatmam gerekirse, temmuz-ağustosta her yer bomboş, trafik hep rahat, […]

Devamını Oku
Ankara’da güz, edebiyat ve zaman

UYANAN ŞEHİR “Son kuşlar da geçiyor / Biten bir sevda gibi / Uyanıyor Ankara…” Murat Yetkin’in şiirinden Eftal Küçük’ün bestelediği ve Çağdaş Türkü’nün seslendirdiği bu şarkı, şehre yabancı olanlarda bile bir “Ankara” duygusu yaratıyor. Hele mevsim sonbaharsa, tanıdık bir şehrin bildik bir havası etrafınızı sarıyor. Şarkının dizelerindeki gibi “Uyanıyor Ankara”: Günün ilk ışıklarıyla insanlar sokaklara […]

Devamını Oku