Seda Şanlı
Tüm Yazıları
Ortak

Gece ilerlemiş, sabaha kuşanmışken, masamın başında oturuyorum. Zihnimde kelimeler birbirine dolanmış, tek bir anlamlı cümle bile çıkmıyor. Ne tanıdık… Koyamamışım kendimi kimsenin yerine. Bilememişim hesabı kitabı, verememişim zamana cevabı. Masamın üstü savaş alanı gibi; defterler, kitaplar, dağınık notlar… Dünya hâlâ uykudayken, tüm asaletiyle ve güzelliğiyle bir kahve fincanı önümde. Fincan önümde duruyor, buharı usulca yükseliyor […]

Gece ilerlemiş, sabaha kuşanmışken, masamın başında oturuyorum. Zihnimde kelimeler birbirine dolanmış, tek bir anlamlı cümle bile çıkmıyor. Ne tanıdık… Koyamamışım kendimi kimsenin yerine. Bilememişim hesabı kitabı, verememişim zamana cevabı. Masamın üstü savaş alanı gibi; defterler, kitaplar, dağınık notlar… Dünya hâlâ uykudayken, tüm asaletiyle ve güzelliğiyle bir kahve fincanı önümde. Fincan önümde duruyor, buharı usulca yükseliyor ve sanki bana şöyle fısıldıyor: “Ben olmadan, yazdıkların münferit karalamalardan öteye geçemez. Her cümle, beyhude bir çabaya dönüşür; başı başka, sonu başka yerde kaybolur.” Nevi şahsına münhasır bu minik kaseye derin anlamlar yüklüyorum belki de. Kameralara yakalandık bir kere. Hak veriyorum kahveye, ilişkimizi açıklamak farz oldu sevenlere. 

İddialı cümleler kurmayı kahve içmeden becerebilseydim “Kahve, kelimelere bir arada durmayı öğreten edebi bir çimentodur.” derdim size.

Yazarlık garip bir iş. Kelimeleri bulursunuz ama onları dizmek ayrı bir çaba. Cümlelerin kafanızda cirit attığı ama bir türlü kâğıda dökülmediği o anlarda, kahve devreye girer. Beyin hızlanır, anlaşılmaz anlaşılır, çarklar çalışır, zamanın mektubu yazılır, kalem yağda kayar gibi gezer kâğıtta. Belki de kahve sadece bir içecek değildir, bir hikâye anlatıcısıdır antik çağlardan kalma çünkü bir yudum alırsınız ve sihir başlar. Kahve, belki de bir yazarın zihnindeki dehlizleri aydınlatan mütevazı bir sokak lambasıdır.

Fransız filozof Voltaire’den Türk edebiyatının usta isimlerine kadar pek çok yazarın kahveye tutkuyla bağlı olduğu bilinir. Voltaire’in, günlük 40 fincana kadar kahve içtiği konuşulur. Fransız romancı Pierre Loti’nin Eyüp’te kaldığı sıralar sıklıkla bu kahveye geldiği söylendiği için mekâna yazarın adı verilmiştir. Balzac’ın kahveye olan düşkünlüğünü duymayan kaldı mı? Onun da günde 50 fincan kahve içtiği rivayet edilir. Kahve ve yaratıcılık arasındaki ilişki, özellikle kahvenin beyin üzerindeki uyarıcı etkileri nedeniyle ilgi çekicidir. Bilişsel işlevleri iyileştirebilen ve odaklanmayı artıran o mis kokulu içecek, bir nevi üretimin yakıtıdır. Kahveye olan bu tutkularında yazarlar haklıdır. O fincanda sadece kahve değil, hikâyeler, romanlar ve karakterler de vardır.

Mesela Ahmet Hamdi Tanpınar, Saatleri Ayarlama Enstitüsü eserinde kahve ve insan ilişkilerinden sıkça bahseder, Beş Şehir romanında İstanbul’u anlatırken Türk kahvesinden, çeşit çeşit kahvehanelerden uzun uzun söz eder.

Acı Kahve isimli Agatha Christie romanında Hercule Poirot’ya buğulu ve hoş kokulu bir selamla nazire eder gibi, bu sefer başrolde kahve vardır.

Kahvenin enerjisi ve ortamın yarattığı ilham, Harry Potter serisini kahve kokusuyla dolu kafelerde yazmayı tercih eden J.K. Rowling’in büyülü dünyasını şekillendirmiş olabilir mi mesela?

Sait Faik Abasıyanık Mahalle Kahvesi hikâyesini, kahve eşliğinde geçirilen anlardan birinde yaratmış olabilir mi? 

Ne övdün bu kahveyi, dediğinizi duyar gibiyim sevgili çaycı okurlar. Aradaki husumete sonlandırıp sonbahar kasvetinde demlenen kahveye de hakkını helalinden vermeli. 

Kendini asmaya kalkmış yakamozlarım var benim uykusuz kahverengi gecelerde. Yağacak yağmurlarım, esecek sözlerim, solacak gözlerim, terbiye edilecek dillerim var. Dolambaçlı yolların gardiyanlarından kaçıp gelmiş sövmelerim var. Ama lâl olur içtiğim kahvenin telvesi, ses vermez intizarlarıma da ettiğim ahlar ıskalayıp geçer kimleri kimleri. 

40 yıllık hatırı olan kahve, yalnızca bir yazarın ilham kaynağı değil, aynı zamanda sohbetlerin de mimarı, bir bağ kurma aracı değil mi? Dost meclislerinin başköşesindeki fincanlar, geçmişten bugüne uzanan hikâyeleri, sırları ve dostluğu da herkesin namına pay etmez mi? Sözlerin dize, hislerin dile geldiği bir an yaratır kahve. Neşeye eşlik eder, dertlere set çeker. El eder, aman eder, haber eder güneşe, vermez yarenlerini başıboş kedere.  

Elinizde bir fincan kahveyle sabah, öğlen, akşam ya da ıssız bir gecede, nerede, kiminle ve her ne duygu içinde olursanız olun, unutmayın bir hikâyeye eşlik ettiğinizi de… Çünkü anlatılacak yeni bir öykünün sessiz ortağıdır kahve. Yağacak yağmurların, esecek sözlerin ve kaldığı yerden ışıl ışıl devam edecek gözlerin ortağı…

Yazarın Diğer Yazıları
Vida

Unutkanım bu aralar ama şimdilik… Ve gayet bilinçli bir unutma isteği, unutmayı istemek hali. Toplum olarak öyle olaylar duyuyor, görüyoruz ki, umut için unut mottosuna sarılmaktan başka kalmıyor bir yol. Aksi halde ayakta kalmaya derman yok ama bir yandan da oturmaya ferman yok. Tabii ki geri plana attığımız, yok saydığımız şeyleri tamamen unutmuyoruz. Sadece görmezden […]

Devamını Oku
Yola Revan

Yeni yılın ilk sabahı… Ne dışarıdaki kutlamaların artığı var evde ne de dün geceden kalma abartılı bir umut. Her şey olması gerektiği kadar sade; ben de öyleyim. Pencereyi aralıyorum; soğuk hava yüzüme dokunuyor. Tuhaf bir sessizliğe bürünmüş semtimin arsız sokakları. Sanki gece boyunca edilen bütün dilekleri sindirmek için biraz daha uyumaya karar vermiş gibi bulutlar. […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Ankara’da Çocuk Olmak

Ankara’da çocuk olmak; bozkırın sert rüzgârına karşı avuçlarında bir güneş saklayarak, tarihin suskun taşları arasında kendi masumiyetinin sesini aramak gibi… Bozkırdan Başkente Dönüşen Ankara’da Çocukluk Ankara, bir zamanlar bozkırın ortasında sade bir kasabaydı. Rüzgârı sert, toprağı yalın, ufku genişti. Ama o ufkun içinde büyüyen çocuklar için dünya kocamandı. Sokaklar oyun alanı, boş arsalar düş kurma […]

Devamını Oku
Ankaram = Anadolum…

Başkentte ilk evimiz Çıkrıkçılar Yokuşu’nun tepesine yakın “Safranhan”ın eteğindeki… Salman Sokak’taydı, yurdun her yöresinden komşumuz vardı. Çocuk aklımla canının istediği gibi sansürsüz konuşan amcaları teyzeleri… Akranlarımı yadırgamazdım; dilleri bizim dile benziyordu… “Anam eccük duz istiyo… İpta ben geldim… Ne diyo o gabcuk aaazlı… Gayfe iccen mi? Ellaam sen iyi bilin…” Bizim evdekiler de komşular da […]

Devamını Oku