Okumaktan pek hoşlanan bir çocuk değildim. Mehmet Özcan Torunoğlu İlköğretim Okulu’ndaki sınıf öğretmenim Türkan Süel Susam’ın okumamızı istediği kitapları istemeye istemeye okurdum. Aklımda en çok da Sefiller’in sadeleştirilmiş baskılarından biri kalmış. Ah nasıl da sıkılmıştım! Bir gün evde “her sayfasında diretmişliğimizin incecik izlerinin olduğu” Bilim ve Sosyalizm Yayınları’nın kitaplarına rastladım. Ablam da babam da bana […]
Okumaktan pek hoşlanan bir çocuk değildim. Mehmet Özcan Torunoğlu İlköğretim Okulu’ndaki sınıf öğretmenim Türkan Süel Susam’ın okumamızı istediği kitapları istemeye istemeye okurdum. Aklımda en çok da Sefiller’in sadeleştirilmiş baskılarından biri kalmış. Ah nasıl da sıkılmıştım!
Bir gün evde “her sayfasında diretmişliğimizin incecik izlerinin olduğu” Bilim ve Sosyalizm Yayınları’nın kitaplarına rastladım. Ablam da babam da bana sık sık kitap okurlardı ama beni siyasal olarak yönlendirmeye çalıştıklarını söyleyemem. Ne olduysa oldu, BSS Yayınları’nın kitaplarına çocuk aklımla merak saldım. Ortaokuldaydım ve Marksist olmuştum!
O zamanlar Zafer Çarşısı’nda Öncü Kitabevi vardı. Che, Deniz ve Ahmet Kaya posterleriyle bezeli, babamın eski dostlarından Ayhan Ağabey’in kitapçısı. Babamdan beni sürekli oraya götürmesini isterdim. Sol Yayınları’nın kitaplarını da oradan alırdık, ilk Che ve Deniz posterlerimi de doğum günümde babam oradan almıştı. Öncü Kitabevi’nden kitaplarımızı aldıktan sonra babamla Mülkiyeliler Birliği Lokali’nde çoban kavurma ve fırında sütlaç yemeye giderdik. Şaire öykünerek söylersem “uzak bir çocuktum ben” ve bana en iyi gelen şey yaşlı başlı insanların arasına karışıp Marx konuşmaktı.
Yanılmıyorsam 2008 senesi olmalı ve muhtelemen Mülkiyeliler’deyiz. Denizlerin Halit Ağabey’i (Çelenk) ve Muzaffer İlhan Amca’nın (Erdost) imza günü. Meğerse rengarenk kapaklarına bayıldığım o kitapların yayıncısı Muzaffer İlhan Erdost’muş! Ve elbette dünyalar güzeli iki insanı, Türküler ve Alaz’ı ardında bırakıp gitmek zorunda kalan İlhan Erdost. Sol Yayınları’na o kadar çok şey borçluyuz ki…
Muzaffer Amca benim için imzaladığı kitapları “Ulaş benzerdi ateşe” yazarak imzalardı ve hep 7 Kasım tarihini atardı. Onun yokluğuna katlanamıyorum.
Öncü Kitabevi, İlhanİlhan derken lise yıllarımda Dost Kitabevi’ni keşfettim ve tabii ki İmge, Turhan ve Evrensel’i. Dost’un küçük şubesinden düzenli çıkan süreli sosyalist yayınları alırdım, Karanfil’deki Dost ise herkes gibi benim için de bir buluşma noktasıydı. Dost’un önünde buluştuğum çoğu insanla derin bağlar kurdum. Hatta bazen, “Dost’un önünde buluşalım mı” diyemediğim biriyle yakınlaşamayacağımı düşünürüm. Çünkü insanlarla kurduğumuz bağların da bir mekânı vardır. Yer denilen şeyi coğrafya yapan da bu değil midir?
Evrensel Kitabevi… Kitaplığımdaki çoğu kitabı oradan almışımdır. Lise yıllarımızda okuldan çıkıp neredeyse her gün Evrensel’e giderdik. Yokluğu beni kahrediyor.
“İşte böyledir gülüm bazı şeylerin
Hiç hissedilmez varlıkları ama,
Yoklukları bir uçurum kadar derin
Baş döndürür kıyısında nasıl da”
Toplum Kitabevi başta olmak üzere Ankara’nın diğer kitabevlerini de anmak gerekir. Geçen yıl yayımladığımız, sanatçıların Ankara anılarından ve fotoğraflarından oluşan andaçta* Attila Aşut şöyle diyor:
“Bir kapısı İzmir Caddesi’ne öbür kapısı Atatürk Bulvarı’na açılan Kocabeyoğlu Pasajı içinde sahaf dükkânları vardı. Eski ve yeni kitapların satıldığı dükkânlardan biri de Aydın Kitabevi’ydi. Kitabevinin sahibi Aydın Sami Güneyçal, aynı zamanda dağıtımcılık yapıyordu. Daha sonra yayıncılığa da başladı.
Bayındır Sokak’ta, bugünkü Aksoy Pasajı’nın bulunduğu yerin girişinde genellikle yabancı yayınların satıldığı Hitit Kitabevi vardı. Pasaj, eski TDK Genel Yazmanı Ömer Asım Aksoy’un çocuklarına aitti. Hitit Kitabevi’ni Muammer Uygur çalıştırıyordu. Muammer Bey, meslektaşı Remzi İnanç’ın yakın dostuydu. Zaman zaman Remzi’yle uğrardık yanına.
Adını Sıhhiye’deki Zafer Anıtı’ndan alan Zafer Çarşısı da kitapçılarıyla ünlüydü. Anımsadığım kadarıyla Doruk, Savaş, Zafer ve Toplum Kitabevleri de oradaydı. Toplum’u Remzi İnanç yönetiyordu. Önce Sanayi Caddesi’ndeki Demir İşhanı’nda Toplum Yayınları’nı kurmuştu Remzi İnanç. Sonra Zafer Çarşısı’na taşındı ve yayıncılığın yanı sıra kitapçılığa da başladı. Geleni gideni çoktu. Yazarların uğrak yeriydi Toplum Kitabevi. Ceyhun Atuf Kansu, Enver Gökçe, Muzaffer Hacıhasanoğlu, Muzaffer Buyrukçu, Cemal Süreya, Enis Batur, Murathan Mungan, Füsun Akatlı, Özdemir İnce, Ali Püsküllüoğlu, Abdülkadir Budak ve daha nicesini hep orada tanıdım. Yedi metrekarelik bir kitabeviydi ama gönlü geniş Remzi İnanç, herkesi oraya sığdırmayı başarıyordu!
Erdal Öz’ün yönettiği Sergi Kitabevi ise Atatürk Bulvarı üzerindeki Büyük Sinema’nın üst katındaydı. Erdal Öz’le dostluğumuz o yıllarda başladı. Trabzon’dan Ankara’ya her gelişimde mutlaka Sol, Toplum ve Sergi Kitabevleri’ne uğrardım. Bir ara Değişim adlı aylık sanat/ edebiyat dergisini çıkarmıştı Ümit Serdaroğlu’yla. Sanırım Kafka’nın ünlü yapıtından esinlenerek koymuşlardı bu adı. “Öfkeli kuşağın Trabzon temsilcisi” olarak benim de bir mektubumu yayımlamışlardı dergide.”
Ankara’nın bir kitapçılar kenti olduğu söylenebilir. Ben alerjik bir bünyem olduğu için bir sahaf gezgini olamadım hiç, bu nedenle sahaflar konusunda ahkam kesmem pek mümkün değil. Gelgelelim Ankara’yı hep mekânlar, en çok da kitapçılar dolayımıyla tecrübe ettim. Ankara’nın güzellikleri soyut, dolayımlı ve anlaşılması için özen gösterilmesi gereken güzelliklerdir. Tam da bu yüzden Ankara’yı bir ruh hali olarak yaşamak gerekir. Bu kentteki kitapçıları dolaşırken hep böyle hissetmişimdir.
*ah o zamanlar: Sanatçıların Ankara’sı (Ulaş Bager Aldemir, Fatma Sıla Sandal)
Ankara’da mekânlarla bağ kurmadan yaşanmaz. Kent örtüktür, ilk bakışta çorak ve gridir. Oysa yaşamaya başladığınızda Ankara bir başkadır. Dostluk, aşk, edebiyat, mücadele; insana ve hayata değer katan her şeyi sunar size Ankara. Yapmanız gereken tek şey bağ kurmaktır. Bu kenti hatırlarken benim aklıma hep mekânlar gelir. Gençlik Parkı ve Atakule çocukluğumdur; Yüksel Caddesi, Mülkiyeliler, Kitapça […]
Devamını Oku
Okumaktan pek hoşlanan bir çocuk değildim. Mehmet Özcan Torunoğlu İlköğretim Okulu’ndaki sınıf öğretmenim Türkan Süel Susam’ın okumamızı istediği kitapları istemeye istemeye okurdum. Aklımda en çok da Sefiller’in sadeleştirilmiş baskılarından biri kalmış. Ah nasıl da sıkılmıştım! Bir gün evde “her sayfasında diretmişliğimizin incecik izlerinin olduğu” Bilim ve Sosyalizm Yayınları’nın kitaplarına rastladım. Ablam da babam da bana […]
Devamını Oku
Çocukların yurdu yoktur… Tüm dünya çocuklarındır. Ama dünya zalimleri ve delileri, en büyük kötülüğü çocuklara yapıyor… Hele şu yakın zamanlara, Gazze’ye, Tahran’a baksanıza!.. Yemek ve su kuyruğunda açlık, susuzluk içinde çocuk fotoğrafları gelip geçiyor önümüzden… Ya da okula atılan bombalar… Paramparça olan kız çocukları… Yaralı ya da cansız bedenler.. Kahredici, hem de çokkk. * […]
Devamını Oku
Bu şehirde çocuk olmak; sabah okul yolunda yanaklarına vuran ayazı, öğle vakti kaldırım taşlarından yükselen sıcaklığı, akşamüstü göğü saran puslu turuncu vedayı iyi bilmektir. Havasında, gökyüzünde, anıların ve saklı kalmış çocukluk hikâyelerinin peşine düşmek bu yüzden mümkündür. Bir şairin baktığı göğe baktığını, bir tarih sayfasında sözü geçen rüzgârların sana da dokunduğunu bilirsin. Şehrin kendisi gibi […]
Devamını Oku