Sevgili Dostlar, Yaz, kentin kapılarını ve pencerelerini ardına kadar açtığı mevsimdir. Günler uzar, sokaklar kalabalıklaşır, parklar çocuk sesleriyle dolar. İnsanlar gölgeli bir bankta soluklanır, bir meydanda karşılaşır, açık havada dinlenen bir şarkının çevresinde birbirine biraz daha yaklaşır. Çankaya’da ise yazın kendine özgü bir hali vardır. Kuğulu Park’ın serinliğinden Seğmenler’in yamaçlarına, mahalle aralarındaki küçük parklardan akşamları […]
Sevgili Dostlar,
Yaz, kentin kapılarını ve pencerelerini ardına kadar açtığı mevsimdir. Günler uzar, sokaklar kalabalıklaşır, parklar çocuk sesleriyle dolar. İnsanlar gölgeli bir bankta soluklanır, bir meydanda karşılaşır, açık havada dinlenen bir şarkının çevresinde birbirine biraz daha yaklaşır. Çankaya’da ise yazın kendine özgü bir hali vardır. Kuğulu Park’ın serinliğinden Seğmenler’in yamaçlarına, mahalle aralarındaki küçük parklardan akşamları ışıklanan meydanlara kadar kent, günün telaşını bir süreliğine üzerinden atar. Ağaçların altında edilen sohbetler, sokaktan yükselen kahkahalar, kültür merkezlerinden taşan müzik, yaz akşamlarının hafif rüzgârına karışır. Bir kenti yaşanır kılan da tam olarak budur. Yalnızca yolları, binaları ya da meydanları değil; insanların o kentte kurduğu bağlar, biriktirdiği anılar ve paylaştığı hayat…
Yaz ayları, Çankaya’nın kültür ve sanatla kurduğu bağı da daha görünür kılar. Sokaklar sahneye, parklar buluşma alanına dönüşür. Müzik, tiyatro, edebiyat ve sinema, kapalı salonlardan çıkarak kentin gündelik hayatına karışır. Sanatın gücünü gösterir; birbirini hiç tanımayan insanları aynı duyguda buluşturur. Bu buluşmalardır mevsimi beklenir kılan. Ne sıcağı sadece sıcaktır ne de günü sadece uzun. Yaz; kentin almanağı olmuştur.
Bizim için mevsim ne kadar beklenmişse hüznü de büyüttü. Cenazesinde bulunamadığım için çok üzüldüğüm, Ankara’nın ve şiirimizin büyük ismi Ahmet Telli’yi sonsuzluğa uğurladık. Ardında yalnızca şiirler değil, bu şehrin hafızasına kazınmış güçlü bir ses bıraktı. Ahmet Telli’nin dizelerinde Ankara’nın ayazı kadar yaz akşamlarının hüznü de vardı. Ayrılıklar, direnç, sevda ve her şeye rağmen korunması gereken umut… O, şiiri insanın yarasına ve sevincine dokunan canlı bir söz olarak gördü. Bu nedenle onun ardından bir yaz akşamında gökyüzüne bakarken, şiirin insan hayatında bıraktığı izi yeniden düşünüyoruz. Bazı insanlar aramızdan ayrılır fakat sözleri şehirde dolaşmaya devam eder. Bir kentte, bir sokakta, bir insanın belleğinde yeniden karşımıza çıkar. Öyle ya yaz, aynı zamanda hatırlamanın mevsimidir. Çocukluğumuzun uzun günlerini, eski mahalleleri, kaybettiklerimizi ve yeniden kurmak istediğimiz yarınları hatırlarız. Belki de bu yüzden şair, yazı insanın içinde hem sevinç hem de ince bir hüzün olarak görür.
Sevgili Dostlar,
Yazın bize bıraktığı aydınlığı, Ahmet Telli’nin şiirlerinden kalan umudu ve birlikte yaşama irademizi yeni mevsime taşıyalım. Çünkü bir kent en çok, insanları birbirine yaklaştığında, umudu çoğalttığında ve belleğini açık tuttuğunda güzelleşir.
Sevgili Dostlar, Yaz, kentin kapılarını ve pencerelerini ardına kadar açtığı mevsimdir. Günler uzar, sokaklar kalabalıklaşır, parklar çocuk sesleriyle dolar. İnsanlar gölgeli bir bankta soluklanır, bir meydanda karşılaşır, açık havada dinlenen bir şarkının çevresinde birbirine biraz daha yaklaşır. Çankaya’da ise yazın kendine özgü bir hali vardır. Kuğulu Park’ın serinliğinden Seğmenler’in yamaçlarına, mahalle aralarındaki küçük parklardan akşamları […]
Devamını Oku
Sevgili dostlar, Kentlerin hafızası sokaklarında saklıdır. Çankaya’nın hafızası da yalnızca binalarda, meydanlarda, caddelerde değil; yan yana gelen insanların sesinde, kitapçıların vitrininde, parkların gölgesinde, sahnelerin ışığında, kararlılıkla atılan adımlarda ve kültür sanatla kurulan derin bağda yaşar. Karanfil de bu hafızanın özel adlarından biridir. Bir sokak adı olmanın ötesinde, kentli olmanın, düşünmenin, üretmenin ve birlikte yaşamanın simgesidir. […]
Devamını Oku
Virginia Woolf, yazabilmek için insana kendine ait bir oda gerektiğini söyler ya hani, bana da Ankara’da yaz gerekir yazabilmek için. Veya James Baldwin’i analım, o da der ya hani, insanın evi doğduğu yer değil kendini eksik hissetmediği yerdir, diye; işte benim için de o yer Ankara’dır, kendimi eksik hissetmemenin mevsimi de hep yazdır. İlk kitabımı […]
Devamını Oku
Bizi çalışmak yaşattı Yaşam akıp giderken Bir gurur mesaisi “Uyanıyor Ankara, günün ilk saatleri.” Çağdaş Türkü’nün bu şarkısı ve üniversiteli hayatlarımızı işçi sınıfının bir günüyle birleştiren sözleri, bize heyecan veriyordu. Günün ilk saatlerinde uyanamayacak kadar haytaydık o zaman. Devamsızlık tehdidi olan sabah sekiz derslerine şiş gözlerle gider, sıralarda uyuklarken bir sonraki eylemin planlarını yapardık. Ancak […]
Devamını Oku