Ankara ile bağlarımdan birisini ‘yatılı’ olarak kurmuştum. Yıllar sonra bu bağ üzerine düşünme fırsatını yatılılık üzerine bir kitapta yazıp çizerek buldum. Çizerlik yapmam kitaptaki tüm yazıları dikkatlice okumamı gerektirdi, daha önce aklıma getirmediğim bakış açılarını getirdi. Yatılı (Okulda) Büyümek’i (Bağlam Yayınları, 2023) yayına hazırlayan Şükran İlimsever Başarır’ın Sunuş yazısındaki tarifine bakalım: ‘Yatılılığın eğlenceli coşkulu yaramaz […]
Ankara ile bağlarımdan birisini ‘yatılı’ olarak kurmuştum. Yıllar sonra bu bağ üzerine düşünme fırsatını yatılılık üzerine bir kitapta yazıp çizerek buldum. Çizerlik yapmam kitaptaki tüm yazıları dikkatlice okumamı gerektirdi, daha önce aklıma getirmediğim bakış açılarını getirdi.
Yatılı (Okulda) Büyümek’i (Bağlam Yayınları, 2023) yayına hazırlayan Şükran İlimsever Başarır’ın Sunuş yazısındaki tarifine bakalım: ‘Yatılılığın eğlenceli coşkulu yaramaz hallerinden çok bugüne kadar pek de düşünülmeyen konuşulmayan dile gelmeyen hatta belki akla bile gelmeyen yönlerini ele alan’ çok sayıda yazı ile ‘Yatılı okulda büyümek olağanüstü bir durum olmadıkça çocuğu güçlendiren çok muazzam bir deneyimdir’, şeklindeki yaygın kabul görmüş fikrin ötesine geçmek istedik. ÇİZGİ 0
Kitabın yazarlarının satırları arasına serpiştirilen çizgileri hazırlarken karışık duygular içine girdim. Bunun kaçınılmazlığını, özellikle hüznün egemenliğini dizinin editörü ve yazarlardan Ayça Gürdal Küey şöyle anlatıyor: Yatılılık demek biraz da hüzünle birlikte olmak demektir; yatılı hep arkada kalandır. Önce anne babaya veda edilir; büyük ayrılık! Sonra her günün sonunda giden öğretmenler, havanın kararmasıyla ardlarından bakakalınan gündüzlüler… Ayrılık hep hüzünlüdür. Üstelik yatılılığın dönemsel olarak ergenlik dönemine rastladığını ve ergenliğin kendi hüznünü de hatırlarsak yatılının içinde bulunduğu duygusal atmosferi anlayabiliriz.
Kitabın en sonunda yer alan çizgiye bir bakın (diye buraya koydum!) ÇİZGİ 1: Okulun ilk gününde annem ve babam beni okula bıraktığında ayrılığın verdiği hüznü nasıl bastırmaya çalıştığımı hatırlıyorum. Ayrılık gibi olaylar ya da ergenlik gibi dönemler duygular ile doludur. Bu duygu dolu dönemleri hatırlamaya çalışırken gerçeği parça parça hatırlamak kaçınılmaz. Hakan Yılmaz’ın kitaptaki yazısında tanımladığı gibi bu ‘kopuk kopuk parça parça’ hal, o yıllara bir ‘şiirsellik’ de kazandırır.
Oysa, yatılı okul bütün romantik çağrışımlarına rağmen birçok kişi için içinde tutsak kalınan bir sığınak da olmuştur. ÇİZGİ 2
Arkadaşların birbirine gaddarca davranışları ile dayanışmacılıkları içine geçer; işbirliği ve dayanışma ile rekabet arasındaki gitgeller yıllar sonra hatırlandığındaki bölük pörçük hikâyeler olaylar ilk yaşandığındaki duygularla her zaman örtüşmez. ÇİZGİ 3.
Geçmişi sonradan hatırladığımızda en doğru hatırlanan duygulardır, söylenenler ya da yapılanlardan ziyade. Kitapta Şükran İlimsever Başarır ile Ferit Karahan’ın Okul Tıraşı filmi üzerine konuşması yatılı okulun zulüm ile ilişkisini, yaşanan yapısal şiddetin yarattığı değersizliğin ömür boyu süren etkisini ele alırlar. ÇİZGİ 4.
Sarsıcı olayların ortasında yaşanan bir ergenlikte güvenli bir ilişkiyi arkadaşlarınızda, öğretmenlerinizde bulduğunuzda ruhunuzu geleceğe taşımanız mümkün olabilir. Bunu sağlayan okullarda yatılı büyümüş gençler başkalarını yerle bir etmiş bir deneyimi bambaşka hatırlarlar. Yatılı olmamış olsak bile yatılılık üzerine düşünenlerin yazılarını okumak, gençliğimiz ile bugün arasındaki sürekliliği kurmaya yardımcı olur. Nitekim Nurcan Demir’in Genç Törless’in buhranlarını yatılılık ve ergenlik çerçevesinde ele alan yazısı bunun için edebiyatı yardımımıza koşturur: Bağımsızlık yolunda attığımız yatılılık adımında evin güvenliğinden uzaklaştığımızı fark ettiğimiz andaki pişmanlığı, Selim İleri Issız ve Yağmurlu’da anlattığı eve gideceği günün sevinciyle okulun önbahçesindeki ağaçları tek tek öpen çocukta hissettirir. ÇİZGİ 5
Ev bitmiş, okul (ya da ‘gerçek hayat’) başlamıştır. Yatılılık ister kendi bağımsızlık arzusu ile ister hayatın zorunlulukları ve zorlamaları ile olsun ergenin hayatında kalıcı izler bırakır. Yatılı (Okulda) Büyümek bu izleri sürmek isteyenlere ilham verecektir.
Ankara’nın o sırada yeni mahallelerinden Yenimahalle’de yaşayan akrabalarımıza ziyaretlerde mahallenin adının verdiği bir olumlu havayı hissettiğimi hatırlıyorum. Yeni olan şeylere ilgi duymakla bildik olandan şaşmamak arasında kaldığım, düşüncemin somutlaştırmayı esas aldığı zamanlar, okumayı bile öğrenmemişken. İzmir treninin en soğuk durağı Eskişehir’in eski olmasıyla soğukluğunu bağdaştırmam gibi. Soğuk ve sıcak arasındaki bağlantıyı da eski/yeni, bayat/taze ikileminden […]
Devamını Oku
“Ah, o zamanlar çok daha yaşlıydım ben, şimdi çok daha gencim…” (Bob Dylan, My Back Pages/Arka Sayfalarım’dan). Bir vakitler, Ankara’dan İstanbul’a göç edenlerden sıkça duyduğum, duydukça kıskanç bir azımsamayla tepki verdiğim saptama: “Ankara’daki dostluklar başkadır. Buralarda o dostluk yok. Her şey (para, çıkar, statü vb.) …” Nasıl olur, başka yerlerde dostluk, arkadaşlık yok mu, […]
Devamını Oku
Üç bin yıl önce yaşayan insanla bugünkü insan arasında, doğduğu ilk günlerde fark yoktur. Bu kadar kısa sürede genetik bir dönüşüm oluşacak değil ya. Ama bunların yirmi beş yaşına gelmiş halleri, birbirinden oldukça farklıdır. Çünkü kendilerine aktarılan insanlığın birikimi farklıdır. Kültür gelişmeler hızlı ve çalkantılı biçimde ilerliyor. Çağımızın hızlanan iletişim ve ulaşım koşulları, geçmişten kopuş […]
Devamını Oku
Yıllardır düşünürüm. Edebiyatımızdaki yenilerin birincisinin Ankara’da, üstelik Yenişehir’de ortaya çıkmış olması sadece bir tesadüf müdür? Mekânın yeni oluşu gelenekten kopmak için teşvik etmiş olmasın gençleri? Gençler dediğim, Oktay Rifat ile Orhan Veli. Özen Pastanesi’nde oturmuşlar. Şöyle hayal edin. Bütün ömrünüz boyunca daracık sokaklarda yürümüş, kargacık burgacık konaklarda, bahçeler içinde ahşap evlerde, olmadı nohut oda bakla […]
Devamını Oku