Ulaş Geroğlu
Tüm Yazıları
Yaşadık Biz Bunları
Ana Sayfa Tüm Yazılar Yaşadık Biz Bunları

10, 9, 8,… 1, 0. Hoş geldin 2025! Hâlâ eskisi gibi heyecanla geri sayan var mı bilmiyorum ama ben çocukluğumdan beri büyük bir heyecan ve ciddiyetle ayağa kalkar ‘o an’ın büyüsüne bırakırım kendimi. Sanki her şey geçip gitmiştir ve yeni gelen sürprizlere gebedir. Nelere kadirdir? Neleri değiştirir? Belki birkaç dakika sonrasında ilk dileğim gerçekleşir, belki […]

10, 9, 8,… 1, 0. Hoş geldin 2025!

Hâlâ eskisi gibi heyecanla geri sayan var mı bilmiyorum ama ben çocukluğumdan beri büyük bir heyecan ve ciddiyetle ayağa kalkar ‘o an’ın büyüsüne bırakırım kendimi. Sanki her şey geçip gitmiştir ve yeni gelen sürprizlere gebedir. Nelere kadirdir? Neleri değiştirir? Belki birkaç dakika sonrasında ilk dileğim gerçekleşir, belki de beklediğim biri gelir, kimbilir. Artık yeni bir yıldır içinde olduğumuz ve alışmak birkaç gün sürecektir.

Biliyorum, aslında sadece yeni yılın adı var. Değişen ve yenilenen sadece takvim yaprakları. Mesela savaşlar “Bu yıl bitti!” deyip sona ermedi. Hâlâ insanlık tarihi kadar eski, hâlâ anlamsız. 

Mesela hâlâ “cep delik, cepken delik.” Hadi cebi yenileyemedik, bari bir yama tutturuverseydik. O da olmadı. Zaten daha ilk günlerde açıklanan %67’lik enflasyon oranı kafaları karıştırmıştı. Dışarısı üç haneli yangın yeri, rakamlar iki haneli delik cepten halliceli.

Uçuyorduk yani! Derken bir uzay mevzuuyla herkes her şeyi unutuverdi. Uzaya gittik, Alper Gezeravcı ile başımız uzaya erdi. Bu uzay mevzuuna bayadır takıktık, şimdi tamam olduk!

‘Delik cep mi alıştı, uzay mı etkisini gösterdi, nedir bu sessizlik, süt liman ortalık’ derken Meryem Ana Doğuş Kilisesi terör saldırısına uğradı. Hayda… Olacak iş mi bu şimdi? Kafalar bu sefer karışmadı, kırıştı. Evet, evet kırıştı! Bu olay öyle çok konuşulmadı.

Eski yılın bize kazandırdığı en güzel şey uçma merakımızdı. Sürekli uçalım istiyorduk. Hezarfen adına, Vecihi üstat adına, Adam Smith adına hep uçtuk. Sırada muharip uçağımız Kaan vardı, onu da uçurduk. Derken Adam Smith üstadın sanki ‘ben demiştim’ dediğini duyduk. Bankalarımızın merkezinde yapılan değişiklikle gerçekliğimize sert iniş yaptık. Hayır hayır, inmedik bildiğiniz düştük.

Öyle ya coğrafyamızın yeni yılı ondan geriye sayana kadardı. Çözemediğimiz sorunları yeni yılımıza artı bakiye taşımıştık fakat umutluyduk, önümüz bahardı ve biz bahara heyecanlıydık.

Öyle çok kaldık ki karanlıkta, martın sonunda koştuk hep birlikte aydınlığa. Memleketimizin koyu kırgın sarı havası umutlu, heyecanlı kırmızıyla değişti bir anda. Birkaç ay öncesinden esmeye başlayan umut rüzgârıydı bizi sarıp sarmalayan. Birkaç ay öncesinde kalbimizi kanatlandırmış heyecan dışa vurdu adeta. Yüz binlerce insandık sokaklarda, meydanlarda… Yüz binlerce umut bekçisi, adalet nefesi, hakça ve kardeşçe yaşamayı isteyen yüz binlerce genç ve yaşlı yürektik, baharı biz böyle getirdik.

TDK’ye göre Önlem “Kötü ve yanlış bir durumun ortaya çıkmasına engel olmak amacıyla hazırlık yapmak ve bu amacı gerçekleştirmek için birtakım çarelere başvurmak.” diğer bir deyişle “tedbir almak.” 

2024’te “önlem” kelimesini en çok nisanda duyduk. 

Tabii liyakat tartışmaları yine arttı ve sonuçtan sebebe yaptığımız yorumlar pek bir zaman kaybıydı.

Akıllara Buket Uzuner’in şu cümlesi geldi: “Kuş olmayanın, uçurumlar üzerine yuva kurmaması gerekir.”

Nisanı geride bıraktığımızda koca bir yılda akıttığımız alın terinin, verdiğimiz mücadelenin en azından bir gün kıymeti bilinsin istedik. Bayram zamanıydı, bayramlaşmak istedik. Toplanıp halaylar çektik, şarkılar söyledik, omuz omuza bu sefer eğlendik. 

Desem de sadece düşlerimizde böyle oldu. Tabii amacımız buydu lakin hava biraz soğuktu. Zaten yıllardır mayısın biri soğuktur. Bahardan uzaktır. Nedendir bilinmez havası kasvetli, kara bulutları gergindir. Ha yağdı ha yağacak geçer mayısın biri. Havalar böyle olunca tabii biz de yürüyemedik!

Fakat mayısın bize gökyüzünde verdiği güzel haberler de vardı. Yolda yürüyene “Hop! Dur bakalım.” dediysek de göktekilere yine “Uç bakalım!” dedik. 

Mayıs veda ediyordu ki bize, Galatasaray şampiyon oldu, yine… Hayırlı olsun yeni gündemimiz ‘gerçek şampiyon kim’ sorusu…

Gelecek sezon çok heyecanlı olacak dedik ve konuya parantez açıp Avrupa Şampiyonası’na kilitlendik.

Araya bir de yörünge altı uzay uçuşu da sıkıştırdıktan sonra nihayet sıra koşmaya, mücadele etmeye, heyecana ve beklentilere geldi. 

‘Bizim Çocuklar’ yeşil sahada mücadele ederken, bizse meydanlarda olabildiğine kalabalık, olabildiğine heyecanlıydık. 

Çok güzeldik. Birlikteydik ve beraberdik. Ne ekonomi ne siyaset ne de başka dert… Tabii maç günleri ve sadece 90 dakika!  

Son yıllarda olduğu gibi bu yıl da yazın geldiğini birileri denize düşünce değil yanıp kavrulunca anladık. Ülkemizin kıyı kentlerinde kazara(!) çıkan orman yangınları yaz mevsimimizin adeta takvim resmi gibiyken sezonu Mazı Dağı’nda açıverdik.

Yangının yeri ihtimalleri de daralttı. Otel ihtimali sonlardaki yerini alırken ‘saldırı ihtimali’ ilk sıraya yerleşti. Yapılan araştırma sonucu içimiz rahatladı. Elektrik hattı yakmış koca dağı!

Sansasyonel açılışıyla 2024’ün belki en çok konuşulan olayı ise Paris Olimpiyatları oldu.

Açılışı günlerce konuştuk fakat ilginçtir 102 sporcu ile katıldığımız ve altın madalya kazanamadığımız Olimpiyat’tan 8 madalya alarak dönüşümüz konusunda çıtımız hiç çıkmadı. 

Oysa birkaç gün öncesinde elendiğimiz Avrupa Kupası’nı günlerce konuşup neyi eksik, neyi yanlış yaptığımız hakkında kafayı pek yormuştuk.

Dikkat edin ‘olmaz artık’ dediğimiz her şey ayın ilk günlerinde geldi başımıza. Bir tesadüf mü bilmem fakat ağustosun hemen başında hâlâ anlam veremediğimiz bir sebepten akış yenilenemedi! 

Sosyal medya aniden bizi unfollow edince, bu duruma topluca dislike attık. Storylerimizden, postlarımızdan yaralanmıştık. Bir sabah kalktık ve gerçek kendimizle baş başa kaldık. 

Mesela story için bekletilen kahvenin sıcakken tadı daha bir güzelmiş. Postlarda görülen kişi de kendimiz değilmişiz. Hayat kaldırınca filtreyi, gerçekle yüzleşmenin gerginliği de çekilmezmiş. 

Çok boşluğa düştüğümüz olmuştur fakat kitle olarak yaşadığımız deneyim ilginçti. Verdiğimiz ilk tepki sosyal medya göçü oldu, iyi mi? Fotoğrafla başkalaşmaktan, 180 harfli kısıtlı özgürlüğe yelken açtık. 

Neyse ki çok uzun sürmedi, geri geldi hayatın filtresi!..

Ne diyor şair; “Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür/ ve bir orman gibi kardeşçesine”

Bu dizeler gelir benim aklıma her orman yangınında. Her yangın, kardeşliği yakıp kavurur gibi gelir. Küllerin üstüne konacak olan üç beş şezlongdur fakat kaybettiğimiz tüm bir hayattır. 

Nefestir, aşktır; kadim bir medeniyet, yaratılış nişanıdır. Anıdır, sebeptir inanca, mücadeleye. Hürdür ya ağaç, hevestir, ilhamdır aydınlığa. Kardeştir ya ormanlar, sebeptir bir olmaya, birlik olmaya.

Nasıl yandık biz bu ağustosta? Nasıl küllendi öyle 72 yerimiz aynı anda? İsyan ediyorum artık bu katliama. 

Oysa ağaçlar kendilerini koruyamayacak kadar çaresiz, hayatın can nefesi olacak kadar güçlü. Ağaçlar zaman dediğimiz şeyin şahidi, doğanın en narin ruhu.

Narin… Sizin bir isim yazarken hiç parmak uçlarınız titredi mi? Benim şimdi titredi.

Bir sabah uyandık ve aldığımız nefes genzimizi kezzap gibi kavurmaya başladı. İçimiz var ya içimiz, hani o ruhumuzu sakladığımız içimiz, zemheride dondu kaldı.

Küçük bir kızdı. Çok güzel güler, yaşıtları gibi hayaller kurar, oyun oynardı; Narin’di adı. Bir nehir kenarında, bir çuvalda, üç büyük taşın altında bulduk canımızı. Gözyaşlarıyla bekledik günlerce bulalım diye. Gün geçti, hafta geçti, umut bitti ve sormaya başladık, kimdi canımızın sebebi? 

Yüzlerce kişi sorgulandı, itirafçılar, varsayımlar, şüpheler, tutuklular… Sahi katil kim? Kim o kalpsiz canavar? 

Hale, Dudu, Necmiye, Sevim, Elif, Hüsniye, Leyla, Elif, Esra, Negül, Aybeniz, Güllü, Ayşe, Şükriye, Aslıhan, Özlem, K…

İsimler uzayıp gidiyor. Sadece 2024’te en az 414 kadın cinayetle ve şüpheli ölümlerle yaşamdan koparıldı. Tüm yaşanılanları anlamsız kılan gerçekliğimiz budur işte. Budur her geride bıraktığımız biraz daha geriye gidişimizin sebebi.

Kadınlar öldürüldü, kadınlar şiddetle susturuldu, yollar kapandı, vicdan terazisi yine arıza yaptı. 2024’ün kıssadan hissesi; teraziye usta, vicdana çırak olmak gerekli…

Ekim ayında yine engellerle karşılaştık fakat bu sefer kitlesel değildi tepkimiz. Sadece gamer’larımızın sesi yükseldi. Oyun dünyası şaşkın “Hayda… Biz ne alaka şimdi ya?” der gibiydi. Tabii kaçınılmaz göç onlar için de gerçekleşti. Sahi yeni adresleri neresi?

Neyse bulandırmayalım şimdi durgun suyu. İyi oyunlar dostlar. Bizim gökyüzünde yapacak işlerimiz var.

Uçtuk yine. Korkma, korkma faizler ve fiyatlar değil mevzu. Harbiden uçtuk, yine. Hürjet’imizle süpersonik, “GÖKBEY”le pervaneli uçtuk. 

Derken ekonomiden iyi haber aldık. Faizsiz, zamsız, enflasyonsuz, vergisiz gelen ekonomi haberi Nobel’den. Daron Acemoğlu Nobel Ekonomi ödülü aldı. Sevindik ama şaşırmadık. 

İzlediğim videoda on iki yaşında bir çocuğumuzun yaptığı ekonomi değerlendirmesine bakarsak gelecek yıllarda da ekonomi dalında Nobel’de çok iddialı olacağız gibi!

Yılın sonuna koşar adım gidiyorken Ankara’da TUSAŞ “nasıl olur” dedirten bir terör saldırısına uğradı. Canlarımızı kaybettik. 

Bu arada ufak bir detayı atlamak istemem; Amerika’da seçim oldu, Donald Trump kazandı!.. 

Nedendir bilmem altın düşüverdi. İyi mi oldu, kötü mü oldu anlamadan hemen tekrar yükseldi.

Hiçbir şey olmadı yani!

Hiçbir şey olmayan bir diğer şey de 58 yaşında ringe çıkan Mike Tyson ve Jake Paul maçıydı. Maçta nakavt çıkmadığı için öfkeli milyonlarca insanın sitemleri günlerce trendlerde birinci sıradaydı. Bu arada ikilinin tekrar ringe çıkması gündemde. 2025’te…

2024’ten bir bilmece; dışı yumuşak içi çıtır, içi yeşil dışı siyah. Görünüşü bildiğin çikolata, içi baklava… Cevap veriyorum: “Dubai Çikolatası.” Ben denedim pişmanım. Fıstık baklavada güzel, diyerek konuyu kapatıyorum…

“Sevgi ve mutluluk hep seninle olsun.” bu cümle yapay zekâmın yeni yıl dileği. Bitmedi ekliyor “Kendini keşfetmek ve yeni şeyler öğrenmek için dolu dolu bir yıl geçir.”

Sizi bilmem ama ben tamamım bu yapay zekâ işine. Tüm tartışmaların ötesinde ne güzel dilekler bunlar böyle.

Hızla öğrenecek. Bir düşünce üretebilir mi, hâlâ büyük bir soru işareti fakat en mantıklı yorumu kesinlikle yapay zekâ yapacak. 

Ve dünyayı ele geçirebilir mi, bilmiyorum ama faydalı işlerde çok yardımcı olacak.

Yani bırakalım, bari yapay zekâ düşünsün!

Ve vedalar…

“Ben içeri düştüğümden beri güneşin etrafında on kere döndü dünya/ Ona sorarsanız ‘Lafı bile edilmez mikroskobik bir zaman.’ / Bana sorarsanız : ‘On senesi ömrümün’…” Ondan dinlemeyi en çok sevdiğim şiirdir. Adliye çıkışında yaptığı konuşma da hafızama mıh gibi çakılı durmakta. Tiyatro ve sinemamızın büyük ustası Genco Erkal’ı kaybettik.

Yine aynı günlerde uzun yıllardır rahatsızlığı sebebiyle aramızda olamayan Kenan Işık’ı da sonsuzluğa uğurladık.

Şehirlerin sesi, anıların kalemi büyük usta Mario Levi de aramızdan ayrıldı, edebiyatımızdan eksildik.

Ve sinema tarihimizin en önemli isimlerinden, ‘Bay Sinema’yı yani Türker İnanoğlu’nu kaybettik.

Geride bıraktığımız yıllara benzerlikleriyle, güldüren ciddi mevzularla, ilklerimizle, başarılarımızla, başarısızlıklarımızla, yeniden çoğalttığımız umudumuz ve güzel günlere olan inancımızla yeni bir yıla giriyoruz. Aslında yeni yıl için ne dilesem diye düşünürken farkına vardım ki bir önceki yıl, ondan önceki yıl ve ondan önceki yıl derken bayağı bayağı neredeyse çeyrek asırdır aynı şeyi diliyorum. Yine ilk sıraya ‘huzur’u ve ‘sevgi’yi koyuyorum. Sonra elbette sağlık… Sağlık ama “yenidoğan” dediklerimizin pençesine düşmeden sağlık… 

Sırada hakça ve kardeşçe paylaşmak var. Sadece parayı değil; derdi ve kederi, huzuru ve mutluluğu, düşleri ve gerçekliği hakça ve kardeşçe paylaşmak… Mevsiminde düşen kar, zamanında açan karanfil ve güneşin sadece tenimizi yaktığı bir yaz, zirveyi zorladığımız şiddetin sonlara gerilemesi, sonları zorladığımız eğitimin zirveye çıkması, hatalarımızdan ders alınması, pişmanlıklarımızın tekrarlanmaması, mümkünse gökyüzünde gezdiğimiz kadar ayağımızın yere basması gibi dileklerim var. Gerisi nedir ki… Tuttuğum takımın şampiyon olması gibi küçük dilekler…

Herkesin yeni yılı kutlu olsun.

Yazarın Diğer Yazıları
Güneşin Kendisidir Ankara

Unutulmuşluğun kıyısında,Kırbaç gibi savrulan rüzgârların kestiğiçaresizliğin sessizliği,Ve tükenişin boşluğunda,Bir sonbahar denizi gibi uzanan bozkırın ortasındaumudun akını başlamakta…  Bir şehri sevmek nasıl başlar? Ne yaşanmış olmalı ve neyi yaşamayı ummalı bir şehri sevebilmek için?  Ankara soluk bir havayla sabahı karşılar. Sanki küstürdüğü denizi, yanına  gökyüzünün mavisini de alıp çekip gitmiştir. Ankara’nın bu soluk sabahı, ağır ağır […]

Devamını Oku
Güvercini Kim Yıkayacak

Bir zamanlar tüyleri bembeyaz, gözleri parlak, yere hiç konmadan uçan bir güvercin varmış. Onun uçtuğu yerde ne kavga ne gürültü ne küslük ne anlaşmazlık yaşanırmış. İnsanlar güvercini gördüğünde kucaklaşır, türküler söyleyerek gökyüzünde süzülen güvercini selamlarmış. Güvercin, kâh sarp kayalıklardan kâh ağaçlardan bakar, gözünü insanların üstünden hiç ayırmazmış. Rivayet o ki; güvercinin neşesi ve gücü merhametten […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Dostluğumuzun Başkenti

Bazı şehirler, insanın yalnızlığını büyütür, bazılarıysa onu paylaşılabilir kılar. Ankara, bu iki duygunun ince dengesinde yaşar. Daha doğrusu, bana öyle gelir. Belki de pek bilmediğim bu şehre uzaktan baktığımdan öyle görüyorumdur, az sayıdaki Ankaralı arkadaşım öyle bir izlenim yaratmıştır. O dostlar da gri gökyüzü gibi mesafeli, yüklü bulutlar gibi yakınlar zaten. Onlardan dinlediğim Ankara’nın dostlukları, […]

Devamını Oku
Ankara: Tatlının Da Başkenti

Eski Ankara pastaneleri, o günlerin tatlı anılarını günümüze taşımakla beraber, bir zamanlar Ankara’nın tatlının başkenti olduğunun da ispatı. Bugün hâlâ o tatları yapabilen mekânların olması, eskinin bizlere mirası.  Pastane deyip geçmemek lazım. Şimdilerde endüstrileşmeyle birlikte form değiştiren pastacılığın mekânları, bir zamanların en önemli buluşma noktalarıydı. Şairlerin, sanatçıların, yazarların gündelik hayat akışında başat rol alan bu […]

Devamını Oku