Pelin Batu
Tüm Yazıları
Umursamaz Bir Kadın Olarak İstanbul
Ana Sayfa Tüm Yazılar Umursamaz Bir Kadın Olarak İstanbul

Kadim bir şehirde yaşarken, kentin ihtiyarlığını her yerde hissedersiniz. Bu gibi yerlerde neolitik insanların ne yiyip içtiklerini kayıkların içinde bulunan testilerden, nasıl raks edip yıkandıklarını saraylarından ve hamamlarından, karanlık dehlizlerinde ne vebalı yolculuklara çıktıklarını adeta dinlersiniz. Ama binlerce yıldır ayakta kalmış bir şehirde ankebut fısıltılarının dışında akan hayatın davulu ve zurnası, gençlerinin ve martılarının cıvıltısı […]

Kadim bir şehirde yaşarken, kentin ihtiyarlığını her yerde hissedersiniz. Bu gibi yerlerde neolitik insanların ne yiyip içtiklerini kayıkların içinde bulunan testilerden, nasıl raks edip yıkandıklarını saraylarından ve hamamlarından, karanlık dehlizlerinde ne vebalı yolculuklara çıktıklarını adeta dinlersiniz. Ama binlerce yıldır ayakta kalmış bir şehirde ankebut fısıltılarının dışında akan hayatın davulu ve zurnası, gençlerinin ve martılarının cıvıltısı yan yana ve kafa kafaya akıl almaz bir hızla akar, birbirinin içine karışır, bir olur ayrışır, ayrılıp ayrılıp yeniden sevişir. Geçmişin içinden otlar biter, terk edilmişliğin içine bir kuş yuva yapar, bir incir kök salar. Dolayısıyla en yaşlı şehirler aynı zamanda en dinamik, en genç ruhlu şehirler de olabilir. Bu tanıma uyacak dünyada yüzlerce şehir var ama ben hayatımın en büyük kısmını geçirdiğim, hala keşfetmekle bitiremediğim, bazı üzüntülerime rağmen beni mest etmeye devam edebilen şehrim Asitane’mi, Der Saadet’imi, Konstantiniye’mi, İstanbul’umu yazmak istiyorum çünkü bence onun ruhu her dem genç kalabilen şuh ve hoyrat bir kadın.

M.Ö. 6500’den bu yana buradan gelip geçen Traklar, Yunanlar, Romalılar, Bizanslılar, Osmanlılar ve Cumhuriyet nesilleri, birbirleri üzerine yazılmış bir palimpsest misali bir kavgalı, bir barışık şekilde karşımda duruyor. Geldikleri gibi gidenlerin lekeleri ve hayalperest idealistlerin izleriyle birlikte şehrin her kıyametî depremine ve yangınına rağmen ayakta durabilen, her yağmacı-paracı yıkımına rağmen güzelliğinden dem vermek istemeyen işbu kadın-şehir, yıllandıkça cazipleşen, ne istediğini aslında biz sakinlerine gayet net bir şekilde söyleyebilen bir hatun. Gel de dinleyelim.  

O, ben statik bir müze değilim diye haykırıyor. Nefes alıp veriyor, değişen bir organizma olarak yaşıyor, şekil değiştiriyor ama özündeki yosunu ve denizi unutmuyor. Ben onu yürüdükçe geçmişini hayal edip değişimlerini gittim. Mermerlerin üzerindeki simalar kırılmış, bizleri gözsüz yüzleriyle süzüyorlar. Ama mermeri-nebat bilene konuşuyor. Taşa oya gibi işlenmiş akantuslar, sonsuz hayatı ve zorlukla baş edebilme erdemini hatırlatıyor. Güzellik, her şeye rağmen güzellik diyorlar. Keza kalp gibi yontulmuş stilize palmiyeler, İsa’nın ruhani galibiyetini simgelerken bir sonsuzluk vaadinde daha bulunuyorlar. İçeri sızan pembe ışık insanın ruhunu huzur ve sessizlikle dolduruyor. Eski ve sanki unutulmuş ve terk edilmiş bir yenilik baş başa. Sonra bu saklı yapıda genç bir kadın, kulaklıklarını takmış kelebek gibi turlayıp durduğunu fark ediyorum. Kim bilir ne dinliyor? Yerinde durmuyor, pervane gibi… eski kilise, yeni camide meditasyon mu yapıyor, sevdiği bir ilahiyi mi, duayı mı tempolu bir müzik parçası mı dinliyor, bilinmez. Caminin önünde yavru kediler gururlu ve uyuşuk sfenksler gibi bırakmışlar kendilerini güneşe. Hiçbir şey umurlarında değil. Burası onların. Hazire otlar ve sümüklü böcekler tarafından ele geçirilmiş, ölümün üzerine hayatın gümüşi simi ile yazılıyor, Hüve’l Baki. Ben de durmuyorum, oradan oraya, Süleymaniye’nin terk edilmiş sokaklarından büklüm büklüm olmuş ağaçlarına sarılıyor, İstanbul denilen kadına hürmetlerimi sunuyorum. Kırık aynalarıyla, hayvan dışkılarıyla, dört kez el değiştirmişliğin katmanlarını taşıyan dökülen duvarlarıyla terk edilmiş bir evin önünde küçük bir kız oturmuş, az ötesinde çocuklar çıkmaz sokakta oynuyor. Duvarlara kara kuşlar işlenmiş, tepemizde her daim ölüm ve hayatın kıyısında durmuş olan kargalar kim bilir ne konuda dertleşiyor. Viran ve taze yan yana. Kargalarsa bilmediğimiz dillerindeki musikiyi sağlıyor. İstanbul her daim genç kalıyor çünkü bizim ruhumuzla onunkini bağlayan görünmez ipler var. Kaosu özgürlüğü. Yıkımı yeniden başlangıcı. Hüznü, eflatuni günlerde daha bir opalin, rakılı. Aynı hikâyeler tekrar tekrar tekrarlanıyor, unutuluyor, yeniden başlanıyor. Ya da başlanmıyor, yeniden yazılıyor. Bizlerin şehre olan aşkımız ve coşkumuz onun küllerini altına çeviriyor, damarlarının kanını ısıtıyor. Bazen kesilmiş uzuvlarının hayalet kolları ve bacakları da ete kemiğe bürünüyor. Geçmişi geleceğine, dünü bugününe “korkma” diyor. Biz ne istilalar gördük. Kimler geldi ve geçti bu diyardan. Ama bak şu anıt çınarın altında küçük bir hayvan gibi debelenen çocuk, kim bilir sen ne oyunlar düşleyeceksin kavuğunda. Kim bilir nasıl bir gelecek inşa edeceksin körpe dallarınla?

Yazarın Diğer Yazıları
Umursamaz Bir Kadın Olarak İstanbul

Kadim bir şehirde yaşarken, kentin ihtiyarlığını her yerde hissedersiniz. Bu gibi yerlerde neolitik insanların ne yiyip içtiklerini kayıkların içinde bulunan testilerden, nasıl raks edip yıkandıklarını saraylarından ve hamamlarından, karanlık dehlizlerinde ne vebalı yolculuklara çıktıklarını adeta dinlersiniz. Ama binlerce yıldır ayakta kalmış bir şehirde ankebut fısıltılarının dışında akan hayatın davulu ve zurnası, gençlerinin ve martılarının cıvıltısı […]

Devamını Oku
Çocukluğum ve Ben, Ben ve Ankara

Hayatın hangi yıllarının taze, hangi yıllarının pastele çalan bir flulukta kalacağını o anda bilemiyorsunuz. Ankara’da geçen dört yıllık çocukluğum, o yıllardaki kömür siyahı Ankara’nın katranlı parlaklığı gibi solmayan bir fotoğraf. 1988-1991 yılları arasında, çocukluğumun en kırılgan ve en köklü yıllarında oradaydım. Hayat âdeta beni ben yapacak en saf halini göstermişti. Şimdi geriye dönüp albümleri karıştırdığımda, […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Ankara, Düşlerin Gerçek Olduğu Yerdir!

DÜŞLER KENTİ ANKARA Öyle değil midir? Ankara’nın bir “düşler kenti” olduğunu 1987’den beri haykırırım, da herkes duyar mı, kimse duymaz mı? Kimisi duyar da duymazdan mı gelir? Bastığı toprağı ayağının altında kendi varlığı için anıt kaidesi ya da çöp zannedenler ayırt etmez, edemez zaten bunu.  Bir de portal alanı çizmişim Ankara Ankara Güzel Ankara şiir […]

Devamını Oku
Müşterek İhtimalini Mümkün Kılmak: Esat Hâl’in Hafızası ve Gelecek Yolculuğu

Ankara, her bir sokağında ayrı bir hikâyenin, her köşesinde farklı bir dönemin izini taşıyan bir şehir. Bu nedenle var olan binaları, parkları, sokakları, caddeleri ve mekânları da bizlere çok şey anlatabiliyor. Cumhuriyet modernizminin planlı başkenti olma mirasını omuzlarında taşıyan bu şehir, bu güçlü mirasla birlikte kendini yenileme potansiyelini de her zaman bağrında saklar. Bugünlerde Çankaya’nın […]

Devamını Oku