Pelin Batu
Tüm Yazıları
Ümit Yolu

Bu yazıyı kaleme alırken Güney Afrika’nın en güneyinde, Ümit Burnu’ndayım. İlginçtir, Bartolomeu Dias burayı keşfettiğinde adını “Ümit Burnu” değil sarp rüzgârlarının doğurduğu ıstıraptan dolayı “Cabo del Tormentos” yani “Fırtınalar Burnu” adını vermiş ama sonralarda boğulacağı bu yer, dünyanın en rüzgârlı yerlerinden biri sayılan Cape Town’un güney batısındaki burun, Büyük İskender’den tutun tüm Avrupalıların yüzyıllar boyunca […]

Bu yazıyı kaleme alırken Güney Afrika’nın en güneyinde, Ümit Burnu’ndayım. İlginçtir, Bartolomeu Dias burayı keşfettiğinde adını “Ümit Burnu” değil sarp rüzgârlarının doğurduğu ıstıraptan dolayı “Cabo del Tormentos” yani “Fırtınalar Burnu” adını vermiş ama sonralarda boğulacağı bu yer, dünyanın en rüzgârlı yerlerinden biri sayılan Cape Town’un güney batısındaki burun, Büyük İskender’den tutun tüm Avrupalıların yüzyıllar boyunca hayal ettiği İpek Yolu’nu baypas eden bir rota olduğu için umut dolu bir ad almış. Yeni bir yıla girerken sancının ve zorluğun nasıl umuda evrilebileceğini düşünüyorum. Bunu Pollyanna misali bir nikbinlikle değil gerçek tarihi örnekleriyle bildiğim için söylüyorum. Bugün tarihi örneklerden gitmeyeceğim. Yeni yılda şairler yıkasın içimizi, ışısın ruhlarımız umut dolu sözleriyle.

“Bütün iyi kitapların sonunda
bütün gündüzlerin,
bütün gecelerin sonunda
meltemi senden esen
soluğu sende olan,
yeni bir başlangıç vardır…”

der Cansever. 

Bazen makberi bir karanlığın içindeyken, köprüden önce son çıkışı kaçırmışken, sevdiğimiz her şeyi tek tek yitirmişken sabaha karşı bir kuşun cıvıltısını duyarız. Kaybetmenin getirdiği boşluğu basit bir güzellik dolduramaz gibi gelir belki ama bu sabah uyandığımız için, hayat her şeye rağmen devam ettiği için, küçük güzellikler bizi bir meltem gibi temizlediği için müteşekkir olmamız gerek ki çoğu felsefecinin dediği gibi mutluluğu sağlayan en önemli şeylerden biri de minnet duymaktan geliyor. Kaybettiklerimizi hatırlayıp neye sahip olduğumuzu da durup, durulup bir hatırlarsak hayat daha güzel olacaktır. 

“Öyle yıkma kendini,
Öyle mahzun, öyle garip…
Nerede olursan ol,
İçerde, dışarda, derste, sırada,
Yürü üstüne üstüne,
Tükür yüzüne celladın,
Fırsatçının, fesatçının, hayının…
Dayan kitap ile
Dayan iş ile.
Tırnak ile, diş ile,
Umut ile, sevda ile, düş ile
Dayan rüsva etme beni.”

der Ahmed Arif.

Bazen karşımızdaki fırsatçı, fesatçı öyle arsız öyle utanmazdır ki, kötülüğün bulaşıcı olduğunu, herkesi bir şekilde satın alabileceğini ya da korku ile yönetebileceğini düşünüp umudumuzu yitiririz. Ama sonra bir bakarız, öğretmenlerimiz korkusuzca sırtlarını kayyıma dönmeye devam ediyor, öğrenciler dünyanın dört bir tarafında soykırımcıya karşı birlik oluyor ve hırsız, katil, yalancı cellatlar bir bakıyorsunuz saklanacak bir delik arar hale geliyor. Bazen sadece bir kıvılcım gerekir meşale olmaya, bir olmaya. Bunu gördük, yaşadık. Tekrar yaşayacağız. Yaşatacağız.

“Dünyadan memleketinden insandan
umudun kesik değil diye
ipe çekilmeyip de
atılırsan içeriye
yatarsan on yıl on beş yıl
daha da yatacağından başka
sallansaydım ipin ucunda
bir bayrak gibi keşke
demeyeceksin
yaşamakta ayak direyeceksin.

Belki bahtiyarlık değildir artık
boynunun borcudur fakat
düşmana inat
bir gün fazla yaşamak.”

der Nâzım.

Bazen insanın içi lime lime olur haksızlığa uğrayanların hayatına dokunamayınca. İçerdeki sevdiğinizi düşündüğünüzde suçluluk duyar, bir şey yapamamanın getirdiği hüzünle mahvolursunuz. Onlar içeride, siz başka bir mapustasınızdır dışarıda. Kendi zindanınızda… Bir ağacın altında hürce oturmaktan utanırsınız bazen… İşte o anlarda bu şiiri hatırlamak gerekir. Sol memenizin altındaki cevahiri parlatmak gerekir. Tarih bu fenalıkları yazacak fakat hayat akıp gidiyor diyebilirsiniz. Maçu Piçu’nun bulut ormanlarının karşısında olmak varken sevdiğiniz elinizden alınmıştır diye öfkelenebilirsiniz. Fakat düşmana inat, umutla ayna dökmek gerekir. Mandela 27 yıl sonra içeriden çıktığında intikam alıcı bir şekilde davranmadı. Yüzleşmeyi sağlamaya çalışarak bambaşka bir ülke inşa etti. Biz de rövanşizmi bir tarafa bırakarak cesaretimizi yitirmeyeceğiz.

“Sabahleyin
Karayı kaldırın mavi koyun umudumu yitirmedim
Beni çağırın gülümserken uykunun bir yerinde
Eliniz beyazken uzatın isterim
Karayı kaldırın sevgi koyun umudumu yitirmedim”

der Gülten Akın.

Deli Kızın Türküsü ağzımda, seviyorum, seviyorum, seviyorum. En büyük sorunumuzun sevgisizlik olduğunu düşünüyorum. İnsanlar sevgisizlikten saldırıyor, sevgisizlikten kırıyor, sevgisizlikten nefret besliyor. “Balinaları kurtaralım”, “savaşa hayır” gibi klişeleri aşağılayan tavrınızla yaklaşırsanız bu söylediklerim naif ve çocuksu, bir o kadar da saçma gelebilir. Saçma değil. Sevin mahallenizde her gün önünden geçip ne olduğunu bilmediğiniz ağacı. O size nefesinizi bağışlıyor. Arabanızın altında ısınmaya girmiş kediyi sevin. O size kimsenin veremediği karşılıksız sevgisini bağışlayabiliyor. Günaydın deyin yabancıya, ne kadar bet bir şekilde kalkarsanız kalkın kalabalığa karışın. Kabalıkla hiçbir şey geçmez elinize. Ben o hodbinlere sadece acırım. Hiç sevilmemişlerdir belli ki çünkü sevilen insan böyle davranmaz diye düşünürüm. İnce bir hareketin karşısında gülümsettiğiniz kişinin ışığı en çok sizi aydınlatır. Sevin. Sarılın. Yeni yılda temiz bir sayfa açın. Affedin. Barışın. Hayat kızgınlıklarımızla kavrulmak için çok kısa.

Yazarın Diğer Yazıları
Sözün İnceliği, Haysiyetin Vücut Bulmuş Hali: Ahmet Telli’nin Ardından

Ben dedemi hiç tanımadım. Belki o yüzden tanımadığım dedemi hep ince ruhlu şairlerde aradım. Onun gibi idealist, kitap meftunu, öğrencilerine sadece edebiyatı değil sorgulamayı öğreten, vicdanlarının sesini dinleten bir hoca figürünü aradım. Onu Ahmet Telli’de buldum. O da dedem Selahattin Batu gibi hiç gösterişe ihtiyaç duymadan, kendini gereksiz yere öne çıkarmadan sözleriyle ve duruşuyla saygı […]

Devamını Oku
Umursamaz Bir Kadın Olarak İstanbul

Kadim bir şehirde yaşarken, kentin ihtiyarlığını her yerde hissedersiniz. Bu gibi yerlerde neolitik insanların ne yiyip içtiklerini kayıkların içinde bulunan testilerden, nasıl raks edip yıkandıklarını saraylarından ve hamamlarından, karanlık dehlizlerinde ne vebalı yolculuklara çıktıklarını adeta dinlersiniz. Ama binlerce yıldır ayakta kalmış bir şehirde ankebut fısıltılarının dışında akan hayatın davulu ve zurnası, gençlerinin ve martılarının cıvıltısı […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Ahmet Telli ve Şiiri: Vicdan bireyseldir!

Ahmet Telli şiirinin çok boyutlu estetik birikimi ile “Şair Ahmet Telli” nin örgütlü birey olarak bütünlüklü ele alınması zorunludur. Hayatı ve şiirleri iç içe geçmiş bir şair söz konusuysa, hem estetiğin dili hem de ideolojinin dili öne çıkar. Çünkü daha ilk adımda biliriz ki şiir bir cesaret işidir ama bu cesaret salt sözcüklerden ibaret değildir; […]

Devamını Oku
Ahmet Telli: Vicdanın Dili, Direnişin Şiiri

Ahmet Telli ve şiirini birkaç kelime ile tanımlamam gerekseydi sezgi, vicdan, aşk, isyan, direniş, dil ve arkadaşlık derdim. İlk sıraya sezgi kelimesini koymamın nedeni Telli’nin bireysel, toplumsal ve şiirsel anlamda varoluşunun sınırlarını ve sınırsızlıklarını belirlerken hem bir birey hem de bir eğitimci ve şair olarak sezgileriyle hareket ettiğini düşünmemdir. Bu düşünceye kapılmamın nedeni şairin şiirleri, […]

Devamını Oku