L. Doğan Tılıç
Tüm Yazıları
Uğur Mumcu: Eskimeyen Bir Rol Modeli
Ana Sayfa Tüm Yazılar Uğur Mumcu: Eskimeyen Bir Rol Modeli

Benim neslimden gazetecilerin büyük çoğunluğunun bu mesleğe özenmesinin en önemli nedeni; hiç kuşkusuz Uğur Mumcu’dur. Bazı başka meslekler gibi, gazetecilik de büyük ölçüde usta-çırak ilişkisi içerisinde öğrenilen bir “zanaat”tır. Zamanla bazı zanaatlar/meslekler yok oluyor ve bu teknolojik gelişmelerin doğal/kaçınılmaz bir sonucu sayılabiliyor. Bazen de meslekler, onu yeni nesillere öğretip aktaracak “usta”lar kalmadığı için yok oluyor. […]

Benim neslimden gazetecilerin büyük çoğunluğunun bu mesleğe özenmesinin en önemli nedeni; hiç kuşkusuz Uğur Mumcu’dur. Bazı başka meslekler gibi, gazetecilik de büyük ölçüde usta-çırak ilişkisi içerisinde öğrenilen bir “zanaat”tır. Zamanla bazı zanaatlar/meslekler yok oluyor ve bu teknolojik gelişmelerin doğal/kaçınılmaz bir sonucu sayılabiliyor. Bazen de meslekler, onu yeni nesillere öğretip aktaracak “usta”lar kalmadığı için yok oluyor.

Son yıllarda gazeteciliğin sonunun geldiğine dair tartışmalar ve ciddi endişeler var. 20. yüzyıl gazeteciliği ile 21. yüzyıl gazeteciliği arasındaki farka işaret edenler, özellikle iletişim teknolojilerindeki değişmeler/gelişmeler ve medya sahiplik yapısının radikal bir şekilde dönüşümü nedeniyle, mesleğin bir fırsatlar ve tehditler çağı ile karşı karşıya olduğunu düşündürmüştü.

En büyük fırsat; internetle birlikte bilgiye erişimin kolaylaşacağı, bilginin üst sınıfların tekelinden çıkacağı ve nihayet “bilgi zenginleri” ile “bilgi yoksulları” arasındaki uçurumun kapanacağı idi. Demokrasiler ancak doğru bilgiyle donanmış, eleştirel olabilen vatandaşlarla var olup gelişebileceğinden, bu, çok daha mükemmel demokrasilerde yaşamanın yolunu açacaktı. 

Olmadı. Tam tersine “bilgi zenginleri” ve “bilgi yoksulları” arasındaki uçurum daha da büyürken mevcut zayıf demokrasiler de otoriterliğin gölgesinde gerilemeye başladı.

Jamie Bartlett, 2018 yılında Halka Karşı Teknoloji / Internet demokrasiyi nasıl öldürüyor (ve biz onu nasıl kurtarabiliriz) kitabını yayımladığında, Donald Trump’ın ikinci zaferini görmemişti. Bu zaferi getirenin, Elon Musk gibi teknoloji multi-milyarderlerinin yeni iletişim mecralarındaki ve dijital iletişim alanındaki hakimiyetleri olduğuna, Bernie Sanders’ın deyimiyle “Amerikan seçimlerini satın almaları”na tanıklık etmemişti.

Yine de kitabının önsözünde; “Önümüzdeki birkaç yıl içinde ya teknoloji, bildiğimiz anlamıyla demokrasiyi ve toplumsal düzeni yok edecek ya da siyaset dijital dünya üzerinde otoritesini kuracak. Şu anda bu savaşta teknolojinin giderek zayıflayan ve güçsüzleşen rakibini ezerek kazandığı açıkça görülüyor.” diye yazmıştı.

16 yaşından beri gazetecilik yapan ve mesleğin her dönemine tanıklık etmiş ABD’li duayen gazeteci Llewellyn King, e-postama gönderdiği son yazısında “Gazeteciliğin Krizi”ni anlatıyor; ABC News’ın nasıl Trump iktidarına yanaştığını örnekliyor, ABD medyasının artık haber için para harcamadığını vurguluyor, medyanın daha az haber ve daha çok yorumla dolup taştığına işaret ediyor, yorumların bir kısmının “çöp” olduğunu belirtiyor ve “Haberleri gerçekten takip eden, araştıran, kontrol eden ve bize anlatan insan sayısı azalıyor” saptamasını; “Özgür ve adil bir toplum, canlı bir gazetecilik olmadan mümkün olmadığına göre, yeni bir paradigma gerekli. İnternet tabanlı, yeterince büyük ve zengin haber organizasyonları kurularak, mahkemelerde, Beyaz Saray’da ya da savaş alanında muhabirlerin sorular sorduğu geleneksel yöntemlerle iş yapılmalı.” diye noktalıyordu.

Geleneksek yöntemlerle iş yapmak! Bu vurgunun altını çizeyim ki Uğur Mumcu hakkındaki bir yazıda neden bunlardan söz ettiğim anlaşılabilsin.

Jane Martinson, okumadığımda kendimi eksik hissettiğim Birleşik Krallık gazetesi The Guardian’ın medya uzmanı akademisyen köşe yazarı. 2024 yılının sonunda, işi haber izlemek olduğu halde, kendisini haberlerden uzaklaşırken bulduğunu yazmıştı. “Haberden kaçınma”, işi bu olan birisi için olağandışı bir şey tabii, ancak son yıllarda sıradan vatandaşlar için epey olağanlaşmış bir durum ve demokrasiler için en büyük tehlikelerden biri. 

2024’ün başında, dünya genelinde insanların üçte birinden fazlası (yüzde 39), “haberden kaçındıklarını” söylüyordu. 2018’de bu oran yüzde 29’du. 2024, dünya genelinde giderek daha fazla insanın “haberden kaçınan”, “haber dışı kalan”, “habersiz” hale gelmesinin ve giderek daha fazla sosyal medya platformlarının yarattığı kakofoniye maruz kalmalarının sonucunun çok net görüldüğü bir yıl oldu: Milyarder iş insanlarının desteğiyle yükselen popülist politikacılar ve otokrasiler!

Şimdi tekrar “geleneksel yöntemlerle iş yapmak” konusuna döneyim. Döneyim, çünkü benim Uğur Mumcu’yu oturttuğum yer orası! Geleneksel, klasik, zamanın aşındıramadığı, eskitemediği ve geçersiz kılamadığı gazetecilik!

Bir şeylerin, söz gelimi teknolojinin, o “iş yapma yöntemi”ni ortadan kaldıracağı endişesi hep oldu.  

“Havada değişim var. Yeni bir iletişim teknolojisi Amerikan gazete endüstrisinde dramatik gelişmelere yol açacak. Büyük devrim bazı yayınlar için kaderlerine teslim olmak ve yok olup gitmek demek.” New York Herald gazetesinin editörü James Gordon Bennet bunları 1845’te telgrafın icadı üzerine söylemişti. 2000’lerde değil, 1845’te!

Ama gazetecilik kendine özgü “iş yapma yöntemi”nin en parlak örneklerini o yıllardan sonra verdi.

Benim için iyi gazete örneklerinden biri olan The Guardian’a hâlâ kılavuzluk yapan “Yorum özgür, olgular kutsaldır.” ilkesini, 1872’den 1929’a kadar gazetenin genel yayın yönetmenliğini yapan Charles Prestwich ifade etmişti. Ben, Uğur Mumcu’nun “Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz.” sözünü Prestwich’in ilkesinin Türkiye’ye uyarlanmış, Türkçe hali sayıyorum.

Şimdilerde televizyonlarda vileda sopasıyla olguları döverek yorum yapanları dinledikçe Uğur Mumcu’nun izleyiciyi ekrana kilitleyen bilgi temelli televizyon tartışmalarını mumla arıyorum. 

İsmail Küçükkaya, kendi gazetecilik serüvenini anlattığı Fikri Hür Vicdanı Hür kitabında, “bugünün Türkiye Cumhuriyeti koşullarında bağımsız ruhlu ve muhalif tutumlu bir gazeteci”yi nelerin beklediğini sıralarken; “1-İşsiz kalabilirsin. 2-Fiziksel şiddete uğrayabilirsin. 3-Trol kampanyalarına maruz kalabilir, hayatın didik didik edilebilir ve yalan yanlış karalamalarla, haberlerle, basın kuruluşlarına yerleştirilen görevlilerle linç edilebilirsin. 4-Hapse düşebilirsin. 5-Suikaste kurban gidebilirsin.” yazmıştı.

Alın işte Uğur Mumcu!

Benim neslim onu bir “rol modeli” olarak görürken bunları da az çok hesaba katıyordu. Katıyordu, çünkü bunların hesaba katılması gerektiğini gösteren rol modelleri vardı. Onlardan “gazeteciliğin tarafsız ve önyargısız olmayı gerektirdiğini” duyuyor ve rol modeli pratiklerinden de bunun “acı çekenlerin safında” yapılması gerektiğini öğreniyorduk. 

Uğur Mumcu, bir rol modeli olarak, bize korkusuz, uzlaşmasız, kararlı ve her ne pahasına olursa olsun gerçeği ortaya çıkarmaya çalışan gazeteciler olmamız gerektiğini gösteriyordu.

Hemingway’in Çanlar Kimin İçin Çalıyor’unu bilirsiniz. Bilmem bilir misiniz; çanların bir de eski hikâyesi vardır: Kralı da, hâkimi de, hukuku da olan bir ülkede, çan ölümü haber vermek için çalınırmış. Kentin merkezindeki dev çan, sıradan bir vatandaş öldüğünde 1, esnaftan biri öldüğünde 2, önemli bir devlet adamı öldüğünde 3, kral öldüğünde de 4 kez çalarmış. Bir gün, masumiyeti herkes tarafından bilinen bir vatandaş, beraat etmesi gereken bir davadan ceza alarak çıkınca da çan sesleri duyulmuş. 1, 2, 3, 4… 5’inci çan sesi duyulduğunda, kraldan daha büyük birinin öldüğünü anlamış ve “Eyvah” demişler, “Adalet öldü!”

Uğur Mumcu, bir rol modeli olarak, bize kalemimizi her zaman adaleti yaşatmak, adalet ölmesin diye kullanmak gerektiğini öğretiyordu!

Gazeteciliğin soru sormak olduğunu, sorulara ancak bilgi ve verilerle yanıt verilebileceğini, bulduğumuz yanıtları korkmadan haykırmamız gerektiğini, yerimizin acı çekenlerin yanı olduğunu, adaleti yaşatamazsak demokrasinin de yaşayamayacağını gösteren bir rol modeliydi.

Çok şey değişebilir. Ancak, Mumcu’nun 24 Ocak 1993’te, bir pazar günü arabasına yerleştirilen bombayla katledilişi bile, “gazeteciliğin geleneksel iş yapma biçimi”nin eskimeyen rol modeli olarak onda cisimleşmiş halini yok edemez.

Yazarın Diğer Yazıları
Uğur Mumcu: Eskimeyen Bir Rol Modeli

Benim neslimden gazetecilerin büyük çoğunluğunun bu mesleğe özenmesinin en önemli nedeni; hiç kuşkusuz Uğur Mumcu’dur. Bazı başka meslekler gibi, gazetecilik de büyük ölçüde usta-çırak ilişkisi içerisinde öğrenilen bir “zanaat”tır. Zamanla bazı zanaatlar/meslekler yok oluyor ve bu teknolojik gelişmelerin doğal/kaçınılmaz bir sonucu sayılabiliyor. Bazen de meslekler, onu yeni nesillere öğretip aktaracak “usta”lar kalmadığı için yok oluyor. […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Dostluğumuzun Başkenti

Bazı şehirler, insanın yalnızlığını büyütür, bazılarıysa onu paylaşılabilir kılar. Ankara, bu iki duygunun ince dengesinde yaşar. Daha doğrusu, bana öyle gelir. Belki de pek bilmediğim bu şehre uzaktan baktığımdan öyle görüyorumdur, az sayıdaki Ankaralı arkadaşım öyle bir izlenim yaratmıştır. O dostlar da gri gökyüzü gibi mesafeli, yüklü bulutlar gibi yakınlar zaten. Onlardan dinlediğim Ankara’nın dostlukları, […]

Devamını Oku
Ankara: Tatlının Da Başkenti

Eski Ankara pastaneleri, o günlerin tatlı anılarını günümüze taşımakla beraber, bir zamanlar Ankara’nın tatlının başkenti olduğunun da ispatı. Bugün hâlâ o tatları yapabilen mekânların olması, eskinin bizlere mirası.  Pastane deyip geçmemek lazım. Şimdilerde endüstrileşmeyle birlikte form değiştiren pastacılığın mekânları, bir zamanların en önemli buluşma noktalarıydı. Şairlerin, sanatçıların, yazarların gündelik hayat akışında başat rol alan bu […]

Devamını Oku