Gürsel Korat
Tüm Yazıları
Orhan Kemal’in Yazı Sesi
Ana Sayfa Tüm Yazılar Orhan Kemal’in Yazı Sesi

Orhan Kemal, Çukurova’nın söyleyiş yapısıyla söz dizilişi üzerinde düşünmüş ve bundan yazınsal bir aksan yaratmıştır. Orhan Kemal’in yazısı ölçünlü İstanbul Türkçesidir fakat “yazı sesi” Çukurovalıdır.  “Amma da zambırlı azametli ha! dedi. Kendini çiftlik sahibinin avradı mı belliyor?” (Hanımın Çiftliği  s.19) “Sanki valinin, yahut kumandanın kızı… Nerden baksan, anan sarmısak, baban soğan. Kokmuş!” (Hanımın Çiftliği s.117) […]

Orhan Kemal, Çukurova’nın söyleyiş yapısıyla söz dizilişi üzerinde düşünmüş ve bundan yazınsal bir aksan yaratmıştır. Orhan Kemal’in yazısı ölçünlü İstanbul Türkçesidir fakat “yazı sesi” Çukurovalıdır. 

“Amma da zambırlı azametli ha! dedi. Kendini çiftlik sahibinin avradı mı belliyor?” (Hanımın Çiftliği  s.19)

“Sanki valinin, yahut kumandanın kızı… Nerden baksan, anan sarmısak, baban soğan. Kokmuş!” (Hanımın Çiftliği s.117)

Hanımın Çiftliği’nde (HÇ) geçen bu konuşmalarda yerel dil anlatıcıya, anlatıcı da yerel dile karışmış gibidir. Sözün yalnızca bir yerellik taşımadığı, kendine özgü bir ruhu olduğu, olaylar içinden gösterilir.

Bereketli Topraklar Üzerinde’de (BTÜ) fabrika içindeki şu konuşma bu nedenle ilginçtir:

Kaim kemikli, iriyarı ama kupkuru biri:

-Donuyok, dedi.

Kâtibin yüzü buruştu:

-Donuyoruz desene lan, hırt! 

İşçinin çeneleri vuruyordu:

-Donuyok, diye tekrarladı. (BTÜ s.72) 

Bir coğrafi bölgeyi çalışan yazarı bekleyen en büyük tehlike, yerel olanı sanatın düzeyine çıkaracağı yerde, sanatın düzeyini yerelliğe düşürmektir.  Orhan Kemal, bunun farkına vardığı için karakterleri olduğu gibi göstermeye ve fakat bunu da ölçünlü edebi dili merkeze alarak yapmaya karar vermiş görünmektedir. 

Orhan Kemal metinleri saf Çukurovalı değildir, İstanbul sokaklarını anlattığı romanlarda da İstanbul’a mal olmuş bir tutum vardır. Alasonya aksanıyla konuşan Murtaza ise muhakeme yeteneği kıt, kul köle edilerek yetişmiş, “almışım kurs, görmüşüm amirlerimden terbiye” diyerek ikide bir kafa ütüleyen eşsiz bir karakterdir. Ülkemiz coğrafyasındaki insan tipini en kestirme yoldan özetler. 

Kanımca bir bölgenin dilini, söz dizilişini düşünerek metnini biçimlendiren yazarlar yalnızca bölgeyi anlatmış olmuyor, bölge de bu dil içinden geçerek kendini anlatıyor. 

Naturalizm 

1960’larda sol söylem ve buna bağlı olarak halkçılık yükselince, on yıllardır baskı altında tutulan sol edebiyatta da ciddi bir yükseliş oldu. Orhan Kemal tarlalardan ve fabrikalardan yükseleceğini düşündüğü sosyalist dünyanın sanatını yapmak için coğrafyaya yaslandı, çok iyi tanıdığı bir bölgenin dili içinden, kendine özgü anlatım yolunu kurdu. 

Sol edebiyat yükseldi yükselmesine de Orhan Kemal, metinde apaçık siyaseti ya da (kendi deyişiyle) sosyolojiyi sevmedi; bir düşünceyi, tezi ya da önermeyi açıkça ortaya koymadı. Ne var ki eril dille yazmakta çağdaşlarının çoğuyla benzeşikti. Genelde karakterleri ve dil erkek bakışıyla biçimleniyordu. Doğrusu, sosyalist edebiyattan çok naturalizme yakındı, olanı olduğu gibi göstermekle yetiniyordu.

Bereketli Topraklar Üzerinde’de güzelliğiyle göz kamaştıran Fatma’nın eylemleriyle sözlerinin yavanlığı işte böyle bir bakıştan beslenir. Pehlivan Ali ise Herakles gibi gücüyle, akılsızlığı, vefasızlığı ve yavanlıklarıyla eşsiz bir trajik karakterdir. Sivaslı köylü dili onun bütün özelliklerini iyiden iyiye görünür hale getirir. Edebiyatımıza renk katan görkemli pastoral gerçekçilik sahneleriyle, özellikle bu romanın, diliyle de ayrıksı bir özellik taşıdığı, hakkıyla teslim edilmelidir.

Orhan Kemal’in Söz Varlığı

Söz varlığı geniştir onun. Hanımın Çiftliği’nin giriş bölümünde “Şehir biçimi kısa, daracık fistanlarla önünde bıllık bıllık dolaşacak da, Muzaffer Bey, yeğeninin hatırını sayacak!” dediğinde bıllık bıllık da nedir demeyiz. Yazar söz varlığını bir okuyuşta anlayacağımız cümle yapıları içinde gösterir.

Şu örneklere bir bakalım:

“Heye, benden gıcık alıyor, beni gördü mü anasının kırığını görmüş gibi oluyor amma, kulak asma.” (HÇ. s.128)

“Kayfaltıya oturdular yeni, dedi. Paşazade diyorlar biri var, bu da yeni türedi. Avradı gâvır. Töbe Türkçe bilmiyor, gâvırca patırdatıyor tekmil.” (HÇ. s.207)

“Korkuyorum ben o heriften. Adama deli camız gibi bakıyor. Esrar çalgını pezevenk!” (BTÜ s.301)

Bereketli Topraklar Üzerinde’nin iki toprak işçisinden biri olan Kürt Zeynel’in türkü söylerken esrar dalgınlığına uygun sakinliği, zayıflığı ve (yazar hiç tanımlanmadığı halde) sesinin hırıltısı insanın kulağında adeta yankılanır:

“Kız saçlarem saçlarem 

Yooor, yooor, yor ammen 

Hoynar homiz başlerem 

Yooor yoor yor ammen

Kız sizi aler kaçerem 

Yoor yoor yor ammen 

Kıyl olmaz kardeşlerem 

Yoor yoor yor ammen” (BTÜ. s.284)

Yerel dilin edebiyatta görünmesi edebiyatımızda geç dönemde ortaya çıktı, köy kalkınmasıyla ilgili bir siyasal programı savunan yazarlarca da önemsendi. Fakat bu tutum genel olarak başarıya ulaşmış sayılmaz. Orhan Kemal bunu sezmiş görünüyor, bu nedenle onun yapıtlarında yerel diliyle folklorik bir kıvam kazanmış tiplemelere rastlanmıyor. Orhan Kemal’in köylüce konuşan kişisi köylüdür, bilgisizdir ve asla bilgelik yapmaz. 

Orhan Kemal’in Mekânları

Orhan Kemal’in ilk söyleyişte akla gelecek mekânı tarlalardır. Onun gözünden Çukurova’ya bakmak, özellikle pamuk işçilerinin dünyasına girmek ve büyük çiftliklerdeki toplayıcıların arasında dolaşmak anlamına gelir. 

“Köyün sınırında durdu. Arabadan atladı. Parlak çizmeleriyle ıslak toprakta dimdikti. Kuvvetli Çukurova güneşi ılık ılık yakıyor, karşı yamaçlardan mavi, tül mavisi, incecik bir duman yükseliyordu.” (s.150 HÇ)

Çukurova, BTÜ’de insanıyla ve doğasıyla soğukkanlılık içinde, gerçekçiliğin bütün döngüleriyle anlatılmıştır. İnsan sıcağı, beden rahatsızlığını, cinselliği, aşağılanmayı, ham hayali ve açlığı aynı düzlem üzerinde yaşamın bütün açıklığı içinde görür, algılar.

Orhan Kemal’in ikinci mekânı fabrikalardır. Fabrika da tıpkı tarla gibi rastlantıların bir araya getirdiği değişik yörelerin insanlarını kucaklar. Oralarda çalışmanın bütün zorlukları ve yaratıcılığı görünür. Çalışma garip bir biçimde, açık açık vurgulanmadan bütün yoruculuğuyla yüceltilir. Yine de bu çalışmanın ezdiği yoksulların gözüyle görürüz her şeyi. Kadınlı erkekli çalışılan fabrikalarda cinsel yaşamın hareketliliği de çok dikkat çekicidir. Eski zamanlar hakkında duyduklarımız ve bildiklerimize tam olarak uyar bu; geçmiş zamanda cinsellikle ilgili tutumlar bugünün muhafazakâr coğrafyasından ayrı bir ülkede yaşadığımızı hissetirir.

Orhan Kemal’in üçüncü mekânı, evlerdir. Murtaza’da, Kaçak’ta, Arkadaş Islıkları’nda, Cemile’de ve Hanımın Çiftliği’nde ev ayrıntıyla gösterilir. Buna aslında pek dikkat etmezdim ama Ferit Öngören’in “Orhan Kemal’in aileye özel bir vurgu yaptığı” uyarısı bana çok yerinde göründü, bu nedenle yazarın mekânlarına evi de ekledim. 

Orhan Kemal’in dördüncü ve sonuncu mekânı ise sokaklardır. Orada her türden insan vardır. Orhan Kemal bu nedenle sokak ile kahvehaneyi, otellerle meyhaneyi birbirine çok yaklaştıran bir üslup edinir. Sokakların Çocuğu, Cemile, Sokaklardan Bir Kız, Avare Yıllar, Müfettişler Müfettişi, Devlet Kuşu gibi romanlar sokağın ve şehrin altını çizer.

Orhan Kemal’in Zihin Coğrafyası

Orhan Kemal’in yazar sesine sinmiş, alttan alta hissedilen zihin akışından çıkaracağımız gibi, onun cinselliğe bakışı erildir. Kadınları zaman zaman şehveti kabaran bir erkek zihnin gözüyle anlatır. Erkekleri kadınların gözünden gördüğünde de erkek düşünce kodlarını  yineler. 

Orhan Kemal’in zihin coğrafyası kadın konusunda çağdaşlarınınkine benzese de onlardan başka yönlerden  ayrılır.

Örneğin -kendi deyişiyle- “sosyolojik ve tarihi bir düzleme saptığı için” Kemal Tahir’i eleştiriyordu. İstanbul’dan Çizgiler’in önsözünde Ferit Öngören’in tanıklığıyla Kemal Tahir hakkında şöyle söylediği anlaşılıyor: “Yahu diyorum, bırak bu iktisatçı, sosyolog, felsefeci pozlarını. Herkes kendi işini yapsın. Sen roman yaz diyorum. Fakat roman yaşanarak yazılır. Tek bir yaşantısı yok. İşte bu boşluğu gidermek için felsefeden sosyolojiden, tarihten yardım umuyor. Yaşamamış efendim, olmaz.” (Ferit Öngören, İstanbul’dan Çizgiler Önsöz s.xi)

Orhan Kemal’in hışmından Yaşar Kemal de kurtulamaz,  ona göre Yaşar Kemal “masal dünyasına dalmış”tır. Oysa kendisi tarımda kapitalizmin gelişmesini gözlemekte, işçilerin ruhunu anlamakla uğraşmakta, onların bilinçsiz kitleler olarak oradan oraya savrulan yolculuklarını konu edinmektedir. Ferit Öngören “İşçilerin grevli dünyasına kadar ilerlediğini” savunduğu anda, hep yumuşak başlı bir insan olan  Orhan Kemal’in sert, ateşli ve hırçın bir kişiye dönüştüğünü yazıyor. (İstanbul’dan Çizgiler Önsöz s.xix)

Bu da onun “yazı aksanını” neyle kurduğunu açıkça gösterir: Yoksullar ve onların dili, Orhan Kemal’in romanlarının sesini oluşturuyorlar.

Yazarın Diğer Yazıları
Orhan Kemal’in Yazı Sesi

Orhan Kemal, Çukurova’nın söyleyiş yapısıyla söz dizilişi üzerinde düşünmüş ve bundan yazınsal bir aksan yaratmıştır. Orhan Kemal’in yazısı ölçünlü İstanbul Türkçesidir fakat “yazı sesi” Çukurovalıdır.  “Amma da zambırlı azametli ha! dedi. Kendini çiftlik sahibinin avradı mı belliyor?” (Hanımın Çiftliği  s.19) “Sanki valinin, yahut kumandanın kızı… Nerden baksan, anan sarmısak, baban soğan. Kokmuş!” (Hanımın Çiftliği s.117) […]

Devamını Oku
Neşeliydik O Zamanlar

1982 yılında Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri’nde öğrenciydim. Mamak Cezaevi’nden yeni çıkmıştım ve Gazi İktisat’ta öğrenci olduğum halde yeniden sınavlara girip Cebeci’ye geçmeyi başarmıştım.  O yıllarda cezaevinden çıkıp öğrencilerin arasına gelmek zor bir işti. Ortalık fena halde öğrenci ve aydın düşmanlığıyla doluydu, yeni anayasa tartışmaları yapılıyor, askeri diktatörlüğün keyfi yöneticiliği her yerde boy gösteriyordu.  Üniversiteye yeniden […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Ankara, Düşlerin Gerçek Olduğu Yerdir!

DÜŞLER KENTİ ANKARA Öyle değil midir? Ankara’nın bir “düşler kenti” olduğunu 1987’den beri haykırırım, da herkes duyar mı, kimse duymaz mı? Kimisi duyar da duymazdan mı gelir? Bastığı toprağı ayağının altında kendi varlığı için anıt kaidesi ya da çöp zannedenler ayırt etmez, edemez zaten bunu.  Bir de portal alanı çizmişim Ankara Ankara Güzel Ankara şiir […]

Devamını Oku
Müşterek İhtimalini Mümkün Kılmak: Esat Hâl’in Hafızası ve Gelecek Yolculuğu

Ankara, her bir sokağında ayrı bir hikâyenin, her köşesinde farklı bir dönemin izini taşıyan bir şehir. Bu nedenle var olan binaları, parkları, sokakları, caddeleri ve mekânları da bizlere çok şey anlatabiliyor. Cumhuriyet modernizminin planlı başkenti olma mirasını omuzlarında taşıyan bu şehir, bu güçlü mirasla birlikte kendini yenileme potansiyelini de her zaman bağrında saklar. Bugünlerde Çankaya’nın […]

Devamını Oku