Hilal Solmaz
Tüm Yazıları
Orhan Kemal Yaşasaydı Yine Görünmeyen İnsanların Hikâyelerini Yazardı
Ana Sayfa Tüm Yazılar Orhan Kemal Yaşasaydı Yine Görünmeyen İnsanların Hikâyelerini Yazardı

Türk edebiyatının en önemli yazarlarından biri olan Orhan Kemal, aradan geçen yarım asrı aşkın zamana rağmen okurlarıyla buluşmaya devam ediyor. İşçilerin, emekçilerin, yoksulların, göç edenlerin ve hayata tutunmaya çalışan sıradan insanların hikâyelerini anlatan yazar, bugün hâlâ güncelliğini koruyan eserleriyle yeni kuşaklara ulaşmayı sürdürüyor. Orhan Kemal’in oğlu ve yıllardır yazarın arşivini, mirasını ve adını yaşatmak için […]

Türk edebiyatının en önemli yazarlarından biri olan Orhan Kemal, aradan geçen yarım asrı aşkın zamana rağmen okurlarıyla buluşmaya devam ediyor. İşçilerin, emekçilerin, yoksulların, göç edenlerin ve hayata tutunmaya çalışan sıradan insanların hikâyelerini anlatan yazar, bugün hâlâ güncelliğini koruyan eserleriyle yeni kuşaklara ulaşmayı sürdürüyor.

Orhan Kemal’in oğlu ve yıllardır yazarın arşivini, mirasını ve adını yaşatmak için çalışan Işık Öğütçü ile bir araya geldik. Çocukluğunun geçtiği Cibali’deki evden Cihangir’deki Orhan Kemal Müzesi’ne, yazarın insan sevgisinden bugün Türkiye’ye bakışına, genç kuşakların Orhan Kemal’de bulduğu karşılıktan olası bir biyografi filmine kadar uzanan kapsamlı bir söyleşi gerçekleştirdik.

Işık Öğütçü, bu söyleşide yalnızca büyük bir edebiyatçıyı değil, aynı zamanda bütün zorluklara rağmen umudunu kaybetmeyen bir babayı anlatıyor. Orhan Kemal’in romanlarının arkasındaki insanı, yaşadığı dönemi ve bugün hâlâ neden okunmaya devam ettiğini konuşuyoruz.

Çocukluğunuzda baba olarak tanıdığınız Orhan Kemal ile bugün okurların tanıdığı Orhan Kemal arasında nasıl bir fark görüyorsunuz? Sizin hafızanızdaki Orhan Kemal nasıldı?

Benim hafızamdaki Orhan Kemal, öncelikle büyük bir yazar değil, babamdı. Evde daktilosunun başında çalışan, çocuklarıyla ilgilenen, bütün ekonomik sıkıntılara rağmen yüzündeki umudu kaybetmeyen bir insandı. Okurlar bugün onu romanlarıyla, öyküleriyle ve Türk edebiyatındaki güçlü yeriyle tanıyor. Ben ise onun yazı masasının başındaki sabrına, insanlara duyduğu sevgiye ve hayat karşısındaki direncine tanıklık ettim.

Evimizde edebiyat gösterişli bir şey değildi; hayatın içindeydi. Babam, sokakta karşılaştığı bir işçiyi, bir hamalı, bir çocuğu dikkatle dinlerdi. Çünkü yazdıklarının kaynağı yaşamın kendisiydi. İnsanlara yukarıdan bakmaz, onları anlamaya çalışırdı. Bugün eserlerinde gördüğümüz o sıcaklık ve insan sevgisi, aslında günlük hayatındaki tavrının bir yansımasıydı.

Okurların tanıdığı Orhan Kemal, Türk edebiyatının büyük ustalarından biridir. Benim tanıdığım Orhan Kemal ise bütün zorluklara rağmen çocuklarına güven veren, çalışkanlığıyla örnek olan, insan sevgisini her şeyin üzerinde tutan bir babaydı. Aradan geçen yıllar içinde eserleri büyüdü, ünü sınırları aştı; ancak benim hafızamda hâlâ mütevazı, güler yüzlü ve insanlara inancını hiç kaybetmeyen bir baba olarak yaşamaya devam ediyor.

Orhan Kemal’in romanlarında işçiler, yoksullar, göç edenler ve toplumun görünmeyen insanları önemli bir yer tutuyor. Sizce bugün yaşasaydı Türkiye’ye hangi hikâyeler üzerinden bakardı?

Orhan Kemal yaşasaydı, yine toplumun en görünmeyen insanlarının hikâyelerini anlatırdı. Çünkü onun edebiyatının merkezinde hiçbir zaman iktidarlar, makamlar ya da ayrıcalıklı çevreler olmadı; emek veren, geçim mücadelesi yaşayan, hayata tutunmaya çalışan insanlar vardı.

Bugün büyük kentlerde yaşam savaşı veren emeklilere, işsiz gençlere, güvencesiz çalışanlara, taşradan kentlere göç eden ailelere, umut ile umutsuzluk arasında sıkışıp kalan insanlara bakardı. Teknoloji değişmiş, şehirler büyümüş olabilir; ama insanın ekmek, adalet ve onurlu yaşam arayışı hâlâ sürüyor. Orhan Kemal’in ilgisini çeken de tam olarak bu olurdu.

Ancak onun eserlerinde yalnızca yoksulluk yoktur. O, en zor koşullarda bile umudu, dayanışmayı ve insanın yeniden ayağa kalkma gücünü anlatır. 

Babanızın eserleri yeni kuşaklar tarafından okunmaya devam ediyor. Sizce Orhan Kemal’i zamana dirençli kılan en önemli özellik nedir?

Bence Orhan Kemal’i zamana dirençli kılan en önemli özellik, insana olan sarsılmaz inancıdır. O, hiçbir zaman insanı yalnızca toplumsal koşulların bir kurbanı olarak görmedi. En zor yaşamların içinde bile umudu, sevgiyi, dayanışmayı ve yeniden başlama cesaretini aradı. Bu nedenle eserleri belirli bir dönemin tanıklığı olmanın ötesine geçerek evrensel bir insanlık hâline dönüştü.

Orhan Kemal’in kahramanları sıradan insanlardır; fabrikada çalışan işçiler, küçük memurlar, mahalle sakinleri, çocuklar, anneler, babalar… Ancak onları öylesine sahici ve içten anlatır ki okur, aradan geçen onlarca yıla rağmen o insanların duygularında kendinden bir parça bulur. Çünkü zaman değişse de insanın ekmek kavgası, sevme ihtiyacı, adalet arayışı ve daha iyi bir yaşam özlemi değişmiyor.

Babamın dili de onun kalıcılığında önemli bir etkendir. Gösterişten uzak, yalın ama son derece güçlü bir anlatımı vardı. Okuru yormadan, hayatın içinden konuşur gibi yazardı. Bu yüzden bugün genç bir okur da onun eserlerine kolayca yaklaşabiliyor ve anlattığı dünyayla bağ kurabiliyor.

Bugün gençlerin Orhan Kemal’den öğrenebileceği en önemli şey sizce nedir? Onun insan ve toplum anlayışı günümüz için ne söylüyor?

Bugün gençlerin Orhan Kemal’den öğrenebileceği en önemli şey, insana güvenmeyi ve hayata umutla bakmayı sürdürebilmektir. Çünkü Orhan Kemal’in edebiyatı, bütün zorluklara rağmen ayakta kalabilen insanların edebiyatıdır. O, hayatın gerçeklerini saklamadan anlatır; yoksulluğu, eşitsizliği, haksızlığı gösterir. Ama hiçbir zaman umutsuzluğu yüceltmez. İnsanların dayanışarak, çalışarak ve birbirlerini anlayarak daha iyi bir yaşam kurabileceklerine inanır.

Onun insan ve toplum anlayışı bugün de son derece günceldir. Çünkü Orhan Kemal bize, bir toplumun gerçek gücünün sıradan insanlarında olduğunu hatırlatır. İnsanları kökenlerine, sınıflarına ya da kimliklerine göre değil, insanlıklarıyla değerlendirmeyi öğretir. Eserlerinin temelinde empati vardır. Başkasının hayatını anlamaya çalışmak, onun yaşadığı sıkıntıları görmek ve insan onuruna saygı duymak… Günümüz dünyasının belki de en çok ihtiyaç duyduğu değerler bunlardır.

Orhan Kemal Müzesi’nde Genç kuşaklar Orhan Kemal’i hangi yönleriyle keşfediyor?

Orhan Kemal Müzesi’nde genç kuşakların ilgisini çeken nokta  yalnızca büyük bir yazarın hayatı değil, aynı zamanda mücadeleyle geçen bir yaşam öyküsüdür. Müzemizi ziyaret eden gençler, Orhan Kemal’in başarıya hazır imkânlarla ulaşmadığını görüyorlar. Geçim sıkıntıları yaşamış, cezaevi yılları geçirmiş, birçok zorlukla karşılaşmış ama yazmaktan ve üretmekten vazgeçmemiş bir insanla tanışıyorlar.

Sizin imkânlarınızla kurulan Orhan Kemal Müzesi yıllardır yalnızca bir müze değil, aynı zamanda edebiyat meraklılarının buluşma noktası olarak da işlev görüyor. Bugün müzenin en büyük ihtiyaçları ve karşı karşıya olduğu zorluklar neler?

Orhan Kemal Müzesi’ni 2000 yılında herhangi bir kurumun ya da kamu desteğinin gücüne yaslanmadan, aile arşivimizi ve kendi olanaklarımızı ortaya koyarak kurduk. Amacımız yalnızca bir yazarı anmak değildi; Türk edebiyatının en önemli değerlerinden birinin mirasını gelecek kuşaklara aktaracak yaşayan bir kültür mekânı oluşturmaktı. Bugün geriye dönüp baktığımda, müzenin bu görevi başarıyla sürdürdüğünü görmek benim için büyük bir mutluluk.

Ancak kültürel mirası korumak, onu kurmaktan çok daha uzun soluklu ve zorlu bir mücadele gerektiriyor. Müzemizin en önemli ihtiyaçlarının başında sürdürülebilir kurumsal destek geliyor. Çünkü müzeler yalnızca sergilenen objelerden ibaret değildir; arşivlerin korunması, belgelerin restorasyonu, iklimlendirme, bakım, dijitalleşme çalışmaları ve eğitim faaliyetleri sürekli kaynak gerektirir.

Bir diğer önemli konu ise kültürel mirasın yeni kuşaklara ulaştırılmasıdır. Günümüzde gençlerin ilgi alanları ve iletişim biçimleri değişiyor. Bu nedenle müzelerin de kendilerini yenileyerek dijital teknolojilerden daha fazla yararlanması gerekiyor. 

Dünyada yazar evleri ve edebiyat müzeleri güçlü kültür kurumlarına dönüşebiliyor. Orhan Kemal Müzesi’nin geleceği için hayal ettiğiniz projeler var mı?

Elbette var. Orhan Kemal Müzesi’ni hiçbir zaman yalnızca geçmişi koruyan bir mekân olarak düşünmedim. Benim hayalim, yaşayan, üreten, araştıran ve uluslararası ölçekte etkileşim kuran bir edebiyat ve kültür merkezi oluşturabilmek. Çünkü Orhan Kemal’in mirası yalnızca geçmişe ait değildir; bugünü ve geleceği de besleyebilecek güçlü bir birikimdir.

Öncelikle müzenin arşivinin bütünüyle dijital ortama aktarılmasını çok önemsiyorum. Bir diğer hayalim, genç yazarlar ve öğrenciler için düzenli edebiyat programlarının oluşturulmasıdır. Yazarlık atölyeleri, yaratıcı yazma çalışmaları, söyleşiler, sempozyumlar ve uluslararası edebiyat buluşmalarıyla müzenin yaşayan bir kültür merkezi hâline gelmesini arzu ediyorum. Orhan Kemal’in insanı merkeze alan edebiyat anlayışının yeni kuşaklarla buluşması, onun mirasını yaşatmanın en anlamlı yollarından biridir.

Bir Gayrimenkul Değil, Türk Edebiyatının Tanığı

Çocukluğunuzun ve Orhan Kemal’in yazarlık yıllarının izlerini taşıyan Fatih’teki evin satışa çıkarılması sizde nasıl duygular uyandırdı? Bu evin geleceğine ilişkin beklentiniz nedir? Evin akıbeti nedir?

Fatih Cibali’deki o ev benim için yalnızca eski bir bina değildir. Orası hem çocukluğumun geçtiği hem de babamın en verimli yazarlık dönemlerinden birine tanıklık eden çok özel bir mekândır. Ben o evde doğdum. Orhan Kemal de o evde yaklaşık on iki yıl yaşadı ve otuz beşe yakın eserini orada kaleme aldı. Bu nedenle o ev, aile tarihimizin olduğu kadar Türk edebiyat tarihinin de önemli tanıklarından biridir.

Evin satışa çıkarıldığını ilk duyduğumda doğrusu üzüldüm. Çünkü bazı yapılar yalnızca taş, ahşap ve duvardan oluşmaz; bir dönemin hafızasını taşırlar. Orhan Kemal’in çalışma masasına oturduğu, romanlarının kahramanlarını yaşattığı, edebiyatımızın önemli eserlerinin doğduğu bir mekânın sıradan bir gayrimenkul gibi değerlendirilmesi ister istemez insanı düşündürüyor.

Benim beklentim başından beri aynı oldu. Bu evin korunması, yaşatılması ve kültürel bir işlev kazanması gerektiğine inanıyorum. Bir yazar evi, bir çocuk kütüphanesi, bir edebiyat atölyesi ya da mahalleyle bütünleşen bir kültür merkezi olabilir. 

Fatih’teki evin satışa çıkarılması tartışılırken, Cihangir’deki Orhan Kemal Müzesi’nin korunması ve yaşatılması konusunda kamu kurumlarından ya da yerel yönetimlerden beklentileriniz neler?

Benim beklentim, kamu kurumlarının ve yerel yönetimlerin bu tür mekânlara yalnızca bir bina ya da müze olarak değil, ülkenin kültürel hafızasının parçaları olarak yaklaşmalarıdır. Çünkü edebiyat mirası, yalnızca geçmişe ait bir değer değil; geleceğe bırakılacak bir kültür yatırımıdır. Bir ülkenin uygarlık düzeyi, yalnızca yeni yapılar inşa etmesiyle değil, kültürel belleğini ne ölçüde koruyabildiğiyle de ölçülür.

Özellikle bağımsız ve özel girişimlerle ayakta duran edebiyat müzelerinin sürdürülebilirliğinin desteklenmesi gerektiğine inanıyorum. 

Orhan Kemal’in kitaplarını okuyan birçok kişi, onun insanlara umut veren bir yazar olduğunu söyler. Sizce onu çağdaşlarından ayıran en önemli özelliklerden biri bu muydu?

Evet, bence Orhan Kemal’i çağdaşlarından ayıran en önemli özelliklerden biri tam da budur: insanı yalnızca acılarıyla değil, umudu ve direnciyle birlikte anlatması. O, toplumsal gerçekçiliği hiçbir zaman karamsarlığa dönüştürmedi. Hayatın sert yüzünü bütün açıklığıyla gösterirken, insanın içindeki yaşama tutunma gücünü de hep görünür kıldı.

Orhan Kemal, insanı yıkmak için değil, anlamak ve anlatmak için yazdı. Bu nedenle eserlerinde okuru karamsarlığa sürükleyen bir dil değil, hayatın içinden doğan bir gerçeklik hissi vardır.

Bence onu özel kılan bir diğer nokta da yargılamayan bakışıdır. Kahramanlarını suçlamaz, onları anlamaya çalışır. Çünkü onun için önemli olan “iyi” ya da “kötü” insan kategorileri değil, insanın içinde bulunduğu koşullar ve bu koşullar karşısında verdiği mücadeledir. Bu yaklaşım, okurda hem empati hem de insanı anlama isteği doğurur.

Kemal Tahir, Yaşar Kemal ve Aziz Nesin gibi güçlü isimlerle aynı dönemde yazmasına rağmen Orhan Kemal kendine özgü bir okur kitlesi oluşturdu. Sizce onun edebiyattaki ayrıcalıklı yeri nereden geliyor?

Orhan Kemal’in edebiyattaki ayrıcalıklı yerinin, aynı dönemde yazdığı çok güçlü kalemler arasında bile kendine özgü bir çizgi oluşturmasının temel nedeni, onun “insana en yakından bakan yazar” olmasıdır. O, büyük tarihsel anlatıların ya da ideolojik tartışmaların uzağında kalmadan, hayatın tam ortasında duran insanı yazdı. Sokaktaki işçiyi, fabrikadaki emekçiyi, gecekondu mahallelerindeki aileleri, küçük umutlarla yaşayan sıradan insanları edebiyatın merkezine taşıdı.

Kemal Tahir tarihsel derinliğiyle, Yaşar Kemal destansı anlatımıyla, Aziz Nesin ise mizah ve eleştiri gücüyle öne çıkarken; Orhan Kemal daha doğrudan, daha yalın ve daha gündelik hayatın içinden konuştu. Onun dili süsten uzak, anlaşılır ve samimiydi. Bu yalınlık, aslında büyük bir edebi ustalığın sonucuydu. Çünkü Orhan Kemal, karmaşık olanı basitleştirmeden, ama okuru yormadan anlatabilen bir yazardı.

Orhan Kemal’in hayatı; sürgünler, cezaevi yılları, zorlu geçim mücadelesi, edebiyat tutkusu ve unutulmaz eserleriyle başlı başına sinematik bir hikâye sunuyor. Sizce onun hayatı beyazperdeye taşınmalı mı? Eğer böyle bir film çekilseydi, yönetmen koltuğunda ve başrolde kimi görmek isterdiniz?

Bence Orhan Kemal’in hayatı zaten başlı başına bir film anlatısıdır. Sadece eserleri değil, yaşadığı dönem, karşılaştığı zorluklar, cezaevi yılları, yazma ısrarı ve bütün bunların içinde ayakta kalma mücadelesi, sinema diliyle çok güçlü bir şekilde anlatılabilecek bir hikâye sunuyor. Ama burada önemli olan, bu hayatın “dramatize edilmesi” değil, hakikate sadık kalınarak anlatılmasıdır. Çünkü Orhan Kemal’in hayatı, abartıya ihtiyaç duymayacak kadar gerçek ve güçlü bir yaşam öyküsüdür.

Eğer böyle bir film yapılacak olursa, benim için en önemli kriter Orhan Kemal’in ruhunun doğru yakalanması olurdu. Yani sadece biyografik bir anlatı değil, aynı zamanda onun insan bakışını, edebiyata yaklaşımını ve hayata tutunma biçimini de yansıtan bir film olması gerekir.

Başrol için de benzer bir durum geçerli. Orhan Kemal’i canlandıracak oyuncunun fiziksel benzerlikten önce onun iç dünyasını taşıyabilmesi gerekir. Yani yoksulluğu yaşamış, insanı gözlemlemiş, yazma tutkusunu ve mücadele ruhunu seyirciye aktarabilecek bir performans gerekir. Bu anlamda güçlü karakter oyuncuları arasından doğru bir seçim yapılabilir; önemli olan yüz değil, o ruhun taşınabilmesidir.

Yazarın Diğer Yazıları
Orhan Kemal Yaşasaydı Yine Görünmeyen İnsanların Hikâyelerini Yazardı

Türk edebiyatının en önemli yazarlarından biri olan Orhan Kemal, aradan geçen yarım asrı aşkın zamana rağmen okurlarıyla buluşmaya devam ediyor. İşçilerin, emekçilerin, yoksulların, göç edenlerin ve hayata tutunmaya çalışan sıradan insanların hikâyelerini anlatan yazar, bugün hâlâ güncelliğini koruyan eserleriyle yeni kuşaklara ulaşmayı sürdürüyor. Orhan Kemal’in oğlu ve yıllardır yazarın arşivini, mirasını ve adını yaşatmak için […]

Devamını Oku
Sabahattin Ali’nin Zamana Direnen Sesi

Bazı yazarlar vardır; kendi zamanlarında yeterince duyulmazlar ama cümleleri zamana direnir. Sabahattin Ali de onlardan biri. Onu yalnızca Kürk Mantolu Madonna ile anmak, aslında eksik bir okuma olur. Çünkü onun edebiyatı, tek bir romanın sınırlarını çoktan aşmış; insanın iç dünyasına, toplumsal kırılmalara ve suskunluklara uzanan geniş bir hafızaya dönüşmüştür. Sabahattin Ali’nin hayatı ile edebiyatı birbirinden […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Ankara, Düşlerin Gerçek Olduğu Yerdir!

DÜŞLER KENTİ ANKARA Öyle değil midir? Ankara’nın bir “düşler kenti” olduğunu 1987’den beri haykırırım, da herkes duyar mı, kimse duymaz mı? Kimisi duyar da duymazdan mı gelir? Bastığı toprağı ayağının altında kendi varlığı için anıt kaidesi ya da çöp zannedenler ayırt etmez, edemez zaten bunu.  Bir de portal alanı çizmişim Ankara Ankara Güzel Ankara şiir […]

Devamını Oku
Müşterek İhtimalini Mümkün Kılmak: Esat Hâl’in Hafızası ve Gelecek Yolculuğu

Ankara, her bir sokağında ayrı bir hikâyenin, her köşesinde farklı bir dönemin izini taşıyan bir şehir. Bu nedenle var olan binaları, parkları, sokakları, caddeleri ve mekânları da bizlere çok şey anlatabiliyor. Cumhuriyet modernizminin planlı başkenti olma mirasını omuzlarında taşıyan bu şehir, bu güçlü mirasla birlikte kendini yenileme potansiyelini de her zaman bağrında saklar. Bugünlerde Çankaya’nın […]

Devamını Oku