İbrahim Karaoğlu
Tüm Yazıları
Ödül Gençlerin Olacak
Ana Sayfa Tüm Yazılar Ödül Gençlerin Olacak

Yıllar önce “34. DYO Ödülleri Sergisi” Cer Modern’de açıldığında, “Ödüller Üzerine” bir panel yapılacağını söylemiş ve konuşmacı olarak katılmamı istemişti, Prof. Dr. Zafer Gençaydın Hoca’m. Memnuniyetle kabul etmiştim. Konu ödüldü ama vandallık günleriydi o günler; heykeltıraş Mehmet Aksoy’un Kars’taki “İnsanlık Anıtı” heykeli günbegün yıkılıyor ve cepheden savaş haberleri sunar gibi her gün heykelin neresinin söküldüğü […]

Yıllar önce “34. DYO Ödülleri Sergisi” Cer Modern’de açıldığında, “Ödüller Üzerine” bir panel yapılacağını söylemiş ve konuşmacı olarak katılmamı istemişti, Prof. Dr. Zafer Gençaydın Hoca’m. Memnuniyetle kabul etmiştim. Konu ödüldü ama vandallık günleriydi o günler; heykeltıraş Mehmet Aksoy’un Kars’taki “İnsanlık Anıtı” heykeli günbegün yıkılıyor ve cepheden savaş haberleri sunar gibi her gün heykelin neresinin söküldüğü haberleri yayımlanıyordu medyada. Panel günü söz sırası bana geldiğinde; önce bu vandallığa olan tepkimi belirterek başlamıştım konuşmaya, sonra da ödüller niye en çok gençlerin olmalı üzerinden sürdürmüştüm konuşmamı. O panelde en önde oturuyordu, sevgili Prof. Dr. Turan Erol hocam. Panelin sonunda, kutlayıp, düşüncelerime katıldığını belirtmişti. Sonra, üç yıl seçkin bir ödül jürisinde birlikte yer aldık. Ödül gençlerin ve genç sanatın olmalı anlayışı üzerine pek çok kez söyleşip; üç yıllık jüri arkadaşlığımızda diğer üyelerle birlikte hayata geçirmiştik bu mottoyu. Jürinin en detaycı, en titiz üyelerinden biriydi Turan Hoca. Ödül vermek istediğimiz resimlerin görsel okumalarını yaparken; en küçük bir ayrıntıyı bile değerlendirmeden geçmezdi Erol. Ve çok severdi gençleri, genç sanatı… Ödül sergisini Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde açtığımızda; ödül alan ve sergilenmeye değer görülen yapıtları; büyük bir ilgiyle, yine, yeniden izlerdi. 

Sanat tarihimizin seçkin adlarından biri olan, sanatçı ve akademisyen kimliğiyle birçok kuşağa ilham veren Prof. Dr. Turan Erol’un anısını yaşatmak ve genç sanatçıların üretimlerine destek olmak amacıyla, Çankaya Belediyesi tarafından düzenlenen “Turan Erol Sanat Ödülü”nün jüri üyelerinden biri olarak, başvurular ve genç sanatın ülkemizdeki birikimi üzerine düşünürken; sanatta ödül kavramını yeniden irdeleyip, çoğu kez Turan Hoca’yla anlayış birliği içinde olduğum görüşlerimi yazarak, paylaşmak; sanatımızda eşsiz, özgün bir iz bırakan Prof. Dr. Turan Erol’u bir kez daha anmak istedim. 

Sessizliğin içinden yükselen derin bir çağrıdır, sanat. Bir genç sanatçının ilk fırça darbesinde, ilk çizgisinde ya da ilk tınısında henüz kimsenin duymadığı bir ses vardır. Bu ses, çoğu zaman yalnızlığa, belirsizliğe ve içsel tereddütlere karışır. Ve tam o noktada ödül, sanatın içsel yankısını dış dünyaya taşıyan ince bir köprü gibi belirir.

Sanatın doğasında yarışma yoktur; çünkü sanat, birbirine üstün gelen değil, yan yana var olan imgelerden örülüdür. Ödül, bu yüzden ölçü değil, bir yankıdır. Bir yapıtın çevresinde oluşan dikkat, ona yönelen bakış, onu kuşatan anlamdır. Ödül, sanatın içsel sesinin bir anlığına büyütülüp topluma duyurulmasıdır. Ve bu duyuru, çoğu zaman sanatçının en çok ihtiyaç duyduğu şeydir; yalnız olmadığını bilmek.

Sanatçı için ödül, bir varış noktası değil, yolculuğun içinde yakılmış kısa bir meşaledir. O meşale, yolda yürüyeni ısıtır ama yolu bütünüyle aydınlatmaz. Sanatçı bilir ki ödül, asıl emeğin yerini tutmaz; fakat ona yönelen bakışları artırır, onunla kurulan diyaloğu varsıllaştırır. Bazen unutulmuş bir tekniği yeniden görünür kılar, bazen de geleceğin kapısını aralayan yeni bir estetik sezgiye dikkat çeker.

Sanat ödülü, sanatçıya iki şey söyler; “Görülüyorsun” ve “Devam et.” Bu iki söz, sanatçının varoluşunda yankı bulur, üretimini derinleştiren bir içsel çağrıya dönüşür.

Genç bir sanatçının hayatında ödül, bazen ilk defa adının telaffuz edilmesi, bazen de emeğinin başkalarının hafızasına kazınmasıdır. İlk ödül, bir genç için çoğu zaman bir başlangıcın işaretidir. Henüz yolu belirsizken, içindeki kuşkular ağır basarken, ödül bir ışık gibi önünü aydınlatır.

Bir genç sanatçı için ödül, yalnızca bir başarı değil, bir güven alanıdır. “Sesim duyuldu” hissi, yaratıcılığın en güzel duyumudur. Bu his, sanatçıyı daha güçlü kılar, onun kendi dilini kurma çabasına derinlik kazandırır. Çünkü ödül, yalnızca yapılan işi değil, yapılabilecekleri de işaret eder.

Sanat ödülleri, bireysel hayatları aydınlatmanın ötesinde, sanatın kendisi için de bir hafıza işlevi taşır. Bir dönemin ödüllerine bakıldığında, hangi eğilimlerin öne çıktığı, hangi soruların sorulduğu, hangi estetik anlayışların değer bulduğu görünür hale gelir. Ödül, sanatın kendi zamanını kayda geçirme biçimidir. Aynı zamanda geleceğe bırakılan bir işaret; “Biz bu dönemde, bu sesi duyduk” demektir.

Sanatta ödül, bir son değil, bir davettir. Sanatçıyı daha derine inmeye, kendi sınırlarını aşmaya çağırır. Genç için bir umut, olgun için bir hatırlatma, sanatın kendisi için ise sürekli bir yenilenme olanağıdır.

Bir ödülün gerçek değeri, onun ne kadar çok ışık saçtığıyla değil, hangi karanlık yolda bir adımı cesaretlendirdiğiyle ölçülür. “Turan Erol Sanat Ödülü” de gençler için bir cesaret ödülüdür. Gençlerin yaratıcı cesaretini çok önemser ve onlara çok güvenirdi Turan Hoca. Şimdi düşleri çiçek açacak. Ödül, o cesaretli gençlerin olacak.

Yazarın Diğer Yazıları
Ahmet Telli’yi Anarken Şiirin Başka Sanatlarda Açtığı Kapılar

Bir şiirin gerçek yolculuğu, yayımlandığı gün başlamaz. O, bir okurun belleğinde yeni bir anlam kazandığında, bir ressamın düş gücüne sızdığında, bir fotoğrafçının kadrajına ışık olarak düştüğünde, bir heykeltıraşın elinde hacim kazandığında yeniden doğar. Büyük şiir, yalnızca okunmaz; başka sanatların içine de girer. Bu yüzden şiir, belki de en gezgin sanat dalıdır. Sanat tarihi, birbirini besleyen […]

Devamını Oku
Şiirimizin Janti Ağabeyi

Anıları naftalinlenmiş, kadim bir semttir Kızılay. Kentin en büyük meydanını bulvarlar boyunca çevreleyen at kestaneleri ve ara sokaklarını bahar kokularıyla dolduran akasyalar, tanığıdır bu semtin kadim zamanlarının; unutulmaz anıların, aşkların, sevinçlerin, tutkuların, buluşmaların, ayrılıkların, kederlerin, sevinçlerin… Yalnızca gölgelerini ve kokularını sunmaz bu ağaçlar; kentin belleğini beklerler, geçip giden zamana inat… Sabahın erken saatlerinde işe yetişen […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Ahmet Telli ve Şiiri: Vicdan bireyseldir!

Ahmet Telli şiirinin çok boyutlu estetik birikimi ile “Şair Ahmet Telli” nin örgütlü birey olarak bütünlüklü ele alınması zorunludur. Hayatı ve şiirleri iç içe geçmiş bir şair söz konusuysa, hem estetiğin dili hem de ideolojinin dili öne çıkar. Çünkü daha ilk adımda biliriz ki şiir bir cesaret işidir ama bu cesaret salt sözcüklerden ibaret değildir; […]

Devamını Oku
Ahmet Telli: Vicdanın Dili, Direnişin Şiiri

Ahmet Telli ve şiirini birkaç kelime ile tanımlamam gerekseydi sezgi, vicdan, aşk, isyan, direniş, dil ve arkadaşlık derdim. İlk sıraya sezgi kelimesini koymamın nedeni Telli’nin bireysel, toplumsal ve şiirsel anlamda varoluşunun sınırlarını ve sınırsızlıklarını belirlerken hem bir birey hem de bir eğitimci ve şair olarak sezgileriyle hareket ettiğini düşünmemdir. Bu düşünceye kapılmamın nedeni şairin şiirleri, […]

Devamını Oku