Ulaş Geroğlu
Tüm Yazıları
Çocuklar Kurtarır
Ana Sayfa Tüm Yazılar Çocuklar Kurtarır

Ses değişti, yüz değişti, yürüyüş ağırlaştı. Eller büyüdü, gözler yoruldu, omuzlara yılların yükü yerleşti. Hayat silkeledi, ruhun tozlandı. Yırtıp attığın takvim yapraklarını saydın, çok olmuş. Fakat bir inat var içinde. Onca değişikliğe rağmen öyle bir şey yapıyorsun ki, hiç değişmediğini sanıyorlar. Yorgun gözler aynı ışıkla bakıyor, büyük eller aynı şefkatle uzanıyor. Omuzlar biraz düşük belki, […]

Ses değişti, yüz değişti, yürüyüş ağırlaştı. Eller büyüdü, gözler yoruldu, omuzlara yılların yükü yerleşti. Hayat silkeledi, ruhun tozlandı. Yırtıp attığın takvim yapraklarını saydın, çok olmuş. Fakat bir inat var içinde. Onca değişikliğe rağmen öyle bir şey yapıyorsun ki, hiç değişmediğini sanıyorlar. Yorgun gözler aynı ışıkla bakıyor, büyük eller aynı şefkatle uzanıyor. Omuzlar biraz düşük belki, ama sesinde hâlâ o tonlama var; heyecanlandığında ortaya çıkıyor, sevindiğinde, mutlu olduğunda, bir fikre inandığında, başardığın bir şey karşısında kendini belli ediyor. İnatçısın. Belki az önce hiç beklemediğin bir yerden düştün ama hemen kalktın. “Hallederim” diyorsun. Çocukken de öyleydin. Seni tanıyanlar hâlâ anlatıyor. Düştüğünde ellerin, kolların uf olurdu ama sen gülümseyip oyuna devam ederdin. Değişen bir şey yok. Şimdi kanamıyor dizlerin belki, ama daha beter oluyorsun. Yine de kalkıyorsun. Dedim ya, inatçısın. Ve içinde, değişmesine izin vermediğin yer çok güçlü. Çocukken kelimelerin yetmiyordu düşüncelerini, hislerini anlatmaya. Şimdi yetiyor. Değişen bir şey olmadığını görünce rahatlıyorsun. O çocuğu saklamayı başardığını anlıyorsun.

İnsan nasıl çocuk kalır? Bu kendi elinde midir insanın? Yaratılışında mı vardır? Yoksa insan, büyüdükçe biraz daha mı meyleder çocuk kalmaya? Neden?

Çocuk kalmak, yaşı inkâr etmek değildir. Daha derin, daha ince bir şeydir. Aslında çocukluğun yaşla da pek ilgisi yoktur. Ben demiyorum, Oscar Wilde söylüyor: “Yaşlanmak zorunludur, büyümek ise isteğe bağlıdır.” Çocukken büyümek en büyük hayalimizdi. Çünkü iki şey isterdik: Bizi dinlesinler, ciddiye alsınlar. Bir de büyüdüğümüzde yapmak istediğimiz her şeyi yapabilecek kadar özgür olacağımızı sanırdık. Kendimden örnek vereyim; büyüdüğümde bütün duvarlara resim çizebileceğimi sanıyordum. Hava karardığında sokaklarda top koşturmak mümkün olacaktı. Gece yarısı herkes uyurken Mario oynamak da… Bak şimdi, çocuk nasıl büyümek istemesin? Wilde biraz da bundan söz ediyor. Çevremiz dayatmadır belki, ama o çevreyle kurduğumuz ilişki bir tercihtir. Bize bağlıdır. Çocukken de böyleydi, çocuk olmadığını düşündüğünde de böyle.

Çocuk olmakla ilgili bütün duygu ve düşünceleri bir potaya koyup karıştırsak, özünden geriye tek bir şey kalırdı; hayal. Bizim için her şeyin başladığı ve aslında hiç değişmediği yer de orasıdır. Çocuk kalmaya devam etmek, biraz da hayal kurmaya devam etmekle ilgilidir. Zamanla edindiğimiz bilgi, hayal gücümüzün duvarlarını yükseltiyor; bahçesini daraltıyor. Kurduğumuz bir hayali, edindiğimiz bilgi ve tecrübeyle bir anda yok edebiliyoruz. En kötüsü de kendimizi “Olmaz o iş” diyerek ikna ediyor oluşumuz. Çoğu zaman bilginin yolunu seçiyoruz. Oysa Einstein ne diyor: “Hayal gücü bilgiden daha önemlidir.” Bu konuda ona hak vermemek zor. Çünkü bir çocuğu büyüme hevesine iten en kötü şeylerden biri olan ciddiye alınmama duygusunu ömrü boyunca taşıdı. Hayal ettikleri yüzünden önce deli, sonra dahi ilan edildi. Delilikten dahiliğe uzanan o yolculuğa baktığımızda, aslında hiç büyümek istemediğini görürüz. Kurduğu hayallerle yaşadı, yazdı, çizdi ve dünyayı değiştirdi. Belki de dünyanın gördüğü en çok büyüyen çocuktu. Çocuktu; çünkü çocuk olmakla çocuk kalmak aynı şey değildir. Çocuk olmanın, adı konulmamış tuhaf bir utancı vardır. Belki de bu yüzden, hâlâ çocuk olmaktan utanmamak için bir tarafımızın çocuk kaldığını söyler dururuz.

Büyümenin en bilinen belirtisi suskunluk. Ve biz suskunluğu bir türlü tedavi edemiyoruz. Bir başka tehlikeli belirtisi saklamak. Kırgınlıkları, acıyı, eksikliği saklayıp içe kapanmak. Bana göre en acil tedavi burada bulunmalı. Bir de en yaygın belirtisi var. Meşguliyet… Hayatın kendisi için epey meşgulüz. Sevmek için, dinlemek için, bakmak için, durmak için, şaşırmak için bile meşgulüz. Farkına varmıyoruz olup bitenin. Hatta kendimizdeki değişimin bile. Bir an bakıyoruz aynaya sanki dünden bugüne düşmüş saçımıza kırlar. Öyle görüyoruz çünkü en çok kendimize meşgulüz.

Oysa içimizde çocuk kalan yer, aynı zamanda içte açık kalan bir penceredir. Dışarının sesi oradan içeri girer. Rüzgâr girer, yağmur girer, bir sokak sesi, bir kuş gölgesi, bir akşamüstü hüznü, ansızın duyulan bir kahkaha girer. Elbette soğuk da sızar o pencereden. Acıyı, özlemi, eksikliği de içeri alır. Fakat aynı pencere ışığa da açıktır; umuda, yakınlığa, sevince, merhamete de. İçimizdeki çocuğu yaşatan şey biraz da budur. Bütünüyle kapanmamış olmaktır çocukluk. Dünyaya tümüyle küsmemiş olmak, her şeye rağmen bir yerini açık bırakabilmektir.

Çocuk kalmak ve çocukluk üzerine şairlerin, yazarların, düşünce insanlarının söylediklerine baktığımda en çok Yaşar Kemal’in şu sözüne tutundum; “Ben çocukları çok severim. Onları anlamaya çalışırım sevmekten daha çok.” Benim için bu söz, çocukların büyüme hayallerine karşı bir dirençtir. Yaşar Kemal o direnci, yaratıcılığını ve hakikatle bağını korumak için gösterir. “Olduğum çocuğa sonuna kadar sadık kalmak istiyorum, o çocukluk benim için bugün bir ata.” derken köklerine sıkı sıkı tutunur. Çünkü orası, dünyanın ilk kez görüldüğü, ilk hayretin, ilk sevincin, ilk kırgınlığın, ilk güvenin sessizce saklandığı yerdir. Rilke de boşuna söylemez; “Çocukluğunuzdan kalan ne varsa, ona sadık kalın; çünkü orada kim olduğunuz saklıdır.” Belki de Yaşar Kemal’in ve Rilke’nin çocukluklarına olan sadakati, onları büyük bir unutkanlık çabasına çağırır. Zamanın öğrettiği her şeyi değilse bile, insanı içinden kurutan şeyleri unutmak zorundadırlar. Çünkü çocuk kalmak, biraz unutmayı gerektirir; dünyanın seninle kurduğu ilişkiyle, senin kendinle kurduğun ilişkiyi ayırabilmeyi de o aynı unutkanlık sağlayabilir. Hatırladıklarımız büyütür bizi. Kim bilir belki de unutmak istediklerimizle yaşamaktır ihtiyarlık dediğimiz şey.

Dünyanın ilk çocuk bayramı yaklaşıyor. Dilerim irileşmiş ellerin, yorgun gözlerin, kalınlaşmış seslerin içinde de o eski neşe bir kez daha kıpırdar. Dilerim bir kenara kaldırdığımız çocukluğumuzu yalnız hatırlamayız; ona yeniden sadık kalırız. O sadakat; insanın içindeki en temiz ısrar, en sahici umut, en bozulmamış iyiliktir. Ve biliyorum, güzel olan her şeyi hâlâ çocuk olanlar kurtaracak.

Yazarın Diğer Yazıları
Kalbin Gölgesi

Dışarısı hercai renkli. Kalktı puslu kışın perdesi. Gökyüzünü çizmek isteyenin işi kolay şimdi; parlak açık mavi. Parçalı bulutlar terki diyar eyledi. Yıldızlar döndü geri. Bu mevsimin bir yanı kiraz, bir yanı karanfil; bir yanı okul çıkışı, bir yanı deniz hesabı. Güneş, tepede kızarmış bakır bir tasa benzer. Çatlamış toprak, oluk oluk su ister. Çocukları oyun, […]

Devamını Oku
Çocuklar Kurtarır

Ses değişti, yüz değişti, yürüyüş ağırlaştı. Eller büyüdü, gözler yoruldu, omuzlara yılların yükü yerleşti. Hayat silkeledi, ruhun tozlandı. Yırtıp attığın takvim yapraklarını saydın, çok olmuş. Fakat bir inat var içinde. Onca değişikliğe rağmen öyle bir şey yapıyorsun ki, hiç değişmediğini sanıyorlar. Yorgun gözler aynı ışıkla bakıyor, büyük eller aynı şefkatle uzanıyor. Omuzlar biraz düşük belki, […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Ankara, Düşlerin Gerçek Olduğu Yerdir!

DÜŞLER KENTİ ANKARA Öyle değil midir? Ankara’nın bir “düşler kenti” olduğunu 1987’den beri haykırırım, da herkes duyar mı, kimse duymaz mı? Kimisi duyar da duymazdan mı gelir? Bastığı toprağı ayağının altında kendi varlığı için anıt kaidesi ya da çöp zannedenler ayırt etmez, edemez zaten bunu.  Bir de portal alanı çizmişim Ankara Ankara Güzel Ankara şiir […]

Devamını Oku
Müşterek İhtimalini Mümkün Kılmak: Esat Hâl’in Hafızası ve Gelecek Yolculuğu

Ankara, her bir sokağında ayrı bir hikâyenin, her köşesinde farklı bir dönemin izini taşıyan bir şehir. Bu nedenle var olan binaları, parkları, sokakları, caddeleri ve mekânları da bizlere çok şey anlatabiliyor. Cumhuriyet modernizminin planlı başkenti olma mirasını omuzlarında taşıyan bu şehir, bu güçlü mirasla birlikte kendini yenileme potansiyelini de her zaman bağrında saklar. Bugünlerde Çankaya’nın […]

Devamını Oku