Orhan Tekelioğlu
Tüm Yazıları
Küçük ve Şahane: Şili Meydanı
Ana Sayfa Tüm Yazılar Küçük ve Şahane: Şili Meydanı

Boyutları bakımından Şili Meydanı, Ankara’nın en küçük meydanı olabilir. Buna rağmen, bu küçücük üçgen şeklindeki meydanda Ankara kültür tarihinin birçok unsuru yer alır. Bu pek de şaşırtıcı değildir çünkü meydana çıkan yollardan ilkinin (Paris Caddesi) hemen yakınında Fransız Büyükelçiliği bulunur. Caddenin karşısında, meydanın diğer tarafında Güneş Sokak bulunur, birazdan yazacağım üzere, orada da Ankara kültür […]

Boyutları bakımından Şili Meydanı, Ankara’nın en küçük meydanı olabilir. Buna rağmen, bu küçücük üçgen şeklindeki meydanda Ankara kültür tarihinin birçok unsuru yer alır. Bu pek de şaşırtıcı değildir çünkü meydana çıkan yollardan ilkinin (Paris Caddesi) hemen yakınında Fransız Büyükelçiliği bulunur. Caddenin karşısında, meydanın diğer tarafında Güneş Sokak bulunur, birazdan yazacağım üzere, orada da Ankara kültür tarihi bakımından önemli bir bina bulunur. Üçgen, aşağı doğru kısa bir yokuşla bulvara bağlanır. Bağlandığı noktada Ulus-Kızılay istikametinden gelen ve Cumhuriyet Ankara’sını temsil eden Atatürk Bulvarı iki kola ayrılır; bir kol günümüzde Cinnah ismini alarak (eski ismi Dr. Vali Reşit) çok dik bir yokuşla Çankaya’ya yönelir, öteki kol ise ismini muhafaza eder ve Çankaya Köşkü’ne yumuşak bir yokuşla yönelir. Meydandan aşağıya baktığınızda önce bulvarı ve akabinde Ankara’nın bir başka ikonik noktasını, Kuğulu Parkı görürsünüz. Tabii ki ben hatırladıklarımı yazıyorum, bu yazıda daha çok okul çağlarıma (orta öğretim, üniversite) denk gelen yetmişli yıllardan söz edeceğim. Ama sözüm olsun, daha sonraki yazılarımda, Ankara’ya öğretim üyesi olarak döndükten sonra (Doksanlar ve İki binlerin ilk yarısı) “müdavimi” olduğum, Şili Meydanı’nın hemen yakınındaki Siyah Beyaz Galeri’den de sıkça söz edeceğim.

İki sayı öncesi Tahran Caddesi’ne dair yazdığım yazıda detaylı olarak anlattığım için, gençliğimin en “favori” sineması olan Çankaya Sineması ve Kilim Pastanesi’nden bu yazıda söz etmeyeceğim. Meydana dair ilk aklıma gelense içinde kimselerin oturmadığı, bakımsız ama gösterişli büyük bir bina oluyor. Paris Caddesi’nin meydandaki devamında yer alan bu metruk binanın Adnan Menderes’in olduğunu duyardık ama o kadar. Unutmayalım, 27 Mayıs Darbesi’nin halen “bayram” olarak kutlandığı bir zaman diliminden söz ediyoruz. Darbenin etkileri henüz silinmediğinden o “bina” da öyle, üstüne konuşulmayan, tarihin tozlu sayfalarında kalmış gibiydi. Neyse, meydana ismini veren anıta geçelim. Tam ortada, Şili’nin ulusal lideri Bernardo O’Higgins için 1970 yılında dikilmiş olan mütevazı bir anıt vardı. Ansiklopedik bilgilere göre, Şili Büyükelçiliği 1941 yılında açılmış ama elimdeki gençlik yıllarıma denk gelen haritalarında elçiliğin yerini bulamadım. O yıllarda birçok büyükelçilik o civarda olduğu için meydanın da Şili Elçiliği’ne yakın bir noktada açılmış olabileceğini düşünmüştüm. Belki, Latin Amerika kökenli bir başka elçilik, Şili’nin sefaret işlerini yürütüyordu.

Dayanamıyor sıkça yazıyorum, memleketimizdeki en tuhaf adetlerden biri olan, sokak, cadde isimlerini değiştirmek bir şehrin kültürel tarihini anlama bakımından ciddi sorunlara yol açıyor. Bunun en güzel örneklerinden biri de Ankara şarküteri kültürünün en önemli dükkânlarından biri olan Güven Çiftliği’nin (sonradan Güven Market) isminde ete kemiğe bürünüyor. Ayrıca “Güven”, o bölgede sadece bu şarküteri için kullanılmamıştı: devrin en iyi hastanelerinden birinin ismi de Güven Hastanesi’ydi. Yabancı dil bilen personeliyle hastane o yıllarda çevredeki elçilik mensuplarına, Kavaklıdere, Ayrancı bölgesinde oturan devlet erkânına ve şehrin geliri yüksek kesimine hizmet verirdi. Aklınıza “güven” sözcüğünün anlamı nedeniyle tercih edildiği gelebilir, akla yatkın ama meydandan geçen bir diğer sokağın isminin “Güven” olduğunu yazdığımda ne düşüneceksiniz? Şimdiki haritalarda meydana çıkan kısacık yokuşun ismi Kavaklıdere Caddesi olarak görünüyor, meydandan sonraki devamında ise Kuveyt Caddesi. Hâlbuki, eskiden böyle bir ikili isimlendirme olmadığı gibi, yolun ismi de mütevazıydı, “Güven Sokak”. İşte Güven Çiftliği de, meydandan geçen Güven Sokak’ın üstündeydi, yanılmıyorsam yanında da bir postane vardı. Şarküterinin sahibi Bekir Köprülü, dükkânında sattığı yiyecek içecek konusunda titizlenen, sadece kendisine satış yapan çiftliklerle, mandıralarla anlaşıp dükkânı için özel ürünler hazırlatan biriydi. Devrin birçok tanınmış siması (siyasetçiler, kültür insanları) ve yabancı ürünler de bulunabildiğinden yabancı elçilik mensupları bu şarküteriden alışveriş yapardı.

Güneş Sokak’taki binaya gelince: oradaki bir bina kulüplerde, müzikhollerde çalan birçok müzisyen için çok önemliydi. İthalatın kısıtlı olduğu yıllarda müzik aletlerine («ekmek teknelerine») çocukları gibi bakan müzisyenler bozulmuş cihazlarını tamir için Ergun Mutluay’a götürürdü. ODTÜ mezunu Mutluay, daha sonra yerleşeceği Bodrum’da mimar olarak bilinse de Ankaralı müzisyenler için efsanevi bir elektronikçiydi. Aynı binanın bir üst katında ise Alpay ile Müjdat Akgün’ün stüdyosu bulunurdu. Alpay da katıksız bir Ankara müzik efsanesidir. Son olarak: Güven Çiftliği’nin tam karşısındaki Şan Apartmanı ünlü şef Rengim Gökmen’in aile apartmanıdır. Annesi Muazzez Gökmen, şehrin en önemli şan öğretmenlerinden biridir, eşi Muzaffer Bey ise operada ses sanatçısıdır. Anlayacağınız, küçük, şahane bir meydandır Şili Meydanı. Bu vesileyle Allende’yi de saygıyla analım.

Yazarın Diğer Yazıları
Bak şu tercüme bürosunun yaptıklarına!

Daha önceki bir yazımda, kendime amfi, hoparlör yapmak için Konya Sokak’taki elektronikçiler çarşısına gittiğimden söz etmiştim, ama nasıl, ondan söz etmemiştim. Önce Küçükesat son duraktaki evimizden çıkıp oradan Bülbülderesi Caddesi’ne yürür, yolcularını boşalttıktan sonra ring yaparak Ulus’a dönen Seyranbağları minibüsüne biner, Anafartalar Çarşısı’nın arka kapısının tam karşısındaki ara sokaktaki minibüs son durağında inerdim. Tuhaf aksesuarlarla […]

Devamını Oku
Gündüzler Sıcak, Akşamlar Serindi

Çocukluğum, ilk gençliğim bağlamında akşamların biz “çocuklar” için sokaklarda korkusuzca yaşanabildiği son çocuklardan, son gençlerden biri olduğumu söyleyebilirim. Tabii ki söylemeye çalıştığım, liseyi bitirdiğim 1975 yılına kadar süren, ailelerin çocuklarını rahatça sokağa gönderebildiği altmışlardan başlayarak gelen yıllar. Yaşım itibarıyla ben altmışların ortasından sonrasını hatırlıyorum. Biliyorsunuz, yetmişlerin ortasından itibaren siyasi çatışmalar başladı, sokaklar güvenilmez bir hale […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Eylül gelince Ankara gençleşir

Kızılay, Cebeci, Beşevler, Bahçelievler, Emek, Balgat, 100. Yıl, oradan Eskişehir yolu ve oradan da Hacettepe, ODTÜ, Bilkent hattının bir temmuz-ağustosta, bir de eylülün sonlarına doğru tepeden fotoğrafını çekmek mümkün olsa keşke. Benim gözümde, tepeden değil belki ama yerden çekilmiş çok fazla görüntüsü var bu hattın. Biraz anlatmam gerekirse, temmuz-ağustosta her yer bomboş, trafik hep rahat, […]

Devamını Oku
Ankara’da güz, edebiyat ve zaman

UYANAN ŞEHİR “Son kuşlar da geçiyor / Biten bir sevda gibi / Uyanıyor Ankara…” Murat Yetkin’in şiirinden Eftal Küçük’ün bestelediği ve Çağdaş Türkü’nün seslendirdiği bu şarkı, şehre yabancı olanlarda bile bir “Ankara” duygusu yaratıyor. Hele mevsim sonbaharsa, tanıdık bir şehrin bildik bir havası etrafınızı sarıyor. Şarkının dizelerindeki gibi “Uyanıyor Ankara”: Günün ilk ışıklarıyla insanlar sokaklara […]

Devamını Oku