27 Aralık 1919… Tam 105 yıl önce Mustafa Kemal Paşa (Atatürk) Ankara’ya geldi. Ankara o günden itibaren kurtuluşun karargâhı oldu. Atatürk, emperyalizme karşı “ulusal bağımsızlık”, saraya-sultana karşı “ulusal egemenlik”, geri kalmışlığa karşı “çağdaş uygarlık” mücadelesini daha çok Ankara’dan yürüttü. Türkiye’de, üzerine padişah gölgesi düşmeyen ilk meclis; TBMM, 23 Nisan 1920’de Ankara’da açıldı. Yeni Türk Devleti’nin […]
27 Aralık 1919… Tam 105 yıl önce Mustafa Kemal Paşa (Atatürk) Ankara’ya geldi. Ankara o günden itibaren kurtuluşun karargâhı oldu. Atatürk, emperyalizme karşı “ulusal bağımsızlık”, saraya-sultana karşı “ulusal egemenlik”, geri kalmışlığa karşı “çağdaş uygarlık” mücadelesini daha çok Ankara’dan yürüttü. Türkiye’de, üzerine padişah gölgesi düşmeyen ilk meclis; TBMM, 23 Nisan 1920’de Ankara’da açıldı. Yeni Türk Devleti’nin temelleri Ankara’da atıldı. Türkiye, 1919-1923 arasında Ankara’da can buldu. Ankara, 1923’te Türkiye Cumhuriyeti’ne başkent oldu.
Peki, ama 27 Aralık 1919’da Mustafa Kemal Paşa (Atatürk), neden ve nasıl Ankara’ya geldi? Yolculuk öncesinde ve yolculuk sırasında neler oldu? Atatürk Ankara’da nasıl karşılandı?
KURTULUŞUN KARARGÂHI: ANKARA
Atatürk, Mayıs 1919’da Anadolu’ya geçtikten sonra, Temmuz 1919’da Erzurum, Eylül 1919’da Sivas kongrelerini toplamış, bu kongrelerde vatanın bağımsızlığına yönelik kararlar alınmış; vatanın bütünlüğünü, milletin bağımsızlığını sağlamak için de Atatürk’ün başkanlığında, ulusu temsil etmek için bir “Temsil Heyeti” kurulmuştu. Ancak Temsil Heyeti’nin, ulusal direnişi örgütlemesi için Anadolu’da sağlam bir karargâha ihtiyacı vardı.
Atatürk, Kurtuluş Savaşı’nı, hem merkezi, hem güvenli, hem de cephelere çok uzak olmayan Ankara’dan yönetmeye karar verdi. Gerçi 1920’lerde Ankara haraptı, Ankara yoksuldu. Ekonomisi çökmüştü. Fakat Ankara ulusal direnişten yanaydı. İstanbul’da olmayan o “kurtuluş inancı” Ankara’da vardı. Ayrıca Ankara, köklü geleneklere sahipti; her şeyden önce Ankara, Türk kültürünün yaşadığı bir kentti. Örneğin, Oğuz töresi hâlâ burada varlığını sürdürüyordu. Ahilik kurumu ve lonca geleneği vardı. Ahilik ve loncalar zor zamanlarında, birlik bütünlük, dayanışma ve yardımlaşma ile toplumu ayakta tutmayı başarmıştı. Ayrıca çeşitli tekkeler, seymenler, zeybekler, esnaf cemiyetleriyle Ankara, hem örgütlü hem düzenli ve disiplinli hem de hareketli ve dinamik bir görünüme sahipti. Ankara’da, saray saltanatının ağzına bakmadan, kendi kaderini kendi eline alma kararlığını gösteren kitleler vardı.
İşte Atatürk, bütün bu nedenlerle ulusal kurtuluş mücadelesinin karargâhı olarak Ankara’yı seçti.
Şimdi Temsil Heyeti, Sivas’tan Ankara’ya geçecekti. Ancak 1919 kışında bu hiç de kolay değildi.
SİVAS’TAN KIRŞEHİR’E
Tarih: 18 Aralık 1919 Perşembe, sabah saatleri…
O gün Temsil Heyeti Sivas’tan Ankara’ya hareket edecekti. Hava buz gibiydi. Kar yağıyordu. Sivas Lisesi’nin önü Mustafa Kemal Paşa’yı (Atatürk’ü) uğurlamaya gelen Sivaslılarla doluydu. Kapıda, üstü açık, ikisi dolma, biri şişme lastikli üç otomobil bekliyordu. 1. otomobilde Temsil Heyeti Reisi Atatürk, Temsil Heyeti üyelerinden eski Bahriye Nazırı Rauf Bey, eski Washington Büyükelçisi Ahmet Alfred Rüstem Bey; 2. otomobilde eski Bitlis Valisi Mazhar Müfit, eski Mutasarrıf İbrahim Süreyya, yaverler Cevat Abbas ve Muzaffer; 3. otomobilde Bnb. Hüsrev, Bnb. Refik, Hakkı Behiç ve Yzb. Bedri beyler yolculuk edecekti.
Mazhar Müfit (Kansu), yolculuktan önce, “Bütün mevcut nakdimiz ancak yol için 20 yumurta 1 okka peynir ve 10 ekmeğe yettiğinden bunları aldırdık.” diyor. “Para bulamazsak yolda aç kalma ihtimali vardı.” diye de ekliyor. Mazhar Müfit, yola çıkmadan önce bir kefil ve senet karşılığı Sivas Osmanlı Bankası’ndan biraz borç para bulmuştu. Otomobillerin lastiklerini ve benzini de Sivas Amerikan Mektebi’nden almıştı.
Hareket anını Mazhar Müfit Kansu’dan dinleyelim: “Hava çok soğuk, yerler karla kaplı ve bir taraftan da kar yağmakta idi. Otomobiller açık olduğundan tabii kar içinde gidiyorduk… Karlar içinde üç otomobil, ancak saatte 20-25 km. süratle yola devama başladık.”
Atatürk ve beraberindekiler 19 Aralık 1919’da Kayseri’ye vardılar. Yolculuk çok zordu. Yolda Mazhar Müfit’in bulunduğu otomobilin lastiği patladı. Bir yerde de kara saplandılar. Kayseri’den gelen yardımla kurtarıldılar. O gece Kayseri’de misafir edildiler.
Atatürk ve beraberindekiler 21 Aralık’ta Mucur’a geldiler. O gece Mucur’da kaldılar. 22 Aralık’ta Mucur’dan Hacıbektaş’a geçtiler. Hacıbektaş’ta Çelebi Cemalettin Efendi’nin misafiri oldular. Ertesi gün, Salih Niyazi Baba’yla Hacıbektaş Türbesi’ni; Kırklar Meydanı’nı, camiyi, Balım Sultan’ı gezdiler. Sonra Hacıbektaş’tan ayrılıp tekrar Mucur’a geldiler. Geceyi Mucur’da geçirdiler.
Atatürk, Ankara’ya giderken Hacıbektaş’a uğrayarak Alevilerin ve Bektaşilerin desteğini de aldı.
Atatürk ve beraberindekiler 24 Aralık’ta Kırşehir’e geldiler. Hava çok soğuktu. Kırşehir Gençler Derneği günler önceden hazırlık yapmıştı. 200 atlı Gölhisar Çiftliği tepelerinde, büyük bir kalabalık da kentin girişindeki Kılıççı Köprüsü’nde Atatürk’ü bekliyordu. Derken üç otomobil karşıda görüldü. Otomobiller Kılıççı Köprüsü’nde durdu. Vali Ali Hikmet, Atatürk’e “Hoş geldiniz?” dedi. Kırşehir ileri gelenlerini takdim etti. Kurbanlar kesildi. Yol kenarındaki tarlada Atatürk’ün gelişi şerefine Kırşehirli gençler cirit oynadılar. Sonra tekrar otomobillere binildi. Kente girildi. İlkokul öğrencileri Atatürk’ü selamladılar. Atatürk bir süre hükümet konağında dinlendi. Sonra belediyeyi, okulu ziyaret etti. Gençler Derneği’ne davet edildi. Atatürk burada gençlere çok etkili bir konuşma yaptı. Kuvâyı Milliye’ye, milli iradeye, ulusal direnişe vurgu yaptı. O gece Kırşehir’de kaldılar. Ertesi gün Kaman’a geçtiler. Geceyi Kaman’da geçirdiler.
ANKARA ATATÜRK’Ü KARŞILAMAYA HAZIRLANIRKEN
Ankara günlerdir Atatürk’ü karşılamaya hazırlanıyordu. İstanbul Hükümeti’nin valisi Muhittin Paşa, milli kuvvetlerce Ankara’dan çıkarılmış, yerine Yahya Galip Bey getirilmişti. Ankara’nın güvenliğini Ali Fuat Paşa sağlıyordu. Tüm hazırlıklar tamamdı. En önemli hazırlık Seymen Alayı’nın kurulmasıydı. Enver Behnan Şapolyo anlatıyor:
“Ankara halkı, tarihin pek eski devirlerinden beri Seymen düzülme adı verilen bir Türk ananesini milli vicdanında gizli bir sır olarak yaşatmakta idi. Seymen Alayı daima kızılca günlerde kurulurdu. Yani milli felaket günlerinde, bir beyliğin ve bir devletin yıkılış sıralarında; halk yeni bir devlet kurmak ve başlarına yeni bir reis seçmek istediğinde Seymen Alayı kurulurdu. Bu alay yeni devleti kurar, yeni reisi seçerdi. Bu töre, Türk’ün mucizeli bir mefkûresiydi. Bu sebepledir ki Oğuzlar tarihin hiçbir devrinde devletsiz kalmamışlardı…”
Ankaralılar cuma günü Namazgâh adlı tepede toplanmışlar, orada öğle namazı kılıp dua etmişler ve oraya bir sancak dikmişlerdi.
Atatürk, 27 Aralık 1919 Cumartesi günü Ankara’ya gelecekti. Kış başlangıcıydı. Dağlara, yüksek yerlere, Dikmen sırtlarına kar yağmıştı. Fakat o cumartesi günü hava günlük güneşlikti.
O sabah Ankaralılar davul zurna sesleriyle uyandılar. İhtiyar dilsiz Ahraz İbrahim, Atatürk’ün Ankara’ya geleceği haberini veren ajansı satıyordu. Öğleye doğru da Ankara’nın meşhur tellallarından Ali Dayı gür sesiyle “Mustafa Kemal Paşa geliyor, herkes aşağı yüze insin!” diye bağırıyordu. Günlerdir sabırsızlıkla Atatürk’ü bekleyen Ankaralıların heyecanı büsbütün artmıştı. Kentte bir bayram havası vardı. Yaşlılar, hastalar ve bebeklerden başka herkes sokağa dökülmüştü.
Öğleüstü Ulucanlar’dan kalkan Seymen Alayı, Hacıbayram Camisi’nin önünde toplandı. Kayyum Dede dua etti. Kurban kesildi. 700 yaya Seymen ve 3000 atlı Zeybek kıyafetinde Seymen düzülmüştü. Üç grup Seymen Alayı vardı. Her grubun başında birer Seymen bayrak taşıyordu. Bayrakların önünde baltacılar, sağ omuzlarında iri baltalar, sırtlarında silahlarıyla ağır ağır ilerliyordu. Yaya Seymenlerin arkasından atlı Zeybek kıyafetli Seymenler geliyordu. Atlı erkekler arasında Ertuğrul Gazi dönemindeki “Bacı Erenler” gibi kadınlar da vardı. Seymen Alayı’nın ardından rengârenk cübbeleriyle Ankara’daki çeşitli tarikatlara mensup dervişler geliyordu. Dervişler, ellerindeki kudumları ve halile adlı iri zilleri çalarak, hu çekerek, yanaklarında topuzlar, hatta karınlarına sokulmuş kılıçlarla ilerliyorlardı. Dervişlerin ardından esnaf loncaları geliyordu. Keçeciler, bakırcılar, demirciler, çıkrıkçılar, nalburlar, tiftikçiler, kasaplar, bahçıvanlar, urgancılar, saraçlar, kunduracılar, terziler, dokumacılar… Esnaf bayraklarının ardından ilerliyorlardı. Esnaf ve sanatkârları Ankara’nın okulları takip ediyordu. Öğrenciler ellerinde bayraklarla öğretmenlerin gözetiminde ikişerli sıra halinde yürüyordu. Tüm kafilenin en önünde çocuk Seymenler yürüyordu. 50 davul 30 zurna kafileye eşlik ediyordu.
Seymen Alayı’nın bir kısmı İncesu Köprüsü’nden Dikmen bağlarına, bir kısmı da Çankaya bağları batısındaki Kızılyokuş’un eteklerine dizildi. Seymenlerin bir kısmı ise istasyon yoluna sıralandı. Bir takım jandarma ve 25 polis de resmi karşılama için oradaydı. Halk da üçe ayrılmıştı. Bir kısmı Namazgâh tepesinde, bir kısmı Yenişehir’in olduğu yerde, bir kısmı da istasyon yolunda bekliyordu.
Resmi karşılama heyetinde Müdafaai Hukuk Cemiyeti üyelerinden Müftü Rifat Efendi, Bnb. Fuat Bey, Kınacızade Şakir Bey, Aktarbaşızade Rasim Bey gibi pek çok kişi vardı. Dikmen bağlarının eteğinde de Emin (Sazak) ve Ankara esnafından Naşit Efendi bekliyordu. 20. Kolordu Komutanı Ali Fuat Paşa ve Vali Vekili Yahya Galip Bey ise Gölbaşı’na kadar gitmişlerdi.
Saat hayli ilerlemişti. Herkesin gözü yoldaydı.
ANKARA, ATATÜRK’LE BULUŞUYOR
27 Aralık 1919 Cumartesi… Saat 15.10’u gösteriyordu. Tam o sırada uzaklardan bir otomobilin korna sesi duyuldu. Kızılyokuş toz dumana karıştı. İki otomobil, alkışlar ve “Yaşa!..” sesleri arasında homurdanarak ilerliyordu. Çankaya ve Dikmen sırtarında güzel sesli hafızlar ezan ve salat okuyordu. Davullar zurnalar yeri göğü inletiyordu. Anafartalar Kahramanı Mustafa Kemal Paşa (Atatürk) geliyordu.
Atatürk, Gölbaşı’nda kendisini karşılamaya gelen Ali Fuat Paşa ile Yahya Galip Bey’i kendi otomobiline aldı. Otomobiller yola devam etti. Kızılyokuş’un altında iki büyük sancak dikilmişti. Otomobiller orada durdu. İki kurban kesildi. Biraz ileride bir kurban daha kesildi. Karşılama heyeti de burada bekliyordu. Atatürk otomobilinden indi. Bir elinde bastonu, başında boz bir kalpak, sırtında yine boz ve kemerli bir pardösü vardı. Herkesin ayrı ayrı elini sıktı. Biraz yürüdü. Zeybek kıyafetindeki 700 Seymenle karşılaştı.
“Merhaba Efeler!” diye seslendi. “
“Sağ ol paşa hazretleri” dediler.
“Arkadaşlar buraya niçin geldiniz?” diye sordu.
“Millet yolunda kanımızı akıtmak için geldik” dediler.
“Fikrinizde sabit misiniz?” diye sordu.
“Ant olsun!” diye bağırdılar.
Atatürk, “Var olun yiğitler!” diyerek ilerledi.
Halk, “Yaşa, var ol!” sesleriyle ortalığı inletiyordu.
Atatürk yürüyor, otomobil onu takip ediyordu.
Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’nin kurulacağı yerde Ankara uleması bekliyordu. En başta Müftü Rifat Efendi (Börekçi) Efendi vardı. Rifat Efendi, Atatürk’e, “Hoş geldiniz, safa geldiniz. Memleketimizi aydınlattınız. Canla başla sizinle beraberiz.” dedi. Atatürk de Rifat Efendi’ye teşekkür etti. Sonra tekrar otomobiline binerek istasyona doğru ilerledi. Orada kendisini bekleyen kalabalığı görünce yine otomobilden indi. Onlarla görüştükten sonra tekrar otomobile bindi. İstasyon meydanında jandarma takımı ve polisleri selamladıktan sonra biraz ilerledi. Yine bir Seymen alayıyla karşılaştı. En önde bir elinde bayrak, bir elinde pala ve boynunda Kuran’la Güveçli İbrahim bekliyordu. Atatürk ona yaklaştı. Kuran ile bayrağın ucunu öptü. “Nasılsın?” diye sordu. Daha sonra yine otomobiline binerek kente girdi. Ankara Palas’ın olduğu yerde öğrencilerin tezahüratıyla karşılaştı. Meclis binası olacak yapının önünden geçerek Ulus Meydanı’na geldi. Oradan hükümet konağına geçti. Hükümet konağı civarında büyük bir kalabalık toplanmıştı. Hoca Hasan Efendi bir dua okudu. Vali Vekili Yahya Galip Bey, Ankara halkının sonuna kadar Atatürk’le birlikte çalışacağına söz verdi. Hava güneşli olmasına karşılık akşama doğru soğuk şiddetini artırmıştı. Atatürk orada dizilmiş olan kız öğrencilerin üşüdüklerini gördü. Yahya Galip Bey’den “çocukların gitmelerini” istedi. O sırada davul zurna çalmaya devam ediyor, Seymenler karşılıklı zeybek oynuyordu.
Atatürk karşılama töreni sonrasında kolordu karargâhında Ali Fuat Paşa ve Halis beylerle askeri durumu konuştu. Sonra da misafir edileceği Keçiören yolu üzerindeki Ziraat Mektebi’ne geçti. Burası Temsil Heyeti’nin karargâhı olarak hazırlanmıştı. Ankara’da Atatürk’ün ilk ikametgâhı bu bina oldu. Atatürk, ulusal direnişin temellerini bu binada hazırladı.
Ankara, emperyalist Batı’nın “Hasta Adam” dediği ölüm döşeğindeki Osmanlı’yı değil, Batı emperyalizmine karşı direnen yeni Türkiye’yi temsil ediyordu. Ankara, saltanatın ve sarayın değil, ulus iradesinin ve TBMM’nin karargâhıydı. 27 Aralık 1919’da Atatürk’ün Ankara’ya gelmesiyle Türkiye’nin kaderi değişti. Vatanın bağımsızlık, ulusun egemenlik ve toplumun çağdaşlık savaşı Ankara’dan yürütüldü. Türkiye Cumhuriyeti, Ankara’dan yükseldi.
KAYNAKÇA: Enver Behnan Şapolyo, Kemal Atatürk ve Milli Mücadele Tarihi, İstanbul, 1958- Şevket Süreyya Aydemir, Tek Adam Mustafa Kemal (1919-1922), C.II, İstanbul, 2009.- Mazhar Müfit Kansu, Erzurum’dan Ölümüne Kadar Atatürk’le Beraber, C.II, Ankara, 1997.- Gazi Mustafa Kemal, Nutuk, İstanbul, 2002; Sinan Meydan, Kurtuluştan Kuruluşa Cumhuriyet, İstanbul, 2023.
27 Aralık 1919… Tam 105 yıl önce Mustafa Kemal Paşa (Atatürk) Ankara’ya geldi. Ankara o günden itibaren kurtuluşun karargâhı oldu. Atatürk, emperyalizme karşı “ulusal bağımsızlık”, saraya-sultana karşı “ulusal egemenlik”, geri kalmışlığa karşı “çağdaş uygarlık” mücadelesini daha çok Ankara’dan yürüttü. Türkiye’de, üzerine padişah gölgesi düşmeyen ilk meclis; TBMM, 23 Nisan 1920’de Ankara’da açıldı. Yeni Türk Devleti’nin temelleri Ankara’da atıldı. Türkiye, 1919-1923 arasında Ankara’da can buldu. Ankara, 1923’te Türkiye Cumhuriyeti’ne başkent oldu.
Peki, ama 27 Aralık 1919’da Mustafa Kemal Paşa (Atatürk), neden ve nasıl Ankara’ya geldi? Yolculuk öncesinde ve yolculuk sırasında neler oldu? Atatürk Ankara’da nasıl karşılandı?
KURTULUŞUN KARARGÂHI: ANKARA
Atatürk, Mayıs 1919’da Anadolu’ya geçtikten sonra, Temmuz 1919’da Erzurum, Eylül 1919’da Sivas kongrelerini toplamış, bu kongrelerde vatanın bağımsızlığına yönelik kararlar alınmış; vatanın bütünlüğünü, milletin bağımsızlığını sağlamak için de Atatürk’ün başkanlığında, ulusu temsil etmek için bir “Temsil Heyeti” kurulmuştu. Ancak Temsil Heyeti’nin, ulusal direnişi örgütlemesi için Anadolu’da sağlam bir karargâha ihtiyacı vardı.
Atatürk, Kurtuluş Savaşı’nı, hem merkezi, hem güvenli, hem de cephelere çok uzak olmayan Ankara’dan yönetmeye karar verdi. Gerçi 1920’lerde Ankara haraptı, Ankara yoksuldu. Ekonomisi çökmüştü. Fakat Ankara ulusal direnişten yanaydı. İstanbul’da olmayan o “kurtuluş inancı” Ankara’da vardı. Ayrıca Ankara, köklü geleneklere sahipti; her şeyden önce Ankara, Türk kültürünün yaşadığı bir kentti. Örneğin, Oğuz töresi hâlâ burada varlığını sürdürüyordu. Ahilik kurumu ve lonca geleneği vardı. Ahilik ve loncalar zor zamanlarında, birlik bütünlük, dayanışma ve yardımlaşma ile toplumu ayakta tutmayı başarmıştı. Ayrıca çeşitli tekkeler, seymenler, zeybekler, esnaf cemiyetleriyle Ankara, hem örgütlü hem düzenli ve disiplinli hem de hareketli ve dinamik bir görünüme sahipti. Ankara’da, saray saltanatının ağzına bakmadan, kendi kaderini kendi eline alma kararlığını gösteren kitleler vardı.
İşte Atatürk, bütün bu nedenlerle ulusal kurtuluş mücadelesinin karargâhı olarak Ankara’yı seçti.
Şimdi Temsil Heyeti, Sivas’tan Ankara’ya geçecekti. Ancak 1919 kışında bu hiç de kolay değildi.
SİVAS’TAN KIRŞEHİR’E
Tarih: 18 Aralık 1919 Perşembe, sabah saatleri…
O gün Temsil Heyeti Sivas’tan Ankara’ya hareket edecekti. Hava buz gibiydi. Kar yağıyordu. Sivas Lisesi’nin önü Mustafa Kemal Paşa’yı (Atatürk’ü) uğurlamaya gelen Sivaslılarla doluydu. Kapıda, üstü açık, ikisi dolma, biri şişme lastikli üç otomobil bekliyordu. 1. otomobilde Temsil Heyeti Reisi Atatürk, Temsil Heyeti üyelerinden eski Bahriye Nazırı Rauf Bey, eski Washington Büyükelçisi Ahmet Alfred Rüstem Bey; 2. otomobilde eski Bitlis Valisi Mazhar Müfit, eski Mutasarrıf İbrahim Süreyya, yaverler Cevat Abbas ve Muzaffer; 3. otomobilde Bnb. Hüsrev, Bnb. Refik, Hakkı Behiç ve Yzb. Bedri beyler yolculuk edecekti.
Mazhar Müfit (Kansu), yolculuktan önce, “Bütün mevcut nakdimiz ancak yol için 20 yumurta 1 okka peynir ve 10 ekmeğe yettiğinden bunları aldırdık.” diyor. “Para bulamazsak yolda aç kalma ihtimali vardı.” diye de ekliyor. Mazhar Müfit, yola çıkmadan önce bir kefil ve senet karşılığı Sivas Osmanlı Bankası’ndan biraz borç para bulmuştu. Otomobillerin lastiklerini ve benzini de Sivas Amerikan Mektebi’nden almıştı.
Hareket anını Mazhar Müfit Kansu’dan dinleyelim: “Hava çok soğuk, yerler karla kaplı ve bir taraftan da kar yağmakta idi. Otomobiller açık olduğundan tabii kar içinde gidiyorduk… Karlar içinde üç otomobil, ancak saatte 20-25 km. süratle yola devama başladık.”
Atatürk ve beraberindekiler 19 Aralık 1919’da Kayseri’ye vardılar. Yolculuk çok zordu. Yolda Mazhar Müfit’in bulunduğu otomobilin lastiği patladı. Bir yerde de kara saplandılar. Kayseri’den gelen yardımla kurtarıldılar. O gece Kayseri’de misafir edildiler.
Atatürk ve beraberindekiler 21 Aralık’ta Mucur’a geldiler. O gece Mucur’da kaldılar. 22 Aralık’ta Mucur’dan Hacıbektaş’a geçtiler. Hacıbektaş’ta Çelebi Cemalettin Efendi’nin misafiri oldular. Ertesi gün, Salih Niyazi Baba’yla Hacıbektaş Türbesi’ni; Kırklar Meydanı’nı, camiyi, Balım Sultan’ı gezdiler. Sonra Hacıbektaş’tan ayrılıp tekrar Mucur’a geldiler. Geceyi Mucur’da geçirdiler.
Atatürk, Ankara’ya giderken Hacıbektaş’a uğrayarak Alevilerin ve Bektaşilerin desteğini de aldı.
Atatürk ve beraberindekiler 24 Aralık’ta Kırşehir’e geldiler. Hava çok soğuktu. Kırşehir Gençler Derneği günler önceden hazırlık yapmıştı. 200 atlı Gölhisar Çiftliği tepelerinde, büyük bir kalabalık da kentin girişindeki Kılıççı Köprüsü’nde Atatürk’ü bekliyordu. Derken üç otomobil karşıda görüldü. Otomobiller Kılıççı Köprüsü’nde durdu. Vali Ali Hikmet, Atatürk’e “Hoş geldiniz?” dedi. Kırşehir ileri gelenlerini takdim etti. Kurbanlar kesildi. Yol kenarındaki tarlada Atatürk’ün gelişi şerefine Kırşehirli gençler cirit oynadılar. Sonra tekrar otomobillere binildi. Kente girildi. İlkokul öğrencileri Atatürk’ü selamladılar. Atatürk bir süre hükümet konağında dinlendi. Sonra belediyeyi, okulu ziyaret etti. Gençler Derneği’ne davet edildi. Atatürk burada gençlere çok etkili bir konuşma yaptı. Kuvâyı Milliye’ye, milli iradeye, ulusal direnişe vurgu yaptı. O gece Kırşehir’de kaldılar. Ertesi gün Kaman’a geçtiler. Geceyi Kaman’da geçirdiler.
ANKARA ATATÜRK’Ü KARŞILAMAYA HAZIRLANIRKEN
Ankara günlerdir Atatürk’ü karşılamaya hazırlanıyordu. İstanbul Hükümeti’nin valisi Muhittin Paşa, milli kuvvetlerce Ankara’dan çıkarılmış, yerine Yahya Galip Bey getirilmişti. Ankara’nın güvenliğini Ali Fuat Paşa sağlıyordu. Tüm hazırlıklar tamamdı. En önemli hazırlık Seymen Alayı’nın kurulmasıydı. Enver Behnan Şapolyo anlatıyor:
“Ankara halkı, tarihin pek eski devirlerinden beri Seymen düzülme adı verilen bir Türk ananesini milli vicdanında gizli bir sır olarak yaşatmakta idi. Seymen Alayı daima kızılca günlerde kurulurdu. Yani milli felaket günlerinde, bir beyliğin ve bir devletin yıkılış sıralarında; halk yeni bir devlet kurmak ve başlarına yeni bir reis seçmek istediğinde Seymen Alayı kurulurdu. Bu alay yeni devleti kurar, yeni reisi seçerdi. Bu töre, Türk’ün mucizeli bir mefkûresiydi. Bu sebepledir ki Oğuzlar tarihin hiçbir devrinde devletsiz kalmamışlardı…”
Ankaralılar cuma günü Namazgâh adlı tepede toplanmışlar, orada öğle namazı kılıp dua etmişler ve oraya bir sancak dikmişlerdi.
Atatürk, 27 Aralık 1919 Cumartesi günü Ankara’ya gelecekti. Kış başlangıcıydı. Dağlara, yüksek yerlere, Dikmen sırtlarına kar yağmıştı. Fakat o cumartesi günü hava günlük güneşlikti.
O sabah Ankaralılar davul zurna sesleriyle uyandılar. İhtiyar dilsiz Ahraz İbrahim, Atatürk’ün Ankara’ya geleceği haberini veren ajansı satıyordu. Öğleye doğru da Ankara’nın meşhur tellallarından Ali Dayı gür sesiyle “Mustafa Kemal Paşa geliyor, herkes aşağı yüze insin!” diye bağırıyordu. Günlerdir sabırsızlıkla Atatürk’ü bekleyen Ankaralıların heyecanı büsbütün artmıştı. Kentte bir bayram havası vardı. Yaşlılar, hastalar ve bebeklerden başka herkes sokağa dökülmüştü.
Öğleüstü Ulucanlar’dan kalkan Seymen Alayı, Hacıbayram Camisi’nin önünde toplandı. Kayyum Dede dua etti. Kurban kesildi. 700 yaya Seymen ve 3000 atlı Zeybek kıyafetinde Seymen düzülmüştü. Üç grup Seymen Alayı vardı. Her grubun başında birer Seymen bayrak taşıyordu. Bayrakların önünde baltacılar, sağ omuzlarında iri baltalar, sırtlarında silahlarıyla ağır ağır ilerliyordu. Yaya Seymenlerin arkasından atlı Zeybek kıyafetli Seymenler geliyordu. Atlı erkekler arasında Ertuğrul Gazi dönemindeki “Bacı Erenler” gibi kadınlar da vardı. Seymen Alayı’nın ardından rengârenk cübbeleriyle Ankara’daki çeşitli tarikatlara mensup dervişler geliyordu. Dervişler, ellerindeki kudumları ve halile adlı iri zilleri çalarak, hu çekerek, yanaklarında topuzlar, hatta karınlarına sokulmuş kılıçlarla ilerliyorlardı. Dervişlerin ardından esnaf loncaları geliyordu. Keçeciler, bakırcılar, demirciler, çıkrıkçılar, nalburlar, tiftikçiler, kasaplar, bahçıvanlar, urgancılar, saraçlar, kunduracılar, terziler, dokumacılar… Esnaf bayraklarının ardından ilerliyorlardı. Esnaf ve sanatkârları Ankara’nın okulları takip ediyordu. Öğrenciler ellerinde bayraklarla öğretmenlerin gözetiminde ikişerli sıra halinde yürüyordu. Tüm kafilenin en önünde çocuk Seymenler yürüyordu. 50 davul 30 zurna kafileye eşlik ediyordu.
Seymen Alayı’nın bir kısmı İncesu Köprüsü’nden Dikmen bağlarına, bir kısmı da Çankaya bağları batısındaki Kızılyokuş’un eteklerine dizildi. Seymenlerin bir kısmı ise istasyon yoluna sıralandı. Bir takım jandarma ve 25 polis de resmi karşılama için oradaydı. Halk da üçe ayrılmıştı. Bir kısmı Namazgâh tepesinde, bir kısmı Yenişehir’in olduğu yerde, bir kısmı da istasyon yolunda bekliyordu.
Resmi karşılama heyetinde Müdafaai Hukuk Cemiyeti üyelerinden Müftü Rifat Efendi, Bnb. Fuat Bey, Kınacızade Şakir Bey, Aktarbaşızade Rasim Bey gibi pek çok kişi vardı. Dikmen bağlarının eteğinde de Emin (Sazak) ve Ankara esnafından Naşit Efendi bekliyordu. 20. Kolordu Komutanı Ali Fuat Paşa ve Vali Vekili Yahya Galip Bey ise Gölbaşı’na kadar gitmişlerdi.
Saat hayli ilerlemişti. Herkesin gözü yoldaydı.
ANKARA, ATATÜRK’LE BULUŞUYOR
27 Aralık 1919 Cumartesi… Saat 15.10’u gösteriyordu. Tam o sırada uzaklardan bir otomobilin korna sesi duyuldu. Kızılyokuş toz dumana karıştı. İki otomobil, alkışlar ve “Yaşa!..” sesleri arasında homurdanarak ilerliyordu. Çankaya ve Dikmen sırtarında güzel sesli hafızlar ezan ve salat okuyordu. Davullar zurnalar yeri göğü inletiyordu. Anafartalar Kahramanı Mustafa Kemal Paşa (Atatürk) geliyordu.
Atatürk, Gölbaşı’nda kendisini karşılamaya gelen Ali Fuat Paşa ile Yahya Galip Bey’i kendi otomobiline aldı. Otomobiller yola devam etti. Kızılyokuş’un altında iki büyük sancak dikilmişti. Otomobiller orada durdu. İki kurban kesildi. Biraz ileride bir kurban daha kesildi. Karşılama heyeti de burada bekliyordu. Atatürk otomobilinden indi. Bir elinde bastonu, başında boz bir kalpak, sırtında yine boz ve kemerli bir pardösü vardı. Herkesin ayrı ayrı elini sıktı. Biraz yürüdü. Zeybek kıyafetindeki 700 Seymenle karşılaştı.
“Merhaba Efeler!” diye seslendi. “
“Sağ ol paşa hazretleri” dediler.
“Arkadaşlar buraya niçin geldiniz?” diye sordu.
“Millet yolunda kanımızı akıtmak için geldik” dediler.
“Fikrinizde sabit misiniz?” diye sordu.
“Ant olsun!” diye bağırdılar.
Atatürk, “Var olun yiğitler!” diyerek ilerledi.
Halk, “Yaşa, var ol!” sesleriyle ortalığı inletiyordu.
Atatürk yürüyor, otomobil onu takip ediyordu.
Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’nin kurulacağı yerde Ankara uleması bekliyordu. En başta Müftü Rifat Efendi (Börekçi) Efendi vardı. Rifat Efendi, Atatürk’e, “Hoş geldiniz, safa geldiniz. Memleketimizi aydınlattınız. Canla başla sizinle beraberiz.” dedi. Atatürk de Rifat Efendi’ye teşekkür etti. Sonra tekrar otomobiline binerek istasyona doğru ilerledi. Orada kendisini bekleyen kalabalığı görünce yine otomobilden indi. Onlarla görüştükten sonra tekrar otomobile bindi. İstasyon meydanında jandarma takımı ve polisleri selamladıktan sonra biraz ilerledi. Yine bir Seymen alayıyla karşılaştı. En önde bir elinde bayrak, bir elinde pala ve boynunda Kuran’la Güveçli İbrahim bekliyordu. Atatürk ona yaklaştı. Kuran ile bayrağın ucunu öptü. “Nasılsın?” diye sordu. Daha sonra yine otomobiline binerek kente girdi. Ankara Palas’ın olduğu yerde öğrencilerin tezahüratıyla karşılaştı. Meclis binası olacak yapının önünden geçerek Ulus Meydanı’na geldi. Oradan hükümet konağına geçti. Hükümet konağı civarında büyük bir kalabalık toplanmıştı. Hoca Hasan Efendi bir dua okudu. Vali Vekili Yahya Galip Bey, Ankara halkının sonuna kadar Atatürk’le birlikte çalışacağına söz verdi. Hava güneşli olmasına karşılık akşama doğru soğuk şiddetini artırmıştı. Atatürk orada dizilmiş olan kız öğrencilerin üşüdüklerini gördü. Yahya Galip Bey’den “çocukların gitmelerini” istedi. O sırada davul zurna çalmaya devam ediyor, Seymenler karşılıklı zeybek oynuyordu.
Atatürk karşılama töreni sonrasında kolordu karargâhında Ali Fuat Paşa ve Halis beylerle askeri durumu konuştu. Sonra da misafir edileceği Keçiören yolu üzerindeki Ziraat Mektebi’ne geçti. Burası Temsil Heyeti’nin karargâhı olarak hazırlanmıştı. Ankara’da Atatürk’ün ilk ikametgâhı bu bina oldu. Atatürk, ulusal direnişin temellerini bu binada hazırladı.
Ankara, emperyalist Batı’nın “Hasta Adam” dediği ölüm döşeğindeki Osmanlı’yı değil, Batı emperyalizmine karşı direnen yeni Türkiye’yi temsil ediyordu. Ankara, saltanatın ve sarayın değil, ulus iradesinin ve TBMM’nin karargâhıydı. 27 Aralık 1919’da Atatürk’ün Ankara’ya gelmesiyle Türkiye’nin kaderi değişti. Vatanın bağımsızlık, ulusun egemenlik ve toplumun çağdaşlık savaşı Ankara’dan yürütüldü. Türkiye Cumhuriyeti, Ankara’dan yükseldi.
KAYNAKÇA: Enver Behnan Şapolyo, Kemal Atatürk ve Milli Mücadele Tarihi, İstanbul, 1958- Şevket Süreyya Aydemir, Tek Adam Mustafa Kemal (1919-1922), C.II, İstanbul, 2009.- Mazhar Müfit Kansu, Erzurum’dan Ölümüne Kadar Atatürk’le Beraber, C.II, Ankara, 1997.- Gazi Mustafa Kemal, Nutuk, İstanbul, 2002; Sinan Meydan, Kurtuluştan Kuruluşa Cumhuriyet, İstanbul, 2023.
Atatürk’ün The Saturday Evening Post gazetesine verdiği röportaj. “Bir zamanlar Ankara sadece kedileri ve keçileriyle ünlüydü. Bugün Anadolu’nun uzak tepelerindeki bu ağır ilerleyen eski şehrin başka, dünya çapında bir önemi var. O sadece yeniden inşa edilmiş Türk devletinin başkenti ve dolayısıyla bütün çağdaş demokrasi tecrübelerinin en renklisinin mekânı değil, aynı zamanda Dünya Savaşı’nın nihayet bulmasından […]
Devamını Oku
“17 Kasım 1922 günlü resmi bir telgrafın ilk cümlesi şu idi: Vahdettin Efendi, bu gece saraydan kaçmıştır.” (M. Kemal Atatürk, Nutuk) Son Padişah Vahdettin, 17 Kasım 1922’de, İstanbul’u işgal altında tutan İngiltere’ye sığınarak Türkiye’den kaçtı. II. Mehmet (Fatih) 1453’te İstanbul’u fethetmişti. VI. Mehmet (Vahdettin) ise 1922’de İstanbul işgal altındayken İstanbul’u işgal edenlere sığınıp kaçtı. İNGİLİZ GEMİSİYLE KAÇTI […]
Devamını Oku
Üç bin yıl önce yaşayan insanla bugünkü insan arasında, doğduğu ilk günlerde fark yoktur. Bu kadar kısa sürede genetik bir dönüşüm oluşacak değil ya. Ama bunların yirmi beş yaşına gelmiş halleri, birbirinden oldukça farklıdır. Çünkü kendilerine aktarılan insanlığın birikimi farklıdır. Kültür gelişmeler hızlı ve çalkantılı biçimde ilerliyor. Çağımızın hızlanan iletişim ve ulaşım koşulları, geçmişten kopuş […]
Devamını Oku
Yıllardır düşünürüm. Edebiyatımızdaki yenilerin birincisinin Ankara’da, üstelik Yenişehir’de ortaya çıkmış olması sadece bir tesadüf müdür? Mekânın yeni oluşu gelenekten kopmak için teşvik etmiş olmasın gençleri? Gençler dediğim, Oktay Rifat ile Orhan Veli. Özen Pastanesi’nde oturmuşlar. Şöyle hayal edin. Bütün ömrünüz boyunca daracık sokaklarda yürümüş, kargacık burgacık konaklarda, bahçeler içinde ahşap evlerde, olmadı nohut oda bakla […]
Devamını Oku