Kütahya düştü… Afyon ve Uşak düştü… Eskişehir düştü… 1921 Temmuz’unu mevsim normalleri değil endişe ve korkunun engellenemez çerağsı kavuruyordu. Oysa birkaç ay önce Sakarya’nın batısı, hürriyetin engellenemez coşkusunu körüklemişti. Gençlerimiz “Bitti bu iş!” diyor, tecrübelilerimiz kaygılanmaya devam etse de içten içe gençlerin haykırışlarına kapılıyorlardı. Fakat bozgun, bir temmuz zamanı düştü. Polatlı’dan duyulur oldu top sesleri. […]
Kütahya düştü… Afyon ve Uşak düştü… Eskişehir düştü…
1921 Temmuz’unu mevsim normalleri değil endişe ve korkunun engellenemez çerağsı kavuruyordu. Oysa birkaç ay önce Sakarya’nın batısı, hürriyetin engellenemez coşkusunu körüklemişti. Gençlerimiz “Bitti bu iş!” diyor, tecrübelilerimiz kaygılanmaya devam etse de içten içe gençlerin haykırışlarına kapılıyorlardı. Fakat bozgun, bir temmuz zamanı düştü. Polatlı’dan duyulur oldu top sesleri. Milletin makus talihini değiştirmek için kelle koltukta, zor bela
Ankara’ya ulaşan insanların kurduğu Meclis’te şehri terk etmek en ciddi ve sarsıcı gündemi oluşturmuştu.
Kayseri’ye ricat etmek gerekli görüldü…
Bir çift mavi gözün ışığına çekilen pervaneler gibiydi insanlar. Özgürlük ve bağımsızlık ateşini yakan o gözler, nereyi işaret edecek, nasıl bir çözüm geliştirecekti? Öyle ya, hep yaptığı gibi çaresizlikten en müthiş çareyi bulup çıkarmak onun maharetiydi. O, milletin içinde bulunduğu her türlü belayı yine milletin azmiyle aşacağına inanıyordu. Bu nedenle milleti temsil eden insanların evvela güvenlikleri sağlanmalı, sonra sağlıklı kararlar alabilmeleri adına en doğru yer ve şartlar hazırlanmalıydı. İşte o günlerde Ankara yavaş yavaş boşalmaya başladı. Uzakları döven topların sesi şehrin merkezinde derinden duyuluyordu. Kağnılar şehri birkaç koldan terk ediyor, Ankara tarihinin en sancılı zamanları kayda geçiyordu. Birkaç gün öncesinin zafer diye heyecanla çarpan yürekleri, hayal kırıklığı ve kaygıyla duruluyordu. O günlerde Mustafa Kemal Paşa’nın programında bir değişiklik yapıldı. Aylar önce hazırlıkları başlamış ve yapılması elzem görülmüş Maarif Kongresi, beklenmedik bozgunun gölgesinde kalmıştı ve Paşa’nın katılımı artık zor olur diye düşünüldü. Değişen programı Paşa’ya sunduklarındaysa
Mustafa Kemal Paşa kongrenin planlandığı zamanda, planlandığı yer ve saatte yapılacağını, kendisinin muhakkak katılacağını bildirmişti.
Düşman top sesleri kurtuluş ve hürriyeti gölgelese de, Mustafa
Kemal Paşa içinde bulunduğu ahvali, Maarif Kongresi’nin iptali için yeterli bulmamıştı. Oysa şehir neredeyse boşalmış, mebusların aileleri dahi şehirden çıkmaya başlamıştı. Paşa ise ülkede eğitim veren tüm okulların öğretmenlerini
Ankara’da bekliyordu.
Kongre Darülmuallimin binasında 15 Temmuz 1921 günü başladı. Ülkenin dört bir yanından kadın ve erkek öğretmenlerin katıldığı kongre mevcut okul ve öğrencilerinin tespiti, milli bir eğitim anlayışının benimsenmesi ve bu yönde gerçekleştirilecek çalışmaların belirlenmesi amacıyla toplansa da cumhuriyet sonrası eğitimin temelleri atılacaktı…
Kongrede aslen hiçbir karar alınmadı fakat Mustafa Kemal Paşa’nın yaptığı konuşma; çağdaş, medeni ve ilerici bir devletin habercisiydi adeta. Mustafa Kemal Paşa etkileyici konuşmasının bir bölümünde der ki;
“İşte biz, bu kongrenizden yalnız, çizilmiş eski yollarda alelade yürümenin tarzı hakkında müdavele-i efkâr etmeğe değil, belki serdettiğim şeraiti haiz yeni bir sanat ve marifet yolu bulup millete göstermek ve o yolda yeni nesli yürütmek için rehber olmak gibi mukaddes bir hizmet bekliyoruz… (İşte biz bu toplantınızdan yalnız, çizilmiş eski yollarda nasıl yürüyüp gidileceği hakkında beylik düşünceler ileri sürüp dağılmayı değil, belki de bu ortaya koyduğum koşullar çerçevesinde ulusa, yeni bir sanat ve bilim göstermek ve yeni kuşağı o yolda yürütmek için önder olmak gibi kutsal bir yararlılık bekliyoruz).”
Ve yine der ki;
“İstikbal için hazırlanan evlad-ı vatana, hiçbir müşkül karşısında serfuru etmeyerek kemal-i sabır ve metanetle çalışmalarını ve tahsildeki çocuklarımızın ebeveynine de yavrularının ikmal-i tahsil için her fedakârlığı ihtiyardan çekinmelerini tavsiye ederim… Milletimizin saf seciyesi istidat ile malidir. Ancak bu tabi istidati inkişaf ettirebilecek usullerle mücehhez vatandaşlar lazımdır. Bu vazifede sizlere teveccüh ediyor. Hükümet-i Milliyemizin kemal-i ciddiyet ve samimiyetle arzu ettiği derecede, Türkiye muallime ve muallimlerinin hayat ve refahını henüz temin edememekte olduğunu bilirim. Fakat milletimizi yetiştirmek gibi mukaddes bir vazifeyi deruhte eden heyeti mübeccelenizin bugünün vaziyetini nazarı itibara alacağından ve her müşkülü iktiham ile bu yolda gayet metinane yürüyeceğinden şüphem yoktur. Vazifeniz pek mühim ve hayatidir. Bunda muvaffak olmanızı cenabı haktan temenni ederim. (Gelecek için hazırlanan yurt çocuklarına, hiçbir zorluk karşısında baş eğmeyerek sabırla, güvenle çalışmalarını ve yetişmekte olan çocukların büyüklerine de yavrularının okumalarını sağlamak için hiçbir fedakârlıktan çekinmemelerini salık veririm. Milletimizin yaratılıştan gelen elverişliliğini geliştirmek sizlere düşüyor. Türk öğretmenlerine ulusal hükümetimizce, candan ve gönülden istendiği kadar iyi ve rahat yaşama koşullarının sağlanamamış olduğunu bilirim. Ama ulusumuzu yetiştirmek gibi kutsal bir ödevi benimsemiş olan yüce topluluğunuzun bugünkü şartları göz önünde bulundurarak, her türlü güçlüğü göze alarak bu yolda sarsılmadan yürüyeceğine de güvenim vardır. Göreviniz pek önemlidir, ulusun yaşamasıyla yakından ilgilidir. Bunda başarılı olmanızı Tanrı’dan dilerim).”
Mustafa Kemal Paşa’nın Maarif Kongresi’nde öğretmenlerle bir araya gelip yaptığı bu tarihi konuşma onu anlamak ve algılamak adına ışık olmaktadır. Bu konuşma işgal altında ve ordusu henüz birkaç gün önce bozguna uğramış bir milletin sıkıştığı karanlıktan çıkışın haritasıdır. Bu konuşma inançla ilgilidir, umutla ve düşlerle ilgilidir. Bu konuşma kararlılıkla, inatla ve güvenle ilgilidir. Ne zaman içinden çıkamayacağımızı düşündüren bir durumda kalırsak ilham almamız gereken bir konuşmadır.
Attığı her adımla, aldığı her kararla, tüm başarılarıyla ve fikirleriyle milletine yol göstermeye, öğretmeye ve eğitmeye devam ediyor Mustafa
Kemal Atatürk. Çok sevdiği mesleği askerlik olsa da daha çok inandığı ve benimsediği, heyecanlandığı, arzuladığı ve yapmaktan mutlu olduğu mesleği öğretmenlikti. Bu yüzden top sesleri altında öğretmenlerle bir araya geldi. Bir gün silahların bırakılacağını, topların susacağını ve cephelerin anlamlarını yitireceğini biliyordu. Onun asıl savaşı aydınlık bir gelecek için en önde yürüdüğünde başlamıştı. Başöğretmen olduğunda asıl savaşın komutanlığını üstlenmişti. BAŞÖĞRETMEN’İMİZİN Öğretmenler Günü kutlu olsun.
Aramızdan ayrılışının 86. yıldönümünde Ulu Önder Gazi Mustafa
Kemal Atatürk’ü saygı, minnet ve sevgiyle anıyoruz.
Fotoğraflar:
1. Tolga Aydoğan Koleksiyonu
2.Atatürk’ün Not Defterleri VIII, Ankara Genelkurmay Basımevi, 2008
Unutulmuşluğun kıyısında,Kırbaç gibi savrulan rüzgârların kestiğiçaresizliğin sessizliği,Ve tükenişin boşluğunda,Bir sonbahar denizi gibi uzanan bozkırın ortasındaumudun akını başlamakta… Bir şehri sevmek nasıl başlar? Ne yaşanmış olmalı ve neyi yaşamayı ummalı bir şehri sevebilmek için? Ankara soluk bir havayla sabahı karşılar. Sanki küstürdüğü denizi, yanına gökyüzünün mavisini de alıp çekip gitmiştir. Ankara’nın bu soluk sabahı, ağır ağır […]
Devamını Oku
Bir zamanlar tüyleri bembeyaz, gözleri parlak, yere hiç konmadan uçan bir güvercin varmış. Onun uçtuğu yerde ne kavga ne gürültü ne küslük ne anlaşmazlık yaşanırmış. İnsanlar güvercini gördüğünde kucaklaşır, türküler söyleyerek gökyüzünde süzülen güvercini selamlarmış. Güvercin, kâh sarp kayalıklardan kâh ağaçlardan bakar, gözünü insanların üstünden hiç ayırmazmış. Rivayet o ki; güvercinin neşesi ve gücü merhametten […]
Devamını Oku
Bazı şehirler, insanın yalnızlığını büyütür, bazılarıysa onu paylaşılabilir kılar. Ankara, bu iki duygunun ince dengesinde yaşar. Daha doğrusu, bana öyle gelir. Belki de pek bilmediğim bu şehre uzaktan baktığımdan öyle görüyorumdur, az sayıdaki Ankaralı arkadaşım öyle bir izlenim yaratmıştır. O dostlar da gri gökyüzü gibi mesafeli, yüklü bulutlar gibi yakınlar zaten. Onlardan dinlediğim Ankara’nın dostlukları, […]
Devamını Oku
Eski Ankara pastaneleri, o günlerin tatlı anılarını günümüze taşımakla beraber, bir zamanlar Ankara’nın tatlının başkenti olduğunun da ispatı. Bugün hâlâ o tatları yapabilen mekânların olması, eskinin bizlere mirası. Pastane deyip geçmemek lazım. Şimdilerde endüstrileşmeyle birlikte form değiştiren pastacılığın mekânları, bir zamanların en önemli buluşma noktalarıydı. Şairlerin, sanatçıların, yazarların gündelik hayat akışında başat rol alan bu […]
Devamını Oku