Hayatımda Ankara rüzgârının başladığı yıl 1998, aylardan eylül. İzmir’e üniversite okumak için kayıt yaptırmaya giderken, yarım günlük bir Ankara molasıyla kalbimin rotası oluşmaya başlamıştı. Sakarya Caddesi’nde bir akrabamızın ofisine uğradık, orada yol yorgunluğundan kaynaklı yarı uykulu halim geçtikten ve biraz kendime geldikten sonra sokağa atmıştım kendimi. Bir fotoğrafçıda öğrenci kimliği için fotoğraf çektirdim, yaş 19. […]
Hayatımda Ankara rüzgârının başladığı yıl 1998, aylardan eylül. İzmir’e üniversite okumak için kayıt yaptırmaya giderken, yarım günlük bir Ankara molasıyla kalbimin rotası oluşmaya başlamıştı. Sakarya Caddesi’nde bir akrabamızın ofisine uğradık, orada yol yorgunluğundan kaynaklı yarı uykulu halim geçtikten ve biraz kendime geldikten sonra sokağa atmıştım kendimi. Bir fotoğrafçıda öğrenci kimliği için fotoğraf çektirdim, yaş 19. O fotoğrafımı hâlâ saklarım ve çok severim, ilk Ankara hatırası.
Ankara’dan ayrılıp İzmir’e doğru yola çıkıyorum, yeniden kavuşma hevesiyle. 1999’da tekrar bir fırsat yaratıp geliyorum, Ankaray’la ve Ankara’ya dair güzelliklerle tanışıyorum. Sokakları bana çok düzenli geliyor, mekânlar, kitabevleri şahane. Anıtkabır’e ve Ankara Kalesi’ne, Anadolu Medeniyetleri Müzesi’ne götürüyor arkadaşlarım beni. Hiç bitmesin istiyorum ama okula dönmek zorundayım, ah keşke Ankara’da okusam dediğim zamanlar… Otobüs Karadeniz’den gelip akşam Ankara’dan geçerken daha da yoğunlaşıyor.
Sonra 2001’de tekrar yolumu düşürüyorum, bu sefer yayıneviyle görüşüp ilk kitap çalışmam Gurbet Pastası’nı sunacağım, heyecanlıyım. “Yaparız ama çok çalışman lazım” cevabıyla ayrılıyorum Selanik Caddesi’nden (Bu arada kitap da o görüşmeden 6 sene sonra çıkıyor).
2003’te nihayet okul bitiyor, Çamlıhemşin’e doğru yol alıyorum, henüz bir işim yok tabii. Sonbaharda okuldan hocam Sıdıka Yılmaz bana bir e-posta yönlendiriyor, bir yerel gazete muhabir arıyormuş, hem de Ankara’da. Hemen bilet alıp yola koyuluyorum. Ve henüz tam anlamıyla keşfetmediğim Ankara’da muhabir olarak işe başlıyorum. Bu macerayla çok kısa sürede Ankara’da epeyce yeri öğreniyorum. Karlı bir Ankara sabahında hem de Kızılay’a bir araba beni indirmişken Dikmen’in tepelerinden, şansın sadece araba olduğunu anlıyorum, işten çıkarılıyorum. Neyse ki hayal kırıklığı çok sürmüyor, BirGün kuruluyor ve ben oradaki ilk ekipte yer almak için görüşmeye gidiyorum. Bir süre sonra kabul ediliyorum ve benim için sahici Ankara hayatı başlıyor. Çeşitli gazetelerden gelen deneyimli gazetecilerle çalışma imkânım oluyor, ben hepsini çok sevmiştim o insanların. Çok güzel günlerimiz oldu. Hem gazeteciliği öğreniyor hem de Ankara’yı doyasıya yaşıyordum, Seyranbağları’nda bir de ev kiraladım abimle ki en sevindiğim yönlerinden biri oldu. Evden gazeteye yürüyerek gidiyordum, sokaklarda selamlaşarak yürümek, gazeteye gelince toplantı, haber koşturmacası, gelenleri karşılamak, uğurlamak derken koskoca bir sene öylece geçip gidiyor.
BirGün’deyken en büyük şanslarımdan biri Kazım Koyuncu ve Volkan Konak’la orada buluşmak oluyor. Tabii birçok değerli siyasi, oyuncu, sendikacı, sanatçıyla da… Orası bir okuldu benim için adeta. O tanışıklıklardan biri de o zamandan beri dostluğumuzu hiç eskitmediğimiz Murat Meriç’le olmuştu. Bir röportaj yapmıştık, sonra da sayesinde Ankara gecelerinin ne kadar neşeli ve eğlenceli olduğunu görmüş oldum.
İndi bahar Ankara’nın sisli yamaçlarına
Murat, o dönemki iş ortağı rahmetli Alper Fidaner’le beraber eski45likler isminde bir program yapıyordu. Arada sırada SSK İşhanı’ndaki başka mekânlarda da çalıyordu. Bir keresinde Dummy isminde şimdi olmayan bir mekânda program yapmıştı, davet etti. Murat, mekâna gitmeden, sana bir sürprizim var dedi, heyecanlandım. Mekâna girdim ki karşımda Erol Büyükburç ve eşi Ute. Çok şaşırmıştım ve sevinmiştim. Hem tanışmak hem onları dinlemek çok büyük bir sürpriz ve armağandı gerçekten. Alper’le yaptıkları programlar da inanılmaz eğlenceli oluyordu, sürpriz konukları da… İlk başta sakin oluyordu, açılış şarkısı genelde Mavi Işıklar’dan, “Ankara Rüzgârı”ydı. Ankara’yı bu kadar hissettiren bir şarkı var mıdır bilmem ama ben, “İndi bahar Ankara’nın sisli yamaçlarına” kısmında kendimden geçiyordum, sarhoş ediyordu o şarkı. Tabii sonra seçtikleri bir sürü güzel şarkıyla da dağarcığımızı zenginleştiriyorlardı. Orada bazen meslektaşlarımızı da görüyordum, herkes iş stresinin verdiği yorgunluğu sahnede dans ederek atıyordu. Ankara, gerçekten akşam eğlenceleriyle insanı neşelendiriyordu.
Ankara buluşmaları
Ankara’nın en sevdiğim yanlarından biri de tanıdık çok insan olmasıydı, memleketten özellikle… Birçok mekân vardı o dönem; pastaneler, kıraathaneler… Arada bir giderdik hemşerileri görmeye, bazen de Ankara’ya bir arkadaş yolunu düşürür, beraber giderdik. Tabii sadece o değil, bir kitabevinin önünde buluşulur, o gün nereye gidilecekse gidilirdi, o program Ankara söz konusuysa asla aksamazdı, bir de “akıllı” telefonlar yoktu o zaman, takoz telefonlar acayip iş görürdü. DVD’cilerden ya da sokaktaki tezgâhlardan film alınır, evde film izlenirdi. Ankara’nın içindeki herhangi bir yerde takılıp, hiç sıkıldığımı hatırlamıyorum. Bir de ben şanslıydım, çok arkadaşım vardı, sıkılmak gibi bir durumum yoktu. O dönem için hayıflandığım şeylerden biri çok fazla fotoğraf çektirmemiş olmak. Oysa çok şey yapmıştım arkadaşlarımla, keşke daha fazla hatıra saklamış olsaydım.
Ankara’ya veda
BirGün’lü ilk Ankara dönemi bittikten sonra, Ankara’dan askerlik için ayrıldım, 2008’de dönebildim yeniden. Tesadüf ve şans Seyranbağları’nda oturduğum evi yeniden kiraladım, sanki hiç ayrılmamışım gibi hissettim öyle olunca. Bir arkadaşımın ajansında işe başladım, Doğakaradeniz isimli bir dergi çıkardık beraber. O dergiyle hayat bulduğumu ve Ankara’nın bana oksijen verdiğini söyleyebilirim. Fuarlara gidiyorduk, insanlarla buluşuyorduk; hem içeride hem dışarıda çok güzel vakit geçiriyorduk. Doğakaradeniz sayesinde birçok yazarla da tanışma imkânım oldu, memleketi daha yakından ve derinlemesine tanıdım. Sonraki kitap çalışmalarımın çoğunun temelini sağlayan Ankara ve bu tanışıklıklar oldu diyebilirim. Ankara’nın belki de en güzel yanlarından biri, dayanışma duygusunun körelmemiş olmasıydı, onu yaşattı bana. 2011’e kadar da bu dergi macerasıyla Ankara’yı yaşadım, bir anından pişmanlık duymadan.
Ankara her daim hatıralarımda en özel mekânlara ev sahipliği yapan özel bir yer olarak kalacak. 2011’den sonra da her sene ziyaret ettim Ankara’yı. Şimdi çok daha büyük bir ailem var orada ve onun verdiği mutluluk bana yetiyor
Ankara bir emek kentidir. Cumhuriyet, ülkenin başkentini ilmek ilmek dokumuştur. 500 yıldan uzun süre payitaht olan İstanbul’dan sonra Ankara’da yeni bir ülke kuran yönetim, yeni başkentin yaşanabilir bir yer olmasını sağlamak için tüm imkânlarını seferber etmiştir. Şüphesiz, Ankara’nın başkent seçilmesi Atatürk’ün siyasi dehasının bir tezahürüdür. Ankara’nın başkent olmasıyla, Anadolu’nun dört bir yanından başkente göçler de […]
Devamını Oku
Hayatımda Ankara rüzgârının başladığı yıl 1998, aylardan eylül. İzmir’e üniversite okumak için kayıt yaptırmaya giderken, yarım günlük bir Ankara molasıyla kalbimin rotası oluşmaya başlamıştı. Sakarya Caddesi’nde bir akrabamızın ofisine uğradık, orada yol yorgunluğundan kaynaklı yarı uykulu halim geçtikten ve biraz kendime geldikten sonra sokağa atmıştım kendimi. Bir fotoğrafçıda öğrenci kimliği için fotoğraf çektirdim, yaş 19. […]
Devamını Oku
DÜŞLER KENTİ ANKARA Öyle değil midir? Ankara’nın bir “düşler kenti” olduğunu 1987’den beri haykırırım, da herkes duyar mı, kimse duymaz mı? Kimisi duyar da duymazdan mı gelir? Bastığı toprağı ayağının altında kendi varlığı için anıt kaidesi ya da çöp zannedenler ayırt etmez, edemez zaten bunu. Bir de portal alanı çizmişim Ankara Ankara Güzel Ankara şiir […]
Devamını Oku
Ankara, her bir sokağında ayrı bir hikâyenin, her köşesinde farklı bir dönemin izini taşıyan bir şehir. Bu nedenle var olan binaları, parkları, sokakları, caddeleri ve mekânları da bizlere çok şey anlatabiliyor. Cumhuriyet modernizminin planlı başkenti olma mirasını omuzlarında taşıyan bu şehir, bu güçlü mirasla birlikte kendini yenileme potansiyelini de her zaman bağrında saklar. Bugünlerde Çankaya’nın […]
Devamını Oku