Ayşen Şahin
Tüm Yazıları
Hayal Kurma Atölyesi: Matematik, Finans ve Yazın Sayılı Günleri
Ana Sayfa Tüm Yazılar Hayal Kurma Atölyesi: Matematik, Finans ve Yazın Sayılı Günleri

Üç kadın bir pazar sabahı balkonda kahve içip yaz planı yapmaya çalışıyorlardı. Liseden beri tanırlar birbirlerini. Yıldan kıdemli arkadaşlıkların alışkanlığına yaslı çeşitkenar bir üçgenidirler. Biri birkaç derece eğilse ya da dikelse zorlanacaklar. Yine de senelerdir farklı yalnızlıklarından bir çıkış gibi gördükleri dostluklarına sabır yoğun bir emek vermekteler. Biri beyaz yakalı Sevda, biri matematik öğretmeni Elif, […]

Üç kadın bir pazar sabahı balkonda kahve içip yaz planı yapmaya çalışıyorlardı. Liseden beri tanırlar birbirlerini. Yıldan kıdemli arkadaşlıkların alışkanlığına yaslı çeşitkenar bir üçgenidirler. Biri birkaç derece eğilse ya da dikelse zorlanacaklar. Yine de senelerdir farklı yalnızlıklarından bir çıkış gibi gördükleri dostluklarına sabır yoğun bir emek vermekteler.

Biri beyaz yakalı Sevda, biri matematik öğretmeni Elif, diğerinin mesleği değişiyor habire, adı Esra.

Sevda, on dört senedir çalışmakta, tecrübe kazandığı ilk üç sene hariç hep aynı şirkette, finansta. Büyük tutarlar yönetir hırsla. Büyük ve pahalı el çantaları taşır; ya bilgisayar vardır içinde ya da tablet. Boyun düzleşmesi var elindeki telefona bakmaktan, sıklıkla yakınır ağrılardan. Sosyal hayatı vardır kendince, nerede büyük bir etkinlik olsa orada. Bilet bedeline değil olayın büyüklüğüne bakarak karar verir nereye gideceğine, konserse on bin kişilik, olmadı tiyatro ise sahneyi beş bin kişi izlemeli. Elinden geçen onca paranın izi bile yetiyor varlıklı hissetmesine. Evi kira, bekâr daima, vakti yok ne istediğini bilmeyen adamlara.

Net tarihler istiyor tatil planı için dostlarından, yıllık izin girecek sisteme, işlerini yetiştirecek haftalarca sabahlayarak o güne. Yer, yol önemli değil otel ücreti de. Olmuşken iyisi olsun, öyle iyisi olsun ki anlatabilsin gururla işe döndüğünde. Onun üstün zevkine hitap etmeyen bir tabak illa bulacaktır zaten haftalar öncesinden rezervasyon yaptıracağı o “ala carte restaurant”tan. Dünya görgüsünü izahat yolu budur onun: “Her yerin ve lezzetin en iyisini bildiğimdendir müşkülpesentliğim, madem haftada altı gün saatleri saymadan çalışmaktayım, kazandığımı harcarken de o kadar sınırsız olmalıyım.” Farkına bile varmayacaktır Elif ile Esra’nın yalnızca çorba sipariş edebileceğine.

Elif matematik öğretmeni, eline geçen para artık yetmiyor üç otuz tabirine bile. Bir memurla evlenmeseydi asla döndüremezdi bir evi. Toplumun ortalaması uyarınca muhlistir, iyidir beyi. Tek çocuklarına yüksünmeden verir bakım emeği. Yine de elbet vardır prensipleri, eşi normalde gidemez ondan ayrı tatile. Lakin bu kadınlarla arkadaşlığı eskidir evliliğinden, özel izinlidir beyinin prensiplerinden. Elif matematik öğretir, her sene değişen müfredata hızlıca uyumlanır. Çocukların hayatına dokunan öğretmen olma hayalinden vazgeçeli beş on sene oldu. Eldekinden olma endişesi hayallerin üzerine oturdu. 

Matematiğin hası mutfak hesabında dönüyor. Her hafta planlanan bütçeden tasarruf ede ede çıkarıyor şu tatilin masrafını. Yetmediği yerler bankadaki kredisinden yer bunu biliyor. Üç harfli marketlerde gıdaların içeriğini kontrol etmeyi bıraktı, akışına saldı şu ölümlü dünyada hanehalkı sağlığını. Çocuk dünyada en güzel şey diyor dışarıda, bakım vermekten aynaya bile bakamaz oldu evde. Kimseye diyemese de ne kiminle gittiği umurunda ne de nereye… “Anne” çağrısı duymadan ve kocasına bir şeyin yerini tarif etmeden geçecek günlerin hayali yetiyor tatilden beklentisine.

Bütçesi zaten belli, değiştirilmesi teklif dahi edilemez yasa maddesi. En uyumlu görünenleridir Elif, asgari ücret altı parayla mantık çerçevesi bir evliliğin derin tecrübesi.

Esra kaldı geriye, deneyelim yetecek mi kelimeler onu ifadeye. Sürekli iş değiştirir çünkü dünya değişir, yaşı değişir, planları, zevkleri, hevesi değişir. Bazen çok kazanır, bazen hiç. Sevmeyi bilir, sevdiğini tutar, sevgi tamamen bitmeden de salar. Çok evlendi hep güzel boşandı aralara fırtına gibi aşklar da sıkıştı. Esra bazen ahşap oyuyor bazen duvar boyuyor. Vatmanlık da yaptı halıcılık da. Her işi genel kanaatlere biraz aykırı gitti. Pek sabiti sevmez hayatta ama denge için sabitler de gerekli, gayet farkında. O yüzden sürdürüyor lisedeki dostluğu, bu lunaparka çevirdiği hayatında kendi unutsa en azından kızlar hatırlar bir zamanlar neler peşinde koştuğunu.

Ortadaki alternatif tatil planlarını çekiştiriyordu Sevda ile Elif. Birinin ekonomik tabirini diğeri mezbele anlıyor, onun şık dediğini beriki acımasız buluyor.

Memleketin tatil beldelerinde de izan kalmamış, ikisinin birlikte sığabileceği bir koy olsun bulunamıyor.

Esra aldı lafı eline dedi ki:

“Sevda finansçısın ama ekonomi bilmiyorsun, ufkunu dar, bedelini yüksek tutuyorsun. Herkesin peşinden gidilen yolun maliyeti yüksek, hazzı düşük olur, optimize edemiyorsun.

Yanlış yatırımlarının kötü tecrübesini deneyimden sayıyorsun, alternatif maliyeti göz önüne almıyorsun. Bedenin amortisman bedelini hesaba katmıyorsun, ömrün marjinal maliyetini göz ardı ediyorsun.

Elif, matematik öğretiyorsun ama kendi hayatını hesaplamaya gelince rakam bilmez gibisin. Matematik yalnızca elindeki nakit ile kasadaki fiyatın eşitliği değil, geçen yılların, akan yaşların da hesabı.

İlk on sekiz sene reşit bile değilsin, dört sene üniversite desen gelirin yok özgür değilsin, iyi bir umutla 80’de sağlık sorunların mani olmaya başlasa kaldı bize altmış senede altmış yaz.

Koca ömrü biz yüz seksen ay için yaşıyoruz, bir hafta tatile sıkışsan yedi günden 1260. Bütün ömrün yüzde dördü bile değil. 

Hiçbir ihtiyaçtan kısmayalım, hiçbir lükse kaçmayalım, sürülerin peşine takılmayalım, ne yaşarsak yaşayalım, biz unutulmazı hedefleyelim. Yalnız bize aitmiş gibi tatil neden imkânsız olsun? Büyük düşünmek pahalı ya da uzak anlamına gelmiyor. Kalıplardan hele bir çıkalım.”

Üçü kalkıp hiç görmedikleri Fındıklı’ya gittiler. Ne sülalelerinde kütüğü Karadeniz’de olan vardı ne de daha önce gidip görmüşlükleri.

Yirmi dört senelik dostluğun yeni çağını açtılar ve kalan ömürlerindeki 280 günün planına bambaşka açıdan baktılar; sayılı gündür, sıradan olmasın…

Yazarın Diğer Yazıları
Hayal Kurma Atölyesi: Matematik, Finans ve Yazın Sayılı Günleri

Üç kadın bir pazar sabahı balkonda kahve içip yaz planı yapmaya çalışıyorlardı. Liseden beri tanırlar birbirlerini. Yıldan kıdemli arkadaşlıkların alışkanlığına yaslı çeşitkenar bir üçgenidirler. Biri birkaç derece eğilse ya da dikelse zorlanacaklar. Yine de senelerdir farklı yalnızlıklarından bir çıkış gibi gördükleri dostluklarına sabır yoğun bir emek vermekteler. Biri beyaz yakalı Sevda, biri matematik öğretmeni Elif, […]

Devamını Oku
Hayal Kurma Atölyesi: Gençliğimiz Var

Namık Abi sayesinde başladı her şey. Apartmanımızın ortak bahçesine kendi elleriyle kameriye yapan o. İlk yaptığı pek bir şeye benzememişti ama inat etti öğrendi marangozluğu; düzelte düzelte bayağı güzel ahşap bir kameriye yaptı, boyadı. Bizden de katkı payı falan istemedi. Kutlama için bir piknik istedi sadece, herkes kısır, börek, kek hangi tarifine güveniyorsa yapıp getirsin […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Ankara’da Nerede Serinleyebileceğini Bilen Bir “Yaz”ar

Virginia Woolf, yazabilmek için insana kendine ait bir oda gerektiğini söyler ya hani, bana da Ankara’da yaz gerekir yazabilmek için. Veya James Baldwin’i analım, o da der ya hani, insanın evi doğduğu yer değil kendini eksik hissetmediği yerdir, diye; işte benim için de o yer Ankara’dır, kendimi eksik hissetmemenin mevsimi de hep yazdır. İlk kitabımı […]

Devamını Oku
Çalışma

Bizi çalışmak yaşattı Yaşam akıp giderken Bir gurur mesaisi “Uyanıyor Ankara, günün ilk saatleri.” Çağdaş Türkü’nün bu şarkısı ve üniversiteli hayatlarımızı işçi sınıfının bir günüyle birleştiren sözleri, bize heyecan veriyordu. Günün ilk saatlerinde uyanamayacak kadar haytaydık o zaman. Devamsızlık tehdidi olan sabah sekiz derslerine şiş gözlerle gider, sıralarda uyuklarken bir sonraki eylemin planlarını yapardık.  Ancak […]

Devamını Oku