Ankaragücü ve Gençlerbirliği, sadece Ankara’nın değil memleket futbolunun da iki güzide kulübü. Başka branşları olsa da bu asırlık çınarlar, futbolla öne çıkıyor ama ne yazık ki bugün futbolun en üst mertebesi olan Süper Lig’de değiller. Gençlerbirliği’ni ayrı bir yazı konusu yapacağım. Önce yaş itibarıyla daha eski olan Ankaragücü için kalem oynatayım. Ankaragücü, Türkiye Kupası’nı kazandığı […]
Ankaragücü ve Gençlerbirliği, sadece Ankara’nın değil memleket futbolunun da iki güzide kulübü. Başka branşları olsa da bu asırlık çınarlar, futbolla öne çıkıyor ama ne yazık ki bugün futbolun en üst mertebesi olan Süper Lig’de değiller.
Gençlerbirliği’ni ayrı bir yazı konusu yapacağım. Önce yaş itibarıyla daha eski olan Ankaragücü için kalem oynatayım.
Ankaragücü, Türkiye Kupası’nı kazandığı için dönemin ikinci liginden birinci ligine alındı. Bu, o yıllara kadar yaşanmamış bir şeydi. Neylersiniz ki o zaman ülkede bu tip kararlar alınabiliyor, statüler değiştirilebiliyor ve kimse ses çıkartıp karışamıyordu..
Tabii bu durum Ankaragücü’ne olan sempatinin uzun yıllar boyu azalmasına neden oldu. Takımın taraftarlarının sosyolojik yapısı genellikle işçiler ve emekçilerdi.
Daha da ilginç olan, Ankaragücü’nün ilk tohumlarını atanların da işçiler olmasıydı!
Duygu Hatipoğlu ve M. Berkay Aydın’ın “Bastır Ankaragücü: Kent, Kimlik, Endüstriyel Futbol ve Taraftarlık” kitabından nasiplenerek, önce tarihsel bir geri pas yapayım: Kuruluş tarihini 1910 yılına dayandıran Ankaragücü’nün kökü orduya silah üretimi ve silah tamiratı yapan İstanbul’daki İmalatı-ı Harbiye’ye dayanır.
Bu askeri fabrikada çok sayıda futbol takımı kurulur. Birlik olma girişimleri tam sonuç vermez ama 31 Ağustos 1910’da -aynı tarihte- kurulan Altınörs İdmanyurdu ve Turan Sanatkârangücü, ilerleyen dönemde bunu sağlar.
Bu iki kulüp ‘Sanayi Mektebi’ adıyla zaman zaman maçlara aynı forma altında çıkar. Fakat yine de Cumhuriyet’in kuruluşuna kadar ayrı kulüpler olarak yollarına devam ederler.
Ankaragücü’nün kökünü dayandırdığı bu iki kulübün kurucularından beşi, aynı zamanda işçilerin örgütlendiği Osmanlı Sanatkâran Cemiyeti’nin de üyeleridir. Bu cemiyet de nihayetinde bu topraklardaki işçi sınıfının ilk örgütü olan ve 1894-95 yıllarında kurulan Osmanlı Amele Cemiyeti’ne gider dayanır.
Osmanlı döneminde hem işçi sınıfının örgütlenmesinde rol oynayan hem de Ankaragücü’nün nüvelerini oluşturan kulüplerde top oynayan bu beş ismi analım: Osman Ahmet Usta, Kazım Usta, Boşnak Hasan, Abdülmecid Numan Usta ve Hasan Muhittin Usta. Ki Hasan Muhittin aynı zamanda cemiyetin başkanlığını da yapmıştır.
Abdülmecid Numan ise, Osmanlı Mebusan Meclisi ile birinci Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne giren ilk işçi unvanına da sahiptir.
Numan Usta, İstanbul İşçi Teşkilatları
Heyet-i Müttehidesi’nin kurulmasında da öncü olur. 1923’te kurulan bu işçi teşkilatında işçi sınıfının örgütlenme mücadelesine doğrudan ayak uzatan Ankaragücü’nün kurucuları, işgal döneminde memleketin kurtuluşu için de kelimenin gerçek manasıyla topla tüfekle vatan toprağı cephelerinde direnirler.
İstanbul’un işgaliyle İngilizler İmalat-ı Harbiye’nin kapatılması için baskı uygulamaya başlar. Fabrikada kurulan gizli bir örgüt, silahları Anadolu’ya kaçırmaya başlar. Daha sonra ifşa olan direniş mensupları da Anadolu’ya; ağırlıkla da Ankara’ya gider.
Özetle, İmalat-Harbiye zamanla bugünkü Makine Kimya Endüstrisi’ne (MKE), Altınörs ve Turan kulüpleri de Ankaragücü’ne dönüşür. Halihazırda da kulübün tam adı MKE Ankaragücü’dür.
Görüldüğü üzere, istisnai bir tarihe sahip olan Ankaragücü’nün uzun yıllar içinde yolculuğu bu şekilde başlamış ve günümüze kadar uzanmıştır.
İşgal altında ve büyük yokluklar içinde memleketin bağımsızlığı için ölümüne mücadele vermiş bir kulüptür.
Türkiye Cumhuriyeti, 100. yılını kutlarken onun kuruluşunda büyük emekleri olan askeri fabrika işçilerinin takımı Ankaragücü, Süper Lig’de değil, alt ligdedir. Ve hâlâ da oradadır. Evet, Süper Lig’e yine gelebilir. Buna şüphe yok. Ama bu gelişler ve gidişler de bir öncekinden pek farklı olmayacaktır.
Zamanla Ankaragücü inişli çıkışlı bir mücadele verse de kuruluşundan bugüne başardıkları, mücadelesiyle yine en üst lige çıkacaktır elbette. Fakat artık kodlarında yazılı olan hırs, azim, başarı, inat ve mücadeleyi hep ileri, hep daha başarılı olmak için anımsamalıdır. Kalıcı ve her defasında büyüyen başarılar uzak değildir…Kulübün tarihsel gücüne dayanan bir mücadeleyle en üst lige kalıcı bir dönüş için mazisine dönüp bakması gerekir.
İmalat-ı Harbiye’deki o işçilerin mücadelesinden aldığı gücü hep hatırlayarak Süper Lig’e bir daha düşmemecesine geri döner… Başarılar Ankaragücü…
Dünya Kupası, dört yılda bir düzenlenen futbolun en büyük festivali. Bu festival, kupayı kazanmak gibi sportif hayallerin yanı sıra ülkelerin ekonomik, kültürel ve siyasal hesaplaşmalarına da sahne olan bir nevi “Silahsız Dünya Savaşı”. 2026 Dünya Kupası’na ABD, Meksika ve Kanada ev sahipliği yaptı. UEFA gibi FIFA da organizasyonları birden fazla ülkede yapmayı tercih etmeye başladı. […]
Devamını Oku
Çocuklar ve gençler… Toplumların kutsallarıdır. Aileden kamusal kurumlara kadar herkes bu iki yaş grubunun üzerine titrer. Öyle ya, onlar ‘gelecek’tir. Tüm söylemler, şu yüksek perdeli ifadeyle başlar veya biter: “Onlar geleceğimizdir.” Anne-baba da, öğretmen de, antrenör de, politikacı da bu sihirli ‘gelecek’ kavramından ötürü, gençlerin üzerlerine titrenmesi gerektiğini vurgular. Yazıya gençlerle devam edeceğim ama çocukların […]
Devamını Oku
Ahmet Telli şiirinin çok boyutlu estetik birikimi ile “Şair Ahmet Telli” nin örgütlü birey olarak bütünlüklü ele alınması zorunludur. Hayatı ve şiirleri iç içe geçmiş bir şair söz konusuysa, hem estetiğin dili hem de ideolojinin dili öne çıkar. Çünkü daha ilk adımda biliriz ki şiir bir cesaret işidir ama bu cesaret salt sözcüklerden ibaret değildir; […]
Devamını Oku
Ahmet Telli ve şiirini birkaç kelime ile tanımlamam gerekseydi sezgi, vicdan, aşk, isyan, direniş, dil ve arkadaşlık derdim. İlk sıraya sezgi kelimesini koymamın nedeni Telli’nin bireysel, toplumsal ve şiirsel anlamda varoluşunun sınırlarını ve sınırsızlıklarını belirlerken hem bir birey hem de bir eğitimci ve şair olarak sezgileriyle hareket ettiğini düşünmemdir. Bu düşünceye kapılmamın nedeni şairin şiirleri, […]
Devamını Oku