Kenan Başaran
Tüm Yazıları
2026 Amerikan Kupası
Ana Sayfa Tüm Yazılar 2026 Amerikan Kupası

Dünya Kupası, dört yılda bir düzenlenen futbolun en büyük festivali. Bu festival, kupayı kazanmak gibi sportif hayallerin yanı sıra ülkelerin ekonomik, kültürel ve siyasal hesaplaşmalarına da sahne olan bir nevi “Silahsız Dünya Savaşı”. 2026 Dünya Kupası’na ABD, Meksika ve Kanada ev sahipliği yaptı. UEFA gibi FIFA da organizasyonları birden fazla ülkede yapmayı tercih etmeye başladı. […]

Dünya Kupası, dört yılda bir düzenlenen futbolun en büyük festivali. Bu festival, kupayı kazanmak gibi sportif hayallerin yanı sıra ülkelerin ekonomik, kültürel ve siyasal hesaplaşmalarına da sahne olan bir nevi “Silahsız Dünya Savaşı”.

2026 Dünya Kupası’na ABD, Meksika ve Kanada ev sahipliği yaptı. UEFA gibi FIFA da organizasyonları birden fazla ülkede yapmayı tercih etmeye başladı. Bunun temel nedeni, futbol pazarını büyütmek. Buna karşın 2026’nın ağırlık merkezi ABD oldu. 104 maçın 78’i ABD’de, 13’er karşılaşma ise Kanada ve Meksika’da oynandı. Çünkü en büyük pazar orasıydı. Haliyle Dünya Kupası da “Amerikanvari” oldu. Açılış ve kapanış seremonisinden “su molası” bahanesiyle 90 dakikaların dörde bölünmesine ve de finaldeki şovlara sahne olan yarım saatlik devre arasına kadar bizim futbolumuz, Amerikan futbolu formatına dönüştürüldü. Evet, amaç daha çok para kazanılması olsa da dijital çağın dayatmalarının etkisi de yadsınamaz.

Futbolda ekonomik çarkları çeviren esas kaynak tribünden ziyade, ekran başındaki seyirci. Ekranın futbola ayağını en güçlü şekilde uzattığı ilk final, 1966 Dünya Kupası’ndaki İngiltere-Almanya maçıydı. O günden sonra futbolun metalaşması hızlandı. Futbol artık sanal versiyonlarıyla, sosyal medya içerikleriyle, üzerine oynanan bahislerle aynı anda çok çeşitli şekillerde yeniden üretilerek sayısız ürüne evriliyor. Bugün karşımızda masum değil, devasa endüstriyel bir oyun var. 2026 Dünya Kupası’nın tekstilden turizme kadar yarattığı ekonomik evren 47 milyar doları buldu. FIFA’nın geliri ise 15 milyar dolar. Bir önceki kupaya göre gelir iki buçuk kat arttı.

Birçok endüstriyel üründe olduğu gibi futbolun da çok ve hızlı tüketilmesi isteniyor. Bu nedenledir ki Dünya Kupası’nda takım sayısı 64’e çıkartıldı. Oysa 1930’da Uruguay’da düzenlenen ilk Dünya Kupası’na yalnızca 13 ülke katılmıştı. Hızlı tüketilen futbol ürünü, dijital çağın izleyici davranışlarını gözetmek zorunda. Benim oğlum futbol hakkında saatlerce konuşabiliyor ama bu bilginin temeli, izlediği maçlardan ziyade dijital mecralarda oynadığı sanal futbol içeriklerinden kaynaklanıyor. Şu Dünya Kupası’nda sadece bir iki maçı sonuna kadar izleyebildi. Haksız da bulmuyorum zira benim de sabır eşiğim düştü. Değil mi ki sinemada bile elimiz sürekli telefonumuza kayıyor. Hal böyle olunca bizim ayakla oynanan 2026 Dünya Kupası da ABD’nin elle oynanan Amerikan Futbol Ligi gibi kurgulandı. Finalimiz de bu ligin finali olan Süper Bowl gibi paketlendi.

Kupanın dünyanın her tarafında mümkün mertebe çok izlenmesi için saat farkının yarattığı handikaplar da azaltıldı. Bizim akşam onda izlediğimiz bir maç, Amerika kıtasının öğlen güneşinde oynatıldı. Ama birçok maç da biz uyurken oynandı. “Bizim Çocuklar” erken elendiğinden biz sadece üç maça işe gitmeden önce uyandık.

Benim baştan sona TV’den izlediğim ve bilinçaltımı en çok işgal eden kupa, 1986 Meksika’ydı. Maradona’lı Arjantin’in kazandığı o kupanın da finali dâhil, birçok maçı kavurucu güneşte oynanmıştı. Eduardo Galeano’nun meşhur kitabı “Gölgede ve Güneşte Futbol” adını bu durumdan alır. Öğlen güneşinde oynamaya en büyük itirazı Maradona yapmıştı fakat düzen 2026’da da değişmedi. Ne var ki artık tüm futbolcular birer “gönüllü gladyatör”. Bu kez çıkıntılık yapan bir kişi dahi çıkmadı. Bizim toprakların isyankâr gladyatörü Metin Kurt’un “Futbol borsada değil, arsada güzeldir” sözüne futbol romantikleri de kulak asmaz oldu. Belki de futbol ilk günden itibaren arsadan kovulmuştu. Zira bu oyun aristokratların amatör bir uğraşıyken, ona profesyonelliğin yolunu fabrikalardan gelen işçiler açmıştı. Yetenekli işçi futbolcular, para karşılığı takımlar arasında transfer yapmaya başlayınca aristokratlar yavaştan sahalardan çekildi. Fakat bu sayede de oyun halkın oyunu olmaya yüz tuttu. Gün geldi, işte o halk da “müşteri”ye dönüştürüldü.

Tüm endüstriyel ağırlığına rağmen Dünya Kupası’na futbolun ötesinde anlamlar kuvvetli şekilde yüklenmeye devam ediliyor. Çünkü millî takımlar, siyasal tutumları, tarihleri, toplumsal hafızaları ve geçirdikleri dönüşümlerle de ülkelerini temsil ediyor. Örneğin Fransa Millî Takımı, fena hâlde göçmenlerin entegrasyonunu sembolize ederken, Arjantin’de neden hiç siyah futbolcu oynatılmadığını da sorgulatıyor. Ve buradan da Arjantin’in tarihsel günahlarına kapı aralanıyor. Ukrayna ile savaşan Rusya, 2026 Dünya Kupası’na alınmazken, İran hâlihazırda savaştığı düşmanı ABD topraklarına girip top oynayabildi. Teşbih yaparsak; İran’ın top mermisi ABD topraklarına ulaşmadı ama meşin topu ulaştı!

Özellikle Maradona ve Che’den ötürü Arjantin’e sempati duyanlar, 2026 finalinde bocaladı. Çünkü bir yanda İsrail zulmü karşısında Filistin’e destek veren ve ayrıca Trump’ın hazzetmediği İspanya, diğer yanda İsrail’e destek veren Arjantin. Bireysel olarak da tutum sahibi olmayan kaptanı Messi! Esasen Arjantin’i desteklemek geçmişte de şizofrenikti. FIFA, 1978 Dünya Kupası’nı muhalifleri uçaklarla okyanuslara atarak öldüren cunta yönetiminin olduğu Arjantin’e vermişti. Ve o Arjantin, şike yaptığı artık sabit görülen maçta Peru’yu 6-0 yenerek elenmekten kurtulup nihayetinde de şampiyon olmuştu. Cunta yönetimi, fakir semtleri yüksek duvarlar örerek dünya medyasından gizlerken, siyasi kayıplar için Plaza de Mayo Anneleri sokaklarda oturma eylemleri yaparken, solcu teknik direktör Cesar Luis Menotti’nin çalıştırdığı Arjantin Millî Takımı cunta yönetimine şampiyonluk mutluluğu yaşatmıştı! Bu yaman çelişki nasıl açıklanacaktı? Menotti şöyle savunmuştu o şampiyonluğu: “Bu çocuklar halk için oynadı.” Ve evet, halk da takımla cuntayı özdeşleştirmeyerek şampiyonluğa sevinmişti.

Yüz yıl önce “Halklar artık yalnızca kendi rızalarıyla yönetilebilir” diyen ABD Başkanı Woodrow Wilson’dan, halkların başkanlarını yataklarından alıp kaçıran; komşusunun toprağını kanunsuzca isteyen ABD Başkanı Donald Trump’ın yönettiği bir ülkeye evrilen Amerika’nın kalbinde oynanan Arjantin-İspanya finalinde kazananın, uluslararası hukuka ve evrensel insan haklarına sadık kalma çağrısı yapan bir yönetimin olduğu İspanya olması, futbol üzerinden politik bir teselli olmuştur. “Amerikan pazarı” ise teselliyi, “Yamal, bebekken kendisini yıkayan Messi’den şampiyonluğu aldı” öyküsünü pazarlayarak buldu.

Yazarın Diğer Yazıları
Cumhuriyet’e götüren bir futbol maçı

Cumhuriyet’in kuruluşundan sonra spor, ortaya konulan vizyon ve yapılan yatırımlarla tarım, sanayi, finans, sanat gibi diğer birçok alanla birlikte atbaşı gitmiştir. Bir yandan spor teşkilatları kurulmuş, diğer yandan da hızlı bir şekilde tesisler inşa edilmiştir. Kulüplerin teşvikinin yanı sıra toplumsal sağlıkta spor önemli bir araç olarak görülüp,  kullanılmıştır. Bu noktada sporun, ‘beden eğitimi’ tanımıyla, toplumsal […]

Devamını Oku
2026 Amerikan Kupası

Dünya Kupası, dört yılda bir düzenlenen futbolun en büyük festivali. Bu festival, kupayı kazanmak gibi sportif hayallerin yanı sıra ülkelerin ekonomik, kültürel ve siyasal hesaplaşmalarına da sahne olan bir nevi “Silahsız Dünya Savaşı”. 2026 Dünya Kupası’na ABD, Meksika ve Kanada ev sahipliği yaptı. UEFA gibi FIFA da organizasyonları birden fazla ülkede yapmayı tercih etmeye başladı. […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Eylül gelince Ankara gençleşir

Kızılay, Cebeci, Beşevler, Bahçelievler, Emek, Balgat, 100. Yıl, oradan Eskişehir yolu ve oradan da Hacettepe, ODTÜ, Bilkent hattının bir temmuz-ağustosta, bir de eylülün sonlarına doğru tepeden fotoğrafını çekmek mümkün olsa keşke. Benim gözümde, tepeden değil belki ama yerden çekilmiş çok fazla görüntüsü var bu hattın. Biraz anlatmam gerekirse, temmuz-ağustosta her yer bomboş, trafik hep rahat, […]

Devamını Oku
Ankara’da güz, edebiyat ve zaman

UYANAN ŞEHİR “Son kuşlar da geçiyor / Biten bir sevda gibi / Uyanıyor Ankara…” Murat Yetkin’in şiirinden Eftal Küçük’ün bestelediği ve Çağdaş Türkü’nün seslendirdiği bu şarkı, şehre yabancı olanlarda bile bir “Ankara” duygusu yaratıyor. Hele mevsim sonbaharsa, tanıdık bir şehrin bildik bir havası etrafınızı sarıyor. Şarkının dizelerindeki gibi “Uyanıyor Ankara”: Günün ilk ışıklarıyla insanlar sokaklara […]

Devamını Oku