Yankı Yazgan
Tüm Yazıları
Eyyy Z Kuşağı
Ana Sayfa Tüm Yazılar Eyyy Z Kuşağı

Tam elli yıl önce, henüz Kuğulu Park Kavşağı bile yapılmamışken, Ankara’da gençliğe adım atmış bir yatılı lise öğrencisi olarak bugünün gençleri için anlamlı neler söyleyebilirim? Şöyle, kuşak farklarına dayanıklı bir eylemle, dedikodu ile başlayalım; sizin için söylenenleri biliyor musunuz? Örneğin, hemencilik, anında sonuç alma arzusu, alamadığında vazgeçme ve beklemeye pek tahammül edememe ya da kendi […]

Tam elli yıl önce, henüz Kuğulu Park Kavşağı bile yapılmamışken, Ankara’da gençliğe adım atmış bir yatılı lise öğrencisi olarak bugünün gençleri için anlamlı neler söyleyebilirim? Şöyle, kuşak farklarına dayanıklı bir eylemle, dedikodu ile başlayalım; sizin için söylenenleri biliyor musunuz? Örneğin, hemencilik, anında sonuç alma arzusu, alamadığında vazgeçme ve beklemeye pek tahammül edememe ya da kendi keyfine düşkünlük gibi davranışların yeni kuşaklarda daha sık ve yaygın olduğunu düşünen yetişkinler çok sayıda. Üstelik bu yetişkinlerin en azından benim çevremdekilerin gençliğini de biliyorum. Kendiminkini de dahil edeyim. Yine de konuşuyoruz.

Elli yıl öncesinden 40 yıl öncesine gelelim o zaman, geçen yüzyıldayız yine de. Bizim kuşak yirmili yaşlarının ortalarındayken, ben henüz 1 yıllık bir hekimken (Gençlik ve Toplum dergisi için, 1984) hazırladığım bir çizgi makaleye göz atalım: Adı, Doktorunuz Diyormuş Ki… Yazı gazete sağlık köşelerindeki kıdemli hekimlerin çok bilmişlikleriyle dalga geçmeyi amaçlarken tümüyle cinsel dürtülerimizi nasıl yöneteceğimiz, doğum kontrol tekniklerini gençlerin cinsel hayatına nasıl uygulayacağımız üzerine (espriyle karışık, ama canımızın istediğini ne yapıp edip bir biçimde yapmanın yollarını bulmak hakkında) fikirlerle dolu… Kendini kontrol etme çabası,  ettik, edemedik, tuttuk tutamadık tartışması bir sonraki sayıda sigara içme konusunda sürüyor. 

Özetle, arzularımıza boyun mu eğeceğiz, yoksa dizginleyip gelecekteki daha yüce amaçlara mı yönelteceğiz, bu kararsızlık, kendi kişisel yazılı tarihimizden binlerce yıl öncesinden bu yana kuşaklar boyu aktarılan bir miras adeta… Bugün ile yarın arasındaki tercihte, kendini tutanlar ile tutmayanlar karşılıklı saf tutuyor. Kuşaklar arasında bu safların dengesinde, gücünde bir farklılık var belki de.

Kendimizden küçük yaştaki herkese genç, büyük yaştaki herkese yaşlı deme alışkanlığımız bizi toptancı düşünmeye de itebilir. Oysa, benim gençlik Ankara’mdan bu yana geçen 50 yıla kim bilir kaç kuşak sığdı? Konumuz Z Kuşağı (yeni binyılda doğanlar) diye adlandırılan gençler olmakla birlikte, bir de hemen komşuları olan millenial (yeni binyılda genç olanlar) var, onlara da M Kuşağı diyelim. Yeni kuşaklar için eski kuşakların çokça söylediği sabırsız, doyumu erteleyemeyen gibi tanımlar hangisi için geçerli, aradaki farkı biz görebiliyor muyuz?  1980-95 arasında doğmuş olan M Kuşağı’ndakiler için bu özellikler daha fazla vurgulanıyor; onların da mazeretleri basit: “30 yaşımıza geldiğimizde anne-babamızın 30 yaşında sahip olduğunun yarısı kadar paramız var; iş bulma şansımız çok daha düşük. Hangi geleceği bekleyeceğimizi sanıyorsunuz?”

Z kuşağı olarak bilinen bir sonraki kuşağa, 1995 ve sonrası doğumlulara baktığımızda, büyümelerine denk gelen dönemlerde ekonominin durulduğu, bolluğun azalmaya başladığı yılların etkileri ne olmuş olabilir? Daha tutumlu oldukları, diğer yandan beklemekten ziyade sahici deneyimleri “yaşamayı” önemsedikleri söylenen bu kuşağa ilişkin varsayımlarımız da biraz fazla, hem de henüz hayatlarının baharlarında olmaları yanılma olasılığımızı artırıyor. 

Bilim ne der?

Kendini tutma ya da kontrol etme, arzuları dürtüleri erteleme gibi davranışlara kaynaklık eden beceriler, davranış ve beyin bilimleri araştırmalarında ‘kendini kontrol becerileri’ olarak adlandırılıyor. Özdenetim, dürtü kontrolü terimlerini de duymuş olabilirsiniz. Bu açıdan şimdiki kuşaklar ile geçmiştekiler (örneğin, ‘Doktorunuz Diyormuş Ki’de resmedilen gençler) arasında yapısal bir fark var da ondan mı bugünkü gençler (siz, eyy Z Kuşağı) önceki kuşaklara biraz değişik geliyorsunuz?

Araştırmalara bir örnek, 2018’de yayımlanan Stephanie Carlson ve arkadaşlarından (pandeminin bu sürece etkisi ayrı bir yazı konusu). Yeni kuşakların kendilerini kontrol becerileri (‘biz eskiler’e göre) daha mı zayıf sorusuna yüzde 75 (‘toplum’), “evet” demiş. Ama durun, araştırma orada bitmiyor. Sonraki adımında ‘60lar, ‘80ler ve 2000’lerde doğmuş üç kuşağın çocuklarını (çocukken) kendini kontrol becerileri açısından karşılaştıran yıllara yayılmış bu çalışmada insanın davranış gelişiminin ana göstergelerinden olan bekleyebilme ve doyumu erteleyebilme becerisini ölçmek için gelişim biliminin kullandığı bir testten faydalanılmış. 

Test şöyle: Çocuk önüne konan bir marshmallow’u (çocukların sevdiği bir şekerleme, marşmelov diyelim) yemeksizin yeterince (yaşa göre 5-9 dakika) bekleyebildiğinde, bir başka deyişle yeyip yutma arzusunu kontrol ettiğinde, iki marşmelovu birden yeme (ya da yanında götürme) hakkı kazanıyor.  Kendini iyi kontrol eden olarak tanımlanıyor. Daha önceki çalışmalar kendini iyi kontrol edenlerin hayat başarısı, gelir ve eğitim düzeyleri ve yaşam tatmini daha yüksek olduğunu göstermiş. 

M ve Z kuşağındakilerin marshmallow testinde önceki kuşaklara göre sınıfta kalmaları, önlerine konan marşmelov şekerlemsini ikinciyi beklemeyi bile düşünmeksizin yutmaları beklenirken, ‘müsrif’ M’ler de, ‘tutumlu’ Z’ler de, önceki kuşaklardan daha düşük bir performans göstermiyorlar. Bu grubun çocuklukta oluşan temel kendini kontrol ayarlarında öncekilere göre büyük bir fark yok. O zaman davranışlarda gözlenen farklılıklar nereden ileri geliyor? Sadece bir eski kuşaklar başkaydı canım’ın ötesinde neler düşünebiliriz? Becerinin varlığı ile becerinin kullanımını ayırt edelim. Bir beceriyi kullanıp kullanmamaya içinde olunan koşula göre karar veririz; öyleyse, belki de M, Z veya 78 Kuşağı’nın birbirinden farkları kendini kontrol becerilerinden öte içinde bulundukları sosyal, ekonomik ve kültürel iklime göre beceriyi ortaya koyup koymamalarında. 

Aynı kuşağın alt grupları arasında farklara bakınca ‘şimdi kendini tutan, ileride kazanır’ ilkesinin üst sosyoekonomik sınıflarda  yer alanlar için geçerli olduğu aşikâr ama alt sınıflardan gelen yoksul çocuklardan ikinci marşmelovu alabilmek için kendini tutabilenlerin bu becerilerinin ileride pek faydasını gördüğünden emin değiliz.  “Tuzu kuru” çocukların ikinci marşmelovu bekleme lüksünü kullandıklarını, yoksulların ise ne olur ne olmaz, elimizdekini bari kaçırmayalım diyerek önlerindeki lokumu ağızlarına atıverdiklerini anlıyoruz. 

Marşmelov testindeki kendini tutabilme becerisini kuşaklar arasında kıyaslama aracı olarak kullanıyoruz, ama, belki de hangi kuşaktan olduğumuzdan ziyade, ya da en az onun kadar, hangi toplumsal sınıftan olduğumuz hayatımızı belirlemeye devam ediyor. Kendini tutma yoksullar için bir tür ağzıyla kuş tutma durumuna dönüşüyor. Yoksul çocukların bu davranışına bir istisna var; test sırasında çocuğa birinci lokumu yemeyip ikinci lokum için beklemesini söylerken yetişkin yakınlık göstererek konuştuğunda, çocukla yetişkin arasında bir güven ilişkisi oluştuğunda kendini tutma becerisini ortaya koyabiliyor, ikinciyi bekliyor.

Bir ’ilerisi’ olduğuna inanç başkalarına güvenebilmek ölçüsünde oluşuyor. Bugünden başka bir zamanın olacağına, önceki kuşakların, anne-babaların, öğretmenlerin, liderlerin kendilerini değil bizi güvende tutacaklarına inanmaksızın hayal kurmak, hele hayali olmayan bir geleceğe hazırlanmak pek mümkün değil. 

O zaman, elli yıl önceki gencin kuşağı giderayak bu güvenin oluşumuna katkıda bulunabilir. Geleceğe inancını sürdüren sesleri duymak M, Z ya da sonraki kuşakların marşmelovu hapur hupur yutmak yerine tadını çıkartarak yemesine imkân verebilir.

Yazarın Diğer Yazıları
Çocuklar Değerlidir

TBMM’nin açılış tarihinin Cumhuriyet’in çocukları için bir bayram ilan edilmiş olmasının günümüz için tek bir anlamı var: Önce çocuklar. Bu anlama uygun davranıp davranmadığımıza göre kendimizi değerlendirebiliriz. Çocuklara ne kadar değer verdiğimizi nasıl ölçebiliriz? Kaç para harcadığımızdan daha iyi bir ölçü yok. Yeni doğanlar, bebekler, küçük çocuklar, anneleri-babaları… Eğitim şart, ama nasıl bir eğitim? Çocukların […]

Devamını Oku
Yeni – Eyyy Z Kuşağı

Ankara’nın o sırada yeni mahallelerinden Yenimahalle’de yaşayan akrabalarımıza ziyaretlerde mahallenin adının verdiği bir olumlu havayı hissettiğimi hatırlıyorum. Yeni olan şeylere ilgi duymakla bildik olandan şaşmamak arasında kaldığım, düşüncemin somutlaştırmayı esas aldığı zamanlar, okumayı bile öğrenmemişken. İzmir treninin en soğuk durağı Eskişehir’in eski olmasıyla soğukluğunu bağdaştırmam gibi. Soğuk ve sıcak arasındaki bağlantıyı da eski/yeni, bayat/taze ikileminden […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Ankara’da Çocuk Olmak

Ankara’da çocuk olmak; bozkırın sert rüzgârına karşı avuçlarında bir güneş saklayarak, tarihin suskun taşları arasında kendi masumiyetinin sesini aramak gibi… Bozkırdan Başkente Dönüşen Ankara’da Çocukluk Ankara, bir zamanlar bozkırın ortasında sade bir kasabaydı. Rüzgârı sert, toprağı yalın, ufku genişti. Ama o ufkun içinde büyüyen çocuklar için dünya kocamandı. Sokaklar oyun alanı, boş arsalar düş kurma […]

Devamını Oku
Ankaram = Anadolum…

Başkentte ilk evimiz Çıkrıkçılar Yokuşu’nun tepesine yakın “Safranhan”ın eteğindeki… Salman Sokak’taydı, yurdun her yöresinden komşumuz vardı. Çocuk aklımla canının istediği gibi sansürsüz konuşan amcaları teyzeleri… Akranlarımı yadırgamazdım; dilleri bizim dile benziyordu… “Anam eccük duz istiyo… İpta ben geldim… Ne diyo o gabcuk aaazlı… Gayfe iccen mi? Ellaam sen iyi bilin…” Bizim evdekiler de komşular da […]

Devamını Oku