Hande Çiğdemoğlu
Tüm Yazıları
Dünyanın En Büyülü Sandığı
Ana Sayfa Tüm Yazılar Dünyanın En Büyülü Sandığı

Dedemin kitaplığını kalın ciltli kitaplar süslerdi. Kimi baş ucunda, kimi masasında ama sonunda kitaplığının en güzel yerinde. Sıklıkla sayfalarını karıştırdığı, içinde yazanların altını çizip notlar aldığı bu koca kitaplara “sözlük” denildiğini sonradan öğrendim. Tıpkı onların dünyanın en büyülü sandıkları olduğunu öğrendiğim gibi. Dîvânu Lugâti’t-Türk, Büyük Türkçe Sözlük, Osmanlıca-Türkçe Sözlük ve diğerleri. Cumhuriyet’in en değerli kazanımlarından […]

Dedemin kitaplığını kalın ciltli kitaplar süslerdi. Kimi baş ucunda, kimi masasında ama sonunda kitaplığının en güzel yerinde. Sıklıkla sayfalarını karıştırdığı, içinde yazanların altını çizip notlar aldığı bu koca kitaplara “sözlük” denildiğini sonradan öğrendim. Tıpkı onların dünyanın en büyülü sandıkları olduğunu öğrendiğim gibi. Dîvânu Lugâti’t-Türk, Büyük Türkçe Sözlük, Osmanlıca-Türkçe Sözlük ve diğerleri. Cumhuriyet’in en değerli kazanımlarından Köy Enstitüsü’nün bir mezunu olan dedem, eğitimci olmasaydı eminim harika bir leksikolog olurdu. 

Sözlük ya da sözcükbilim olarak tanımlanan, pek çok kolu içinde barındıran bir bilim leksikoloji. Dedem de bu bilimin özellikle semantik kısmıyla ilgiliydi. Hepimiz biliyorduk ki kelimeler ve anlamları onun için çok önemliydi. Dilin doğru kullanımı da… Bu yüzden yıllarca öğretmenlik ve idarecilik yapmış bu aksi ihtiyarla bir araya gelmek, biz torunları için kimi zaman ürkütücü olabiliyordu. Bu görüşmelerin ne kadar keyifli ve faydalı olduğunu şimdilerde anlıyorum. İlerleyen yaşına rağmen kendini geliştirmek de, çocuklarından sonra biz torunlarını yetiştirmek de sanırım onun için mesleki bir sorumluluktu. Erdemli ve ahlaklı insan, iyi bir yurttaş olmayı, görgü kurallarına -onun deyimiyle adabımuaşerete- uygun davranmayı yaşantısını gözlemleyerek öğreniyorduk. Yeni kelimeleri de ders niteliğindeki sohbetlerinden… Küçük bir çocuk olmamıza rağmen onunla konuşurken kurduğumuz cümlelere dikkat eder, dilimizi doğru kullanmaya özen gösterirdik. Her buluşma, yeni sözcüklerin anlamlarına, hikâyelerine ya da anılarına eşlik ederdi. 

Kelimeler, insanlığın en büyük gücü, en kadim dostu, en değerli mirası. Anlaşılmayı bekleyen ruhumuzdan yansıyanları, sorularımızı, kavgalarımızı aktarmak için onlara sarılıyoruz, her birimiz uzun zaman önce köklenmiş ve dallarını göğe uzatmaya devam eden bir ana dile sahibiz. Üstelik öğrenilmeyi ve keşfedilmeyi bekleyen pek çok dil var. Alman düşünür Heidegger, dilin yalnızca günlük iletişimde kullanılan linguistik işaretler değil insanın ontolojik bir inşası olduğunu söyler. Yani dili, varlığın evi olarak görür. Kelimeleri bir dilin en küçük anlamlı birimi olarak kabul edersek insan varlığının kelimelerle anlamlandığını söylemek yersiz olmaz. Çünkü onlar sadece ses veya yazılı işaretler değil; düşüncelerimizi, duygularımızı ve kültürel kimliğimizi de temsil eden araçlar.

İnsanlık, dünyayı kendine yuva belleyeli beri 30 bin farklı dil türetmiş. Sayısız kelime, sayısız insanın varoluş mücadelesine hizmet etmiş. Ne yazık ki pek çoğunun dalları kurumuş, geleceğe bir harfi bile aktarılamamış. Kimbilir şu an bir durumu anlatmak için aradığımız ne çok kelime yok oldu, edebi eserleri süsleyen ya da ciddi müzakereleri kurtaran ne çok kelime kayboldu. Dünya üzerinde geriye kalan 7 bin farklı dilin 2 bin tanesi ise yok olmak üzere. Pek çok kültürle harmanlanmış ülkemizin dil haritasında da durum, bu anlamda pek iç açıcı değil. Günlük yaşamda 36 farklı dil kullanılsa da pek  çoğu tehlike altında. Romanca, Hertevin, Batı Ermenicesi, Pontus Yunancası, Suret ve az önce sevgiyle andığım dedemin ana dili olan Abazaca bunlardan birkaçı. Ubıhça, Mlahso ve Kapadokya Yunancası ise artık hiç konuşulmuyor. Kaybolan her dil, yok olan milyonlarca kelime demek. Bunlar yitip giderken insanlık hazinelerinden bir parçayı da yanlarında götürüyor. Çok üzücü…

Özellikle edebiyatla uğraşanlar için kelimelerden oluşmuş bu kültür mirasının önemi büyük. Dil üzerine hazırlanmış kaynaklar ve sözlükler, bizler için paha biçilmez bir servet. Leksikoloji, leksikografi, etimoloji, filoloji, semantik, linguistik gibi pek çok çalışma alanı ise arka bahçelerimiz. Ulu Önder’in “ahenktar ve zengin” olarak nitelendirdiği Türk dilinin cömertliği bu anlamda işimizi kolaylaştırıyor. Böylece kimi araştırmalarımızdan, kimi okuduklarımızdan, kimi  de büyüklerimizden, dostlarımızdan öğrendiğimiz kelimeler varlığımıza anlam katıyor. Bazen de zaten bildiğimiz kelimeler, hayatımızda  yeni bir yer edinip serüvenimizin seyrini değiştiriyor. 

“Kelimelerin gücünü anlamadan insanların gücünü anlayamazsınız.” der Konfüçyüs. İşte ben de bir kelime tutkunu olarak bu büyülü dünyanın etkisi altındayım. Kelimelerin ve onların var ettiği edebiyatın gücüne inanıyorum. Bu yüzden kültür ve edebiyat dünyamız için yeni bir soluk olan Karanfil dergide, Leksikon Öyküler köşesiyle sizlere “merhaba” diyorum.  Heyecanla seçtiğim bir kelimenin mayalandırdığı öykülerle buluşmak üzere…

Yazarın Diğer Yazıları
Bir Şarkıya Eşlik Eder Gibi ‘Livaneli Edebiyatı’

Zülfü Livaneli sanatını müzik, sinema, edebiyat olarak bölümlendirmek, herhangi bir eserini tek bir çerçevede ele almak çok zor. Çünkü onun sanatı, bireysel bir dışavurum meselesi değil müzikle, sözle ve edebiyatla kurulan bir düşünce dünyasından oluşuyor. Livaneli’nin yarım asrı geçen sanat yolculuğunda zamanlar, nesiller ötesi güçlü bir özellik var. Bu, tıpkı müziği gibi edebiyatında da öne […]

Devamını Oku
Çiçek Açan Badem Ağacı

Sevgili Arkadaşım Bahar, Bundan tam 26 yıl evvel sana ilk mektubumu yazarken de böyle demiştim. Oysa henüz arkadaş değildik; birbirimiz hakkında öğretmenlerimizin elimize verdiği kâğıtta yazan kadarını biliyorduk. Bahar Çelik, 4. Sınıf Öğrencisi, Ankara’da yaşıyor. Mahalle arkadaşı ya da sınıf arkadaşının ne demek olduğunu biliyordum ama mektup arkadaşını ilk kez duyuyordum. Yüzünü hiç görmediğin, birlikte […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Ankara, Düşlerin Gerçek Olduğu Yerdir!

DÜŞLER KENTİ ANKARA Öyle değil midir? Ankara’nın bir “düşler kenti” olduğunu 1987’den beri haykırırım, da herkes duyar mı, kimse duymaz mı? Kimisi duyar da duymazdan mı gelir? Bastığı toprağı ayağının altında kendi varlığı için anıt kaidesi ya da çöp zannedenler ayırt etmez, edemez zaten bunu.  Bir de portal alanı çizmişim Ankara Ankara Güzel Ankara şiir […]

Devamını Oku
Müşterek İhtimalini Mümkün Kılmak: Esat Hâl’in Hafızası ve Gelecek Yolculuğu

Ankara, her bir sokağında ayrı bir hikâyenin, her köşesinde farklı bir dönemin izini taşıyan bir şehir. Bu nedenle var olan binaları, parkları, sokakları, caddeleri ve mekânları da bizlere çok şey anlatabiliyor. Cumhuriyet modernizminin planlı başkenti olma mirasını omuzlarında taşıyan bu şehir, bu güçlü mirasla birlikte kendini yenileme potansiyelini de her zaman bağrında saklar. Bugünlerde Çankaya’nın […]

Devamını Oku