Öner Yağcı
Tüm Yazıları
Cumhuriyet Sevdalısı Bir Aydın Öğretmen: Vecihi Timuroğlu
Ana Sayfa Tüm Yazılar Cumhuriyet Sevdalısı Bir Aydın Öğretmen: Vecihi Timuroğlu

Vecihi Timuroğlu, 27 yılı sürgünde olmak üzere Sivas, Hekimhan, Elazığ, Bitlis, Urfa, Silifke, Aydın, Artvin, Sinop, Kastamonu, Beyşehir, Nusaybin, Cizre ve Diyarbakır’da 33 yıl öğretmenlik yaptıktan sonra Ankara’nın merkezindeki sağcıların kalesi Atatürk Lisesi’ne Müdür olarak atanmıştı. Göreve başladığı gün silahlı saldırıya uğramış, müdürlük yaptığı bir buçuk yıllık dönemde okulun yurdundaki işgali kaldırmış ve duvarına “Bağımsızlık […]

Vecihi Timuroğlu, 27 yılı sürgünde olmak üzere Sivas, Hekimhan, Elazığ, Bitlis, Urfa, Silifke, Aydın, Artvin, Sinop, Kastamonu, Beyşehir, Nusaybin, Cizre ve Diyarbakır’da 33 yıl öğretmenlik yaptıktan sonra Ankara’nın merkezindeki sağcıların kalesi Atatürk Lisesi’ne Müdür olarak atanmıştı.

Göreve başladığı gün silahlı saldırıya uğramış, müdürlük yaptığı bir buçuk yıllık dönemde okulun yurdundaki işgali kaldırmış ve duvarına “Bağımsızlık benim karakterimdir. Mustafa Kemal Atatürk” yazdırmıştı.

Kurduğu kadroyla amansız bir mücadele vererek yürekliliği ve söz söyleme ustalığıyla öğrencilerin gönlünü kazanmayı başararak okuldaki işgali kırmış, eğitimin sürekliliğini sağlamıştı. 

Atatürk Lisesi’nin efsane müdürüydü o. Muzaffer İlhan Erdost’un deyişiyle, “Öğretmenlerin öğretmeni olarak özgürlük savaşçısı, başöğretmenlerimizden biri… O, gericiliğin faşizmle el ele, okulları kuşattığı günlerin özgürlük kavgacısı, adı yazılmamış kahramanı”ydı.

O “Ben Öğretmenim” adlı şiirinde şöyle diyen bir öğretmendi: “İnce sevecen eller/ Yırtarlar gözün perdesini/ Bir ışık süzülür/ Karanlıkların içinden/ Yaşam güzelleşir/ Bir kez parlamıştır ışık/ Oynaşır zamanla./ Ben öğretmenim/ İnsanın olduğu yerde şafak/ Gelemem bağbozumuna/ Çocuk deyince gülerim/ Güller açılır yüzümde./ Bir kuşun adı: Dostluk/ Dostlarım tarihten süzülmüş güvercinler/ Çocuk gençlik bilim özgürlük ve zaman./ Tanrılar ve gölgeli elçileri rahipler/ Zalimler hacılar hocalar ve bilcümle/ Cahiller kanlı karanlıklar düşmanım.”

1978’de askerlik dönüşü Ankara’ya taşınmıştım ve TÖB-DER’in merkez yönetimindeyken kimi dergilerde yazılarını, şiirlerini okuduğum Vecihi Timuroğlu Hocayla Ahmet Say’ın çıkardığı Türkiye Yazıları’nda, tanışmanın kıvancını yaşadım. 

O günlerde sık sık bir araya geliyor ve ülkedeki, okuldaki durumla ve edebiyatla ilgili sohbet ediyorduk. Barbar saldırganlığın doruğa çıktığı 12 Eylül öncesinde, gerçek bir eğitimci olmanın örneğini verirken derinlikli edebiyatçılığıyla yaşamın güzelleştirilmesine katkıda bulunuyordu.

“Düşüncenin özgürleşmesini savunup insanları din öğretimine zorluyorsanız, bilinç arabasını, hâlâ inanç atlarına çektiriyorsanız, özgür düşünceyi davranış biçimine dönüştürememişsiniz demektir,”  diyen Vecihi Timuroğlu, kendisini yurt sevgisiyle yaratıp aydınlıkla, özgürlükle damıtan, öfkeli, duyarlı, hoşgörülü, gerçekçi, bilge, sevdalı, uyaran, felsefe-edebiyat birlikteliğinin özgün yazarı, sözün ve yazının ustası olan bir cumhuriyet aydını bir öğretmen, mücadele eden bir aydındı.

İnsanlığın, kültürümüzün, ulusal bilincimizin, edebiyatımızın aydınlığını ve değerlerimizi sahipleniyor; Cumhuriyet’in kazanımları üzerine söz söyletmiyor, laiklik düşmanı ideolojiye karşı amansız bir mücadele sürdürüyordu. 

“Şiiri, aşkı, öğretiyi ve dostluğu en büyük yaşam değerleri olarak görüyorum” diyen Timuroğlu, Şükran Kurdakul’un “Çağdaş acıların yarattığı duyarlıklar, doğunun türkü ve deyişlerinden özümsenmiş zenginliklerle kaynaşmış görünür,” dediği şiirlerinden kitaplar sundu: Bura Yemen’dir, Tut Beni Sevda Çağırır, Bir Sürgünün Ezgileri, Kardaşım Oğul, Merhaba Oğlum, Bülbülleri Ne Yaptılar?, Siyah Bir Güldür Ölüm, Büyü.

En çok denemeyi sevdiğini, denemenin sanatçının sistemleştiremediği felsefenin türü olduğunu, yeni düzenin insanını yaratmada ortaya çıktığını, bir materyalistin denemesinin yaşamdan kaynaklanmayı amaçlaması gerektiğini, “küçük nesnel ve somut olaylardan yola çıkarak toplumun insanını” aradığını söyleyen Timuroğlu, Cemal Süreya’nın “Yazılarının sonuna felsefe pençesini atar”, M. Cevdet Anday’ın, “Türk yazınında, felsefe yapmasını bilen tek yazar” yargılarını kanıtlayarak denemeyi felsefeyle bütünleştirdi: Göz Göz Olmak, İnançları Uğruna Öldürülenler, Yazınımızdan Portreler, Yazılanından Başkalarının da Okuyacağı Mektuplar, Şiirin Büyücü Kızı: İmge, Aşk Üzerine. 

İlhan Selçuk’a “Elini attığı her konuyu en açık, en yoğun, ama sorunsalı çözümleyebilecek biçimde yazmış,” dedirten kitaplarıyla değerbilir bir incelemeci oldu:  Simavne Kadısıoğlu Şeyh Bedreddin ve Varidat, Dersim Tarihi, Türk-İslam Sentezi, İslam’ın Akl’a Bakışı Üzerine Bir Deneme, Nasrettin Hoca’nın Düşünce Dünyası, Hallacı Mansur’dan Nesimi’ye Değin Doğu’da ve Batı’da Düşünsel Gelişme Üzerine Söylev, Alevilik Bektaşilik Şiilik Kızılbaşlık, Estetik, Dursun Akçam’ı Anmak, Ahmed Arif’in Türk Şiirindeki Yeri Üzerine Bir Deneme, Mevlâna, Ahmet Kutsi Tecer, Cahit Külebi, Orhan Kemal, Ahmed Arif, Melih Cevdet, İlhan Selçuk, Muzaffer İlhan Erdost. 

Özdemir Nutku’nun deyişiyle, “kökü Anadolu, yol göstericisi Atatürk Aydınlanması” olan Timuroğlu Kurtuluş Savaşçısı Atatürk, Atatürk’ün Söylevi Üzerine’yi yazdı, ülkemizde ilk İnsan Hakları Sözlüğü’nü hazırladı ve yaşam yolculuğunu kararlılıkla sürdürerek bilimle sanatı buluşturdu, dünü bugüne, bugünü yarına taşıdı. 

Aydınlatılma savaşımımızın öğretmeni, yazarı, şairi, araştırmacısı, felsefecisi, bilgesi olarak öğreten, uyaran Vecihi Timuroğlu’na özlemle. 

Yazarın Diğer Yazıları
Cumhuriyet Sevdalısı Bir Aydın Öğretmen: Vecihi Timuroğlu

Vecihi Timuroğlu, 27 yılı sürgünde olmak üzere Sivas, Hekimhan, Elazığ, Bitlis, Urfa, Silifke, Aydın, Artvin, Sinop, Kastamonu, Beyşehir, Nusaybin, Cizre ve Diyarbakır’da 33 yıl öğretmenlik yaptıktan sonra Ankara’nın merkezindeki sağcıların kalesi Atatürk Lisesi’ne Müdür olarak atanmıştı. Göreve başladığı gün silahlı saldırıya uğramış, müdürlük yaptığı bir buçuk yıllık dönemde okulun yurdundaki işgali kaldırmış ve duvarına “Bağımsızlık […]

Devamını Oku
Bu Sayıdan Yazılar
Dostluğumuzun Başkenti

Bazı şehirler, insanın yalnızlığını büyütür, bazılarıysa onu paylaşılabilir kılar. Ankara, bu iki duygunun ince dengesinde yaşar. Daha doğrusu, bana öyle gelir. Belki de pek bilmediğim bu şehre uzaktan baktığımdan öyle görüyorumdur, az sayıdaki Ankaralı arkadaşım öyle bir izlenim yaratmıştır. O dostlar da gri gökyüzü gibi mesafeli, yüklü bulutlar gibi yakınlar zaten. Onlardan dinlediğim Ankara’nın dostlukları, […]

Devamını Oku
Ankara: Tatlının Da Başkenti

Eski Ankara pastaneleri, o günlerin tatlı anılarını günümüze taşımakla beraber, bir zamanlar Ankara’nın tatlının başkenti olduğunun da ispatı. Bugün hâlâ o tatları yapabilen mekânların olması, eskinin bizlere mirası.  Pastane deyip geçmemek lazım. Şimdilerde endüstrileşmeyle birlikte form değiştiren pastacılığın mekânları, bir zamanların en önemli buluşma noktalarıydı. Şairlerin, sanatçıların, yazarların gündelik hayat akışında başat rol alan bu […]

Devamını Oku